Paranın dini var mıdır?

Abone Ol

Ah para seni ne kadar da geç keşfetmişiz. Kumardan kaçtık

sana sığındık, kadından kaçtık sana sığındık, alkolden kaçtık sana sığındık Ne

de olsa sıcaktı yüzün. Hatta her iki yüzün de yumuşaktı. Yokken küfrettik

arkandan. Varken yokluğuna duacı olduk. Para kadar bile sahici değildik paranın

karşısında. Gel de şimdi Benjamin Franklin in o meşhur sözünü hatırlama: İnsan

paranın sahtesini yapar, para da insanın.

Para ile saadet olmaz lakin parasız da mutluluk kolay

değildir. Para ile parasızlık arasında olmak marifetini gösterebilecek kaç

babayiğit var şunun şurasında Hiç saymaya kalkmayın, saydığınız her şeyi

paralamış olursunuz. Camide hoca efendilerin parayı gözden düşürmek için ne

denli zorlandığına çokça şahit oluruz. Sonunda efendilik bizde kalır hocalık

onlarda. Her namaz sonrası kapı önünde bisküvi kutusunda toplanan paralar

paranın yarım saat evvel kaybolan itibarını geriye iade eder. Din anlatıcısının

muhatabına karşılıksız yaklaşması bile nerdeyse tarih oldu. Ne hazindir ki

tarih de artık para ediyor.

Önce din anlatıcılarımız tanıştı parayla. Önce ürkek,

sonra titrek ve en sonunda istemenin yükseğini yaptılar. İstemez gözüküp

istemekte hiç zorlanmadan uzman oldular. Hz. Peygamberin açlıktan nasıl karnına

taş bağladığını anlatmak için çok yüksek ücretler için kürsüye değil masaya

oturdular. Acaba Kur an ın Yasin suresi 21. ayeti niçin gelmiştir ve ne demek

ister hiç düşünmediler: Sizden bir ücret istemeyenlere uyun Öyle özlemişler ve

o deni uzak kalmışlardı ki paradan bir daha hiç bırakmamacasına sımsıkı

sarıldılar. Camide, mezarlıkta, cenaze evinde, nikâh merasiminde ve televizyon

ekranlarında bir iş takipçisi gibi çalıştılar.

Para ile ilişkimizi ele veren iki durum vardı: Birincisi onu

hak edene vermemek. Mümkün mertebe oyalamak ve unutturmak, ikincisi parasız

hiçbir işe el sürmemek ve hiçbir şeye adım atmamak. Çalıştırdığı kişiye

emeğinin karşılığı olan parayı vermemek bir insan ve bir kurum için zillet

olarak yeter. O kişi dünyanın en berbat en bedbaht insanıdır. Kardeşliği,

adaleti ve hakkaniyeti paranın işvesi ile aldatmıştır.

Edebiyat dünyasının bizim sokağı da para ile zorlu bir

imtihan vermekte. Bir zamanlar üç beş genç bulsak da bir şeyler anlatsak

diyen ağabeylerin yanına şimdilerde yaklaşılmaz oldu. Görüşebilmeniz, hele hele

söyleşebilmemiz için bir sürü kuralı yerine getirmeniz gerekiyor. Dün çağırın

koşa koşa gelirim diyen ağabeyler şimdilerde Ben bilmem menajerim bilir

demeye başladılar. Konuşma tarifeleri, kaparolar havada uçuşuyor. Arkadaşının

annesinin cenazesine bile telifsiz gitmeyen gözü dönmüş şairler türedi.

Para kişiliğindeki arızayı saklayanları ifşa edip ortaya

çıkarır. Bu kişiler için parasızlık bir tür gizlenme ve fenalık potansiyelini

saklama imkânıdır. Bütün günahlar parada örgütlenip bütün niyetler para ile

anlaşılıyor. İslami camianın parayı kullanacak yerleri tanımadan parayla

tanışması çok büyük sakatlıkların başlangıcı olmuştur. Yoksulun, yolda

kalmışın, yetimin ve öksüzün hakkı olanı vermeyip elinde tutan için para en

elverişli günah işleme vasıtasıdır. Fazla para günahtan kaçan insanlara günah

kapıları açar. Zira şeytan en iyi fırsat değerlendiricidir.

Para üç şey için gereklidir:

Bir: İhtiyacı muhtaçlığa dönüştürmemek, yani merde

namerde el açmamak için. Merde el açanın mertliği, namerde el açanın hiçbir

şeyi kalmaz.

İki; Para ile satılmayan ve satın alınmayan değerlere

vakit bulabilmek için paranın hegemonyasına girmeyecek kadar paraya sahip olmak

gereklidir.

Üç: Hayat şimdi doyup bir sonraki doyum için acıkmayı

bekleme süreci değilse şayet, paranın değerini onu olmayana vermek suretiyle

azaltmak için infak lezzetini tatmak için olsa iyi olur.