Pedro Sánchez ümmetin lideri mi oldu, yoksa sihirbazların algısıyla anlatılan ümmet liderinden daha mı cesur çıktı?

Abone Ol

İspanya, İran’la bağlantılı askerî operasyonlara katılan ABD uçaklarına hava sahasını kapattı. Savunma Bakanı Margarita Robles açıkça, “İran’daki savaşla bağlantılı operasyonlar için İspanya hava sahasının kullanılmasına izin verilmeyecek” dedi. Üstelik ABD Silahlı Kuvvetleri’nin Güney İspanya’daki üslerinin de bu savaş kapsamında kullanılmasına izin verilmedi. Haftalardır yürürlükte olan bu karar, ABD Başkanı Donald Trump’ın sert eleştirilerine ve ticaret tehditlerine rağmen Pedro Sánchez hükümetine geri adım attırılamadı.

Pedro Sánchez’in Washington’a verdiği mesaj ise son derece netti:

“Bizi Irak’ta kandırdınız, ikinci kez kandıramazsınız.”

Bugün Avrupa’da yalnızca İspanya değil; Fransa, İtalya ve Polonya gibi ülkeler de ABD’nin İran bağlantılı askerî planlarına mesafeli yaklaşarak hava sahalarını ve üs imkânlarını sınırlayan kararlar aldı. Bu tablo açıkça gösteriyor ki Avrupa’daki bazı ülkeler Washington’un askerî planlarına otomatik olarak dahil olmuyor.

Ancak aynı günlerde Türkiye’de bambaşka bir tartışma gündeme geldi. İstanbul Boğazı’nın kalbinde NATO Deniz Unsur Komutanlığı kurulacağı açıklandı. Daha önce NATO’nun İzmir’deki karargâh sürecinin ardından Libya’da yaşanan gelişmeler hâlâ hafızalardayken, şimdi Boğaz hattında yeni bir NATO yapılanmasının gündeme gelmesi kamuoyunda ciddi soru işaretleri oluşturdu. Emekli Amiral Cem Gürdeniz’in sorduğu gibi:

“Türkiye bu kararı hangi koşullar altında aldı?”

Bir tarafta ABD’nin ticaret tehdidine rağmen hava sahasını kapatan ve “ikinci kez kandırılamayız” diyebilen bir İspanya var.

Diğer tarafta ise İstanbul Boğazı’nda NATO karargâhı tartışmalarının yaşandığı bir Türkiye var.

Tam da böyle bir tabloda Donald Trump’ın Recep Tayyip Erdoğan için kullandığı “Erdoğan harika bir lider” sözlerinin manşetlere taşınması ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor:

Trump ne istedi de Türkiye “istediklerimizin dışında kaldı” diyebildi?

Bugün bazı çevreler bu tabloyu “Türkiye NATO üyesi, o yüzden böyle” gibi basit cümlelerle açıklamaya çalışıyor. Oysa İspanya da NATO üyesidir. Fransa da NATO üyesidir. İtalya da NATO üyesidir. Buna rağmen bu ülkeler ABD’nin İran’la ilgili askerî planlarına hava sahalarını açmamış, üslerini kullandırmamış ve açık bir siyasi tutum ortaya koymuştur. Çünkü bu savaş NATO’nun savaşı değildir.

Dolayısıyla mesele NATO üyeliği değil, siyasi irade meselesidir.

Bugün bazı çevreler tarafından sıkça dile getirilen “ümmetin lideri” söylemine bakınca ortaya ironik bir tablo çıkıyor. Eğer mesele gerçekten mazlum coğrafyaların yanında durmaksa; ABD’nin İran’a yönelik askerî operasyonlarına hava sahasını kapatan bir İspanya varken insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Acaba “ümmetin liderliği” diye anlatılan tabloyu yeniden düşünmenin zamanı gelmedi mi?

Şimdiden “Bir Hristiyan’dan ümmet lideri mi olur?” diyenleri duyar gibiyim. Ancak burada hatırlanması gereken önemli bir tartışma daha var. Merhum Kadir Mısıroğlu’nun Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) tartışmaları sırasında dile getirdiği “ABD’nin bölgede bir halife arayışı içinde olduğu” yönündeki sözleri uzun süre kamuoyunda konuşulmuştu. Hatta ABD destekli bir halifenin dahi kabul edilebileceğini ifade eden yaklaşımı da ciddi tartışmalar doğurmuştu.

Eğer bir dönem BOP çerçevesinde ABD destekli bir “halife” tartışması yapılabiliyorsa, bugün ABD’nin askerî planlarına karşı açık tavır alabilen bir ülkenin sergilediği duruşun da ümmet liderliği söylemleri açısından yeniden değerlendirilmesi gerekir.

Şayet bir dönem taşeron bir halifeye bile ümmetin liderliği yakıştırılabiliyorsa, bugün İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in ABD’nin askerî planlarına karşı ortaya koyduğu bu net tavrın neden aynı çerçevede tartışılmadığını da yeniden düşünmek gerekir.

Belki de mesele liderin kimliği değil, hangi güç karşısında nasıl bir duruş sergilediğidir.

Bugün “ümmetin lideri” algısı üretenler sessiz.

Bugün hakka değil güce göre konuşanlar ortada yok.

Bugün her yanlışı savunmayı görev edinen propaganda barikatları suskun.

Ama gerçek ortada:

Ümmet adına konuşmak kolaydır.

Mazlumun yanında durmak zordur.

Ve tarih, çok sihirbaz troller gördü; hakkın yanında duranları kandırmaya çalışanları da, onları kendi çıkarlarına alet edenleri de unutmadı.