Parayla Vatandaşlığın Ne Hayrı Olur?

Abone Ol

Parayla vatandaşlık verme birçok ülkede vardı. Adamlar, “ev al, iş kur, bankaya para yatır sana vatandaşlık verelim!” diyorlardı. Yani işin Türkçesi bir yerde vatandaşlık hakkını, ya da oturma iznini para ile satıyorlardı. Sonunda bu “modaya” bizimkiler de uydu. 12. 1. 2017’de Resmî Gazetede yayınlanan bir düzenleme ile “bastır parayı al vatandaşlığı” düzenlemesi bizim ülkede de yürürlüğe girdi. Bu düzenlemeye göre; 1 milyon dolarlık ev alan, 2 milyon dolarlık yatırım yapan, bankalarda 3 milyon dolarlık hesap açtıranlar vatandaş olacak. 

Şahsen ben, “vatandaşlık kriterinin” bütünüyle maddeye dayanmasına karşıyım. Bizim ülkenin vatandaşlığı bu kadar ucuz mu? Peki ne olmalı? Bana göre, temel kriter, yeri geldiğinde bu vatanı müdafaa için canını feda edebilme olmalıdır. Bu konuyu biraz açalım:

Şahsî kanaatime göre, üzerinde yaşadığımız ve bir adına da Anadolu denilen bu topraklarda bulunmak ve yaşamak büyük bir bahtiyarlıktır. Bu, Cenab-ı Hakkın büyük bir nimeti ve lütfudur. Yaklaşık bin yıldır bu topraklarda bulunan kahraman insanlar, hem bu vatanı korumak, hem de Allah-u Teâlâ’nın mülkü olan yeryüzündeki diğer toprakları, Allah’a şirk koşan gâsıplardan temizlemek için canlarını seve seve feda etmeye hazır kimselerdi. Nitekim milyonlarcası da bu uğurda canını feda etmiş, şehitlik makamına kavuşmuşlardır. Milyonlarcası da gâzi olmuştur. 

Çanakkale Savaşını ve Kurtuluş Savaşı’nı hatırlayalım. Yalnızca Çanakkale’de 250 bin şehit verdik. Vatandaşlık, o şehitlerin ve o gâzilerin analarının ak sütü gibi helal haklarıydı. 

Âcizâne kanaatime göre, vatandaşlığın en temel şartı, “cihad ruhunu” ve “şehâdetşuûrunu” taşımaktır. Farz-ı kifaye olan cihada hâhişger olmayana, yalnızca, ödlek, korkak, tembel denmez. Hele hele cihad farz-ı ayn olduğunda kafayı vurup yatana dense densehâin denir. 

İnancımıza göre, düşman vatana saldırdığında, cihad, o topraklarda yaşayan yediden yetmişe, genç, yaşlı, kadın, erkek, hatta çocuklara farz-ı ayn olur. Farz-ı kifaye olan cihadda; köre, topala, hastaya cihad farz değildir (Fetih Sûresi / 17). Ancak, Farz-ı ayn hale gelmiş cihadda, savaşa katılmak herkes üzerine farzdır. İşte ecdâdımız Kurtuluş Savaşında Allah’ın koymuş olduğu bu hükmü göz önüne alarak savaşmıştır. Anteplilere, Maraşlılara, Urfalılara bakınız. Henüz düzenli ordu kurulmadan önce, yediden yetmişe herkes düşmanın karşısına dikilmiştir. Düzenli ordu kurulup da Kurtuluş Savaşı başlayınca da yediden yetmişe herkes cepheye koşmuştur. O mübarek analar, bacılar, cepheye sırtlarında mermi taşımışlar, yavrularının üzerine örttükleri yorganı alıp top mermilerinin üzerine örtmüşlerdir. Yine o mübarek hanımlar, askerlerimize çorap örmüş, elbise dikmiş, cephane imalatında çalışmışlardır. Çocuklar da hâkeza ya cephede, ya da cephe gerisinde düşmanla mücadele etmişlerdir. İşte “vatandaşlık” bu kahramanların hakkıdır. Onlar bu vatanın gerçek bekçileridir. Vatandaşlık bu kahramanlarla aynı ruhu taşıyanların hakkıdır. Yoksa ye, iç, yat, bu vatanın her türlü imkânından doyasıya istifade et, iş zora gelince kaytar. Oldu mu şimdi! Bu yapıda olanlar vatandaşlığı hak etmiş olur mu?

Gelelim Suriye’den gelenlere vatandaşlık verilmesi meselesine. Kanaatim şudur: Temel kriter, Allah esirgesin bu vatana saldırı vâki olduğunda, yani cihad farz-ı ayn hale geldiğinde, icabında hayatını ortaya koyup bu vatanı müdafaa edecekse, o gibilere vatandaşlık verilmelidir. Gerçekte, gücü, kuvveti yerinde olanların, kadınları, çocukları, yaşlıları yerleştirdikten, emniyet altına aldıktan sonra, geri dönüp vatanlarını işgal eden gayr-ı Müslimlerle, onların uşağı olmuş terör örgütleriyle ve zâlimlerle mücadele etmeleri gerekir. Hadis-i Şerif var; bir kimse, canı, malı, namusu için mücadele ederken öldürülürse şehittir. Vatan da namusun başında gelir. Vatan elde giderse, namus da kalmaz. Vatandaşlığın açıklanan kriterlerinden para kısmını, Suriye’den gelen Ermeniler yerine getirebilir. Geri kalan gariban Müslüman kesim için temel şart, bu vatanı canı pahasına korumak olmalıdır. Sırf onlar için değil, hepimiz için bu şart geçerlidir.