Peygamberimize (S.A.V.) İndirgemeci Bakışı Tenkid-1

Abone Ol

Türkiye’de çeyrek asırdır “Peygambersiz İslâm Projesi” iyice gün yüzüne çıkmıştır. Bir taraftan, “Bize sadece Kur’an yeter” anlayışıyla hareket eden Kur’aniyyûn ekolünün Peygamberimizin (S.A.V.) Kur’an’ı tebyin (açıklama) yetkisini gasp edip kendi indi görüşlerini ortaya koyma hevesleri, diğer yandan Dinlerarası Diyalog fitnesiyle Peygamber Efendimize (S.A.V.) iman etmeden de Yahudi ve Hıristiyanların kurtuluşa ereceği, cennete gideceği iftirası. Bu iki bakış açısı yıllardır Müslümanlara empoze edilmeye çalışılmaktadır. Bunlardan da öte, şimdilerde Peygamber Efendimize (S.A.V.) indirgemeci bir bakışın planlı bir şekilde icra edildiğini görmekteyiz.

Marmara Üniversitesi mütekâid tefsir hocalarından Prof. Dr. Mustafa Öztürk’ün Kuramer tarafından yayınlanan “İslam Kaynaklarında, Geleneğinde ve Günümüzde Cihad” adlı sempozyum kitabında Kur’an’ın lâfzının Allah’a ait olamayacağına dâir inancını belirttiği şu sözleri daha önceki yazılarımızda gündeme getirmiş ve tenkid etmiştik. Öztürk şöyle söylemektedir: “Tam bu noktada Kur’an vahyinin mahiyeti ve Hz. Peygamber’e hem lafız hem mana mı yoksa salt mana ve mefhum tarzında mı indirildiği meselesi de tartışmaya değer niteliktedir. Zira Kur’ân’ın hem lâfız hem mana itibarıyla inzal edildiğini kabul etmek, cihad ve kıtal meselesinde kullanılan politik dilin bizzat Allah’a ait olduğunu söylemeyi gerektirir. Vahyin salt mana ve mefhum olarak inzal edildiğini kabul etmek ise söz konusu dilin Hz. Peygamber tarafından formüle edildiğini, dolayısıyla Allah katından genel muhteva ve perspektif olarak aldığı vahyin ışığında konjonktürel gelişmelerle ilgili yol haritasını kendisinin belirlediğini söylemek gerekir ki, bu ikinci ihtimal daha makul görünmektedir. Aksi takdirde ‘Allah’ın ahlâkîliği’ meselesi gündeme gelir.”

Öztürk’ün iddiasının özeti tam olarak şudur: Öztürk, Kur’an ayetleri arasında çelişkiler olduğunu iddia etmekte ve bu çelişkilerin “Allah’ın ahlâkiliği” meselesini gündeme getireceğini öne sürmekte, çelişkileri bertaraf için de Kur’an’da tahrifata yeltenmektedir. Öztürk’e göre Kur’an’daki bu çelişkilerin kaynağı bizzat Hz. Peygamber’dir. Çünkü Hz. Peygamber Kur’an’ı lâfzen değil, mana olarak aktarmış; aktarırken de konjonktürel davranmıştır.

Öztürk, yukarıda alıntıladığımız sözlerinde Kur’an’ın bazı ifadelerinin ahlâki problemler doğurduğunu öne sürmekte, bu problemlerden Allah’ı sorumlu tutmamanın “Allah’ın ahlâkiliği” meselesini gündeme getireceğini iddia etmekte, bunu bertaraf etmek için de Kur’an’daki ahlâki açıdan problemli ayetleri Hz. Peygamber’e yakıştırmaktadır.

Öztürk’ün bu sözlerine birkaç yazıyla cevap verdiğimiz için daha fazla detaya girmeyeceğiz.

Peygamber Efendimize (S.A.V.) indirgemeci bakış sahiplerinden birisi de Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde İslâm Tarihi ve Sanatları Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Azimli nam kişidir. İlim kisvesine bürünmüş bu adamın, âlemlere rahmet Peygamber Efendimize (S.A.V.) olan indirgemeci tavrı Öztürk’ün görüşlerinden daha eşed.

Ankara Okulu Yayınları tarafından 2008 yılında yayınlanan “Siyeri Farklı Okumak” adlı eseri Peygamber Efendimize (S.A.V.) karşı uydurduğu yalan ve iftiralarla dolu. Azimli, kafasında kurguladığı bir yalan ve iftirayı okuyucuya kabul ettirebilmek için erken yer yer dönem İslâm kaynaklarına atıfta bulunmakta ve onları da bu kurguya dâhil etmeye çalışmaktadır.

Azimli, mezkûr kitabında, Peygamber Efendimizin (S.A.V.) soyu hakkında takıntılıdır ve soyunu sıradanlaştırma gayretindedir. Önce, Peygamberimizin (S.A.V.) babasını kadın zaaflı biri gibi göstermekte (s. 44), daha sonra soyunu sıradanlaştırarak şöyle demektedir: “Doğrusu O’nun için Mekke’de yaşayan, şehirli, tanınan bir sülaledendir diyebiliriz. Sahabe de O’nun Kureyş içinde orta bir nesebe mensup olduğunu bildirmiştir” (s. 45). Oysa Resûlullah Aleyhisselam soyundan bahsederken, “Ben Adem neslinin efendisiyim” demiştir.

Azimli’nin hedefi Peygamber Efendimizi (S.A.V.) sıradanlaştırmaktır. Aşırı indirgemeci tavrı onu belki de İslâm tarihi boyunca Rasulullah Aleyhisselam’a en seviyesiz hakareti yapmasının yolunu açmıştır. Zira Azimli, Peygamber Efendimizi (S.A.V.) sıradan bir insan gibi gösterebilmek için O’nu vasfeden yücelikleri ayıklamaya niyetlidir. Eğer böyle bir niyet taşımamış olsa şöyle der miydi: “Bunları, dünyaya gelmiş geçmiş en yüce insanlardan kabul ettiğimiz o yüce insana tan etmek için değil, sadece İslâm’ın evrensel kaidelerini soy, sop ve ırka dayalı değil, insani değerler ve ilkeler sistemine göre kurduğunu belirtmek için söylüyoruz. Değilse onun en asil soydan olup olmadığını ve hatta hiçbir suçu olmadığına inandığımız zina çocuğu olup olmadığını da çok önemsemiyoruz. O’nun bu türden yüceliklere(!) ihtiyacı da yoktur” (s. 45).

Azimli, cümleye güya Peygamberimizi (S.A.V.) yarım ağızla överek başlamakta ve “en yüce insanlardan kabul ettiğimiz” demektedir. Bir kere Azimli şunu bilmeli ve aklından çıkartmamalı! Peygamber Efendimiz (S.A.V.), en yüce insanlardan değil, yaratılmışların en şereflisidir, en şerefli insandır.

Azimli, cümlenin sonunda tarihteki en edepsiz cümlelerden birisini kurmak için yarım ağızla överken bile hakkını vermeyen, gerçeği saptıran bir kafa var karşımızda. Sonra meselenin soy sop olmadığını anlatmakta kendince, ancak “zina çocuğu olup olmadığını da önemsemiyoruz” diyor, yarım ağızla.

Bir kere Allah-u Teâlâ’nın âlemlere rahmet olarak gönderdiğini beyan ettiği, gelmiş geçmiş en şerefli insan ile “zina çocuğu” tabirini aynı yerde kullanma utanmazlığını kendine layık görmüş. Ama bu ifadeyi hafifletmek için de “hatta hiçbir suçu olmadığına inandığımız” ibaresini eklemiş. Bir önceki sayfada Peygamberimizin (S.A.V.) babasının fuhuş maksadıyla kadınlara gittiği yalanını işlemişti. Sonra konuyu soyunun sıradan, orta bir soy/nesep olduğuna getirmiş, en sonunda ise “zina çocuğu” olsa bile bunu önemsemiyoruz, önemli olan söyledikleri, getirdikleri vs. diyor utanmadan…

(Devam edecek.)