Pasajlar - 4

Abone Ol

11-Loula Seetret

Loula Seetret’ten geçiyorum. Işıklar, araçlar içinde akşam telaşı ile yorgun yüzler ayna vazifesi görüyor. İçime doğru dönüyor bütün bakışlar. Nereden hatırladımsa bütün gün dilimde Necatigil dizeleri, aslında biraz da eksik hatırlamışım belki de biraz uydurmuşum da eve dönüp bakınca fark ediyorum. Behçet Necatigil’in o dizeleri: “İnsan üzüldüğüyle kalıyor / Yırtın, çırpın boşuna / İş olacağına varıyor.” (İki Çapraz Çizgi). Kaçıncı uykusunu, hatırlayamadığı kaçıncı rüyaya dalarken insanlar, bir ışığın uzunluğu ile hayatın kısalığı arasında gidip gelen zaman göreceliği üzerine metaforlar üretmek içten bile değil. Hangi kıymık takıldıysa günün içinden zihnime bir türlü açmıyor. Her gün buradan geçen insanlar için ne çağrıştırıyor bu sokak, neden bana “iş olacağına varıyor” dedirtecek şeyleri düşündürüyor. Sonra bakıyorum ne zaman geçsem bu sokakta aynı duygulara düşüncelere yakalanıyorum. Radyoda ‘corona virüsü’nden korunmanın yollarını anlatıyor uzman, temizliğe dikkat etmeyi salık veriyor. Dudaklarıma acı bir tebessüm çöküyor, nereden başlıyor hâl ilmini anlatan kitaplar diye soruyorum kendime. Işık yanıyor, yol olacağına varmaya doğru açılıyor. Üzülme!

12-Yaşlanmak üzerine

Sahafta eski kitaplara bakıyorum. Kimini açıyorum bakınıyorum, beni açmıyor kimi de kendi açıyor ben girmeyi becermiyorum. Hep öyle olur, bir de elimdeki listenin dışına çıkmama konusunda oldukça şartlanmış durumdayım. Ama alışkanlık işte ayaklar kendi bildiğini okuyor. Alıştığı bölümlere doğru gidiyor. Bir kitap açıyorum eskilikten kokusundan üstünden çağ geçmiş gibi. Arasında küçük bir kupür boyutunda bir gazete parçası o da eskilikte kitapla boy ölçüşüyor. Yaşlılık üzerine diyor ve altına birkaç madde sıralıyor. Okuyorum, hoşuma gidiyor. Tekrar tekrar okuyorum, görmüş geçirmişliğin iz düşümleri bunlar diye düşünüyorum. Kupürü alıp çıkıyorum. Listeyi filan unutuyorum.

“-Yaşlandığında sen sürekli geçmişe doğru şeyler anlatırsın ve etrafındakiler onu artık dinlemekten bıkmış gibidirler. Sürekli geçmişe doğru bakarsın geçmişte nasıl bir anlamın olduğunu anlatmaya çalışırsın ancak kimsenin geçmişle ilgisi kalmamıştır ve senden başka hiç kimse bunu önemsememektedir. Sürekli geçmişte, hatıraların arasında yaşadığından yönün hep geriyedir ve geleceğe bakmazsın. “

“-Artık vücudunda o anlattığın geçmişin izlerini taşımadığından ve o geçmişin şahitleri de ya gitmiş ya da kendi geçmişlerinde kaybolduklarından onlar da sana destek veremez. Yaşadığın hayat sana birçok eşik, birçok önemli ders vermiştir ve artık zaman gençlerindir. Senin görüp unuttuğun bir eşikte onlar da benzer kayboluşlar yaşamaktadırlar. Ve seni dinlemediklerini öğrendiğinden beri dilinin ucuna gelen kelimeler yutkunma ile geri giderler. Yol aynıdır ve herkes aynı noktaya doğru koşar adım yürümektedir.”

13-Rüyalar

“Kafan rahat ki yastığa varmadan uykuya dalıyorsun bir de bu kadar çok rüya görebiliyorsun” dedi, telefonun öbür ucundaki ses. Bir kafa rahatlığı mıdır yoksa huzur mudur? Bilemiyorum. Ancak bildiğim bir şey var rüyaların yelkenini özlem rüzgârları dolduruyor. Uykunun sükûnetini ise dedikodudan, kaprislerden ve kibir yarışmalarından uzak durmak sağlıyor olmalı. Her rüya başka bir zaman diliminden pay taşısa da güne, insan dönüp bakınca yaşam çizelgesine hiç uzatmadan şarkının sözleri ile mukabele ediyor. Sanal gerçekliklerdense “rüyalarda buluşmak” herhalde en sağlıklısıdır. Hoşça bakın zatınıza…