Kültür-Sanat

Perdede ‘özgürlük‘ var

Perdede ‘özgürlük‘ var

Abone Ol

Mehmet Tanrısever‘in Said Nursi‘nin hayatından kesitleri anlattığı Hür Adam‘ı ülkemizde dindarlara yapılan baskıyı anlatırken, Sinan Çetin‘in vizyona hazırlanan filmi Kağıt ise darbelerle sindirilen sade vatandaşın durumunu ele alıyor. İzleyiciyi bekleyen diğer film Kurtlar Vadisi Filistin, İsrail‘in katil yüzünü ortaya koymayı hedefliyor.

Sinemada özgürlüklerin ele alınışı konusunda çok ciddi çalışmaların yer aldığı yapımların sayısı oldukça az. Henüz Osmanlı dönemiyle ilgili oturmuş bir tarih hafızamız olmadığı için bütün meselelere tamamıyla ‘oryantalist‘çe bakabiliyor, ya da şark kurnazlığıyla yapılan ‘abrakadabra‘ karşısında Muhteşem Yüzyıl izleyicisi gibi oluyoruz. Neredeyse tarihi kişiliklerin giydirildiği (ya da soydurulduğu mu demeliyim)  günümüz jet sosyetesini Osmanlı defilesine çıkarır gibi dizileştiren günümüz senarist kuşağının bu yaptığının ardında aradığımız bit yeniği ne yazık ki oldukça kocaman. Uzun yıllar yurt dışında kalmış, çoğu anne ve babası ayrı, batılı normlarla hayatını sürdüren ve modernitenin bütün ağır yükünü kişisel hayatlarında travmalarla yaşamış kuşağın bir anlamda hayattan intikam alma çabası bu çekilen ‘öfke‘ler. Ülkeyi İngiliz tarihi dizilerinin Osmanlı versiyonlarıyla donatan ‘okumuş çocuklar‘ın izleyiciyi aptal yerine koyarak önce ecdadı günümüze ‘uçkur‘dan bağlaması şaşırtıcı değil. Günümüzde en büyük sektör haline gelen ‘cinsellik değirmeni‘ne öğütmeye götürülen seyirci kıyımından kurtulmak neredeyse gittikçe zorlaşıyor. Ülkemizde insan hakları ihlalleri son bulacak diye sevinirken, ekstrem örneklerin haklarıyla donatılmış yeni bir özgürlük kuşağı oluşturuluyor. Eh, bunca zelzeleden Kanuni payını almış çok mu?

Tepkilerde kalmayıp "Hür Adam"ı izleyelim

Muhteşem Yüzyıl gibi üzerinde konuşmadan geçilmesi gereken bir dizi ve üniversitede özgürlüklerin sınırlarını (!) test eden öğrenci öğretmen işbirliğiyle çekilen porno filminin gölgesini çekebilsek bu hafta vizyona giren dikkate değer bir filmi de toplum olarak görebilmiş olacaktık. Gerçi tüm medyatik gölgelemelere, parası verildiği halde izleyiciyle buluşturmama çabalarına rağmen ülkemizin çoğu sinemasında ‘Hür Adam‘ kapalı gişe oynamaya devam ediyor. Filmin sanatsal değeri ve bütünlüğü açısından ‘olmuşluk‘, ‘olmamışlık‘ tartışmasını geçerek söyleyecek olursak, yakın dönemi ele alan yapımların önemi gittikçe artıyor. Hakları gasp edilmiş, ömürleri zulüm altında geçirilmiş şahsiyetlerin düşmanı yapıların neredeyse ‘İşçi Partili bir grup‘ düzeyinde azalmış olması oldukça sevindirici. Bir diğer sevindirici gelişme, düne kadar devleti elde tutan baskıcı güçlerin tüm nobranlıklarına rağmen güneşin balçıkla sıvanamaması, yapılan haksızlıkların gün yüzüne çıkması. Osmanlı sona ererken dönülen yeni virajda çok büyük acılar var. Nice alimin gözyaşı, duaları ve zindanda geçirilen zamanları, boyunlarındaki idam fermanları var.

Geçmişi bugünden koparmak mümkün değil. Tarihte yaşanan pek çok hadise gelecekte de tekrar edebilir. Bunu önlemenin yolu sadece siyaset değil, sanatın da etkin bir halde öne çıkarılması gerekiyor. Saf zihinlere yapılan sanatsal baskıların karşısında da ‘Allah‘ı arayan sanat‘ın durması gerekiyor. Yoksa geleceğe bırakacağımız emanetleri bir çırpıda harcayacak yeni iletişim çalışmaları gerçeği çok kolaylıkla deforme edebiliyor. Bundan on yıl sonra bugün 17‘li yaşlarını süren gençlerin Kanun dendiğinde ekrandaki ucubeyi görsel hafızalarında kodlayacağını biliyoruz. Kötü örneklerle bezenmiş görsel felaketler sanatın boyunduruğu (sanat da manatlaştırılır) altında sürdürülecek. Bir stüdyoda yapılan "300" filminin nasıl gerçekleri ters yüz ettiğini, bir milleti imaj olarak kötü göstererek saldırganlıkları haklı çıkaracak tezlere destek olduğunu biliyoruz. Ne yazık ki artık savaşın tüm ihtişamı meydanlardan ‘sanat‘ın da dahil olduğu alana doğru çekiliyor. Mehmet Tanrısever‘in "Hür Adam"ı uzun süredir eser veremeyen dindar kesimdeki ataleti ortadan kaldırabilir, yeni eserlerin ortaya çıkmasını sağlayabilir. Bu filmin başarısının getireceği daha farklı şeyler var. Gençler açısından beni umutlu kılan şeyler. İnşallah filmin vizyondaki süresi sonuna kadar bereketli geçer, İstanbul‘un sanattaki kalbinde tutulabilecek mekanda gençlerin sanat okumaları artık ‘bize ait değerler‘ içeren yeni formatlarla geleceğin sinemasını şekillendirir.

Hür Adam ardından Kağıt, ha gayret!

Bediüzzaman‘ın hayatının anlatıldığı Hür Adam, sinemanın önemini kavratma açısından önemli bir örnek. Filmde göreceğiniz aksaklıkları görmezden gelmeden ama filmin bugüne taşıdığı mesajı da alarak yeni çalışmalara destek olmak için ilk adımı atın. Ne yazık ki bu tarz örneklerin peşinde büyük sponsorlar yok. Saçma sapan bir dizinin ardına dizilen sponsorların onda biri bile onun kadar para harcanmayan bir filme yansımayabiliyor. Hâlâ en büyük gücümüz tepkisellik. İşin içine girerek, oyunu yönlendirme zamanını geldiğini hatırlatacak ‘sermaye‘nin nefesini hissedemiyoruz. Bütün varını yoğunu bu filme aktaran Mehmet Tanrısever‘in çabasını takdir edelim, filmini seyircisiz bırakmayalım. Eleştirilerimizin, ‘daha iyi nasıl yapılır‘ın konuşulacağı zaman da gelecek. Ama şu an perde savaşlarında tarihi aşağılayan insanlara kızıp yerine oturanların safına değil de ‘evet, tarihimizi önemsiyoruz, onların çabalarını görmezden gelmiyoruz‘ diyenlerin safına geçelim, ‘Hür Adam‘ı bu bilinçle de izleyelim.

Önümüzde bir film daha var. Sinan Çetin imzalı  "Kağıt"ta sıradan insanların yaşamındaki ‘tepeden baskılar‘ın nasılda hayat kararttığını izleyeceğiz. Propaganda‘dan yıllar sonra tarihin kapalı perdelerini açarak biraz olsun bilgilerimizi de havalandıran bu filmlerin sayısının artmasını diliyorum.