Parçalanan hayatlar

Abone Ol

Fevziye, Anadolu nun küçük bir ilçesinde kıt kanaat

geçinen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Babanın rahatsızlığı nedeniyle

ailenin yükünü tek başına omuzlamak zorunda kalır. Yaşadığı zorlukların altında

ezilse de, genç yaşta erişkin bir insanın sahip olamayacağı hayat tecrübelerine

sahip olur. On yedisinde mahallede saygın bir yeri olan ailenin oğlu ile

evlendirilir. Evliliğinin altıncı ayında ise İstanbul a taşınır ve yaşamını hiç

bilmediği tanımadığı bir şehirde sürdürmeye devam eder.  İstanbul küçük bir ülke gibidir. Şehre uyum

sağlamak zaman alır. Fevziye nin bu şehirde destek aldığı tek kişi eşidir.

Çekingen bir yapısı olduğundan pek arkadaşı olmamıştır o yüzden yalnızdır. Eşi

ise onun yaşamındaki bütün boşlukları dolduran bir kişidir. İnsanlar

gelecekleri için maddi birikimlerini yatırım olarak saklarken o bütün varlığını

eşine sevgi olarak seferber etmekte ve adeta yatırım yapmaktadır. Eşi ona güç

ve güven vermektedir.  Acı tatlı günler

gelir geçer. Evliliğinin yirminci yılındadır ve genç kadın artık hayata eşi ve

dört çocuğu ile birlikte katılmaktadır. Yatırım nesnesi artsa da, onun en

güvendiği kişi yine eşidir. Yirmi yıllık hayat sürecinde, eşine hep destek

olmuş, onunla birlikte yürümüştür. Bir kişinin maddi varlığını birikim olarak

saklayıp zor zamanlarında kullanmayı düşündüğü gibi o da bütün sevgisini eşine

yatırmıştır. Fakat hiç beklemediğini bir günde eşinin ihanetini öğrenir ve

olduğu yerde yığılıp kalır. Fevziye adeta iflas etmiştir. Koca dünya başına

yıkılır. Bir kişinin yaşlılığında tüketmek üzere biriktirdiği bütün servetinin

kül olması gibi bütün sevgi birikiminin bir anda yok olduğunu görür. Kendini

boşlukta hissetmeye başlar ve kayıplarının yasını tutarken olup bitenleri

anlamaya çalışır. Yirmi yıllık hayatında, bütün ideallerinin, hayallerinin ve

gelecekle ilgili düşlerinin bir saniyede küllenip gittiğini görür ve

yaşanmışlıklardan kalan parçalarla avunmaya çalışır. İhanet insanın insana

attığı en büyük kazıktır fakat ne yazık ki bu hayatın içinde vardır. Fevziye

ihaneti yaşamış ve açılan yaralarını kendi imkânları ile tedavi etmiştir. Ama

aynı hikayeyi yaşayıp da yaralarını saramayan bir çok insan vardır. Kimlik

duygumuzun sürekliliği için çaba gösterir ve benim dediğimiz her şeyi

kişiselleştirerek korumaya çalışırız. Ama bu her zaman mümkün olmayabilir.

Büyük bir emekle yoğurduğumuz duygusal harcı ailem dediğimiz özel alana

aktararak kendileştiririz. Ben dediğimiz biz olur yani dünyayı eşimiz ve

çocuklarımızla birlikte görmeye başlarız. İhanet ise bu bütünlüğü ortadan

kaldırarak parçalanmaya neden olur. İhanet insan ilişkilerine zarar verecek patolojik bir davranıştır. Fakat

ne yazık ki, yolun bir kavşağında karşımıza çıkıyor ve büyük bir sarsıntıya

neden oluyor. Kişinin bu sarsıntıdan daha az yara alarak kurtulabilmesi için

nereye ait olduğunu kim olduğunu doğru tanımlaması ve bireysel kimliğini

diğerlerinden ayırması şarttır.  Not:

İster kadın olsun ister erkek olsun ihanet kişide derin izler bırakır.

Özellikle kadınlar ben değersizim, yetersizim diye kendilerini suçlama yoluna giderler.

Oysa sorunun sahibi ihanete maruz kalan değil ihaneti gerçekleştirendir. O

yüzden başkalarına ait olan suçu üzerinize alarak kendinizi suçlama yoluna

gitmeyiniz.