Erdemli fertlerden oluşmayan toplumun uzun ömürlü olması mümkün değildir. Erdemli toplum ise, bireylerinin inandığı gibi düşünen, düşündüğü gibi konuşan ve konuştuğu gibi yaşayanlardan oluşur. İnandığı gibi düşünmeyen münafık olur, düşündüğü gibi konuşmayan yalan söylemiş olur. Söylemini eylemine yansıtmayan ise başkalarını aldatmış olur. İşte bu noktada, baskı ve dayatmalara karşı durmak, insanı münafık, yalancı ve sahtekâr olmaya zorlayan şartları değiştirmeye azmetmek en soylu eylemdir.
Bu yolda milletinin dünya görüşü ve değer ölçülerine sahip çıkarak ve bir araya gelerek inandığı ilkeleri esas almak esastır. Usul ise, çözüm için bütün imkânları kullanarak, gereken istişare ve araştırmaları yapmak ve gelişmeleri takip etmektir. Bu esas ve usulü izleyenler, her çeşit baskı ve dayatmayı kaldırmak ve adaleti tesis etme çabasının gönüllüsüdür. Bilimi doğruların bulunmasına, ahlakı iyi ve güzelin yaygınlaşmasına, ekonomiyi kaynakların verimli kullanılarak faydalı mal ve hizmetlerin üretilmesine vesile kılarlar.
Bu faydaların tesis edilmesine ortam sağlandığı ölçüde sosyal hayatta barış ve dayanışma tesis edilebilir. İnançta, düşüncede, söylemde ve eylemde bütünlük korunduğu müddetçe erdemli toplum öncüsü olunabilir. Ancak bu öncülük bir milletinin yeniden kendi dünya görüşü ve değer ölçülerine dönmesini temin edebilir. Bu asil hamle, haklıyı koruyarak adaleti tesis eder, hile ve desiselerinin belirlediği bir sahnede figüran olmayı reddeder. Kötü gidişatın bir parçası olmak yerine çözümün adresi olur.
Bugünün hengâmesinde yapılması gerekenleri yapmanın tek yolu budur. Çünkü bir ülkede huzur ve barış ancak farklı fikirden insanların birbirlerini dışlamadan bir arada olması ile olur. Önce niyetle başlayan bu süreç, edep ve hayâdan taviz verilmediği ölçüde başarıya ulaşacak, erdemli insanlara yol göstermeye devam edecektir. Çünkü müminin niyeti, amelinden hayırlıdır. Sultan olmak dilersen, tacı, sorgucu, unut, zafer araban senin, gıcırtılı bir tabut!