Paralel devlet, paralel yargı, paralel emniyet ile
birlikte önümüzdeki günlerde birde Paralel din tartışmalarının gündeme
gelmesi sürpriz olmaz. Hatta öncelikli olarak işin bu boyutunun tartışılması
gerekir. Tüm bu paralel yapılanmaların ardında Siyonizm in güdümündeki ABD nin
bölgemize uygun gördüğü ve Ilımlı İslam olarak nitelendirdiği İslam a
benzeyen ama önemli farklıklar arz eden, özellikle cihat kavramından
soyutlanmış, rüyalarla hüküm verilen bir din anlayışının hakim kılınması
çabalarının birlikte düşünülmesi ve değerlendirilmesinin doğru olacağı
kanaatindeyim. Elbette, paralel din tartışmasının benden önce bu işin
uzmanları, din alimleri tarafından yapılması gerekir. Çünkü, ABD ve
Siyonistlerin bölgemize uygun gördükleri ılımlı İslam projesinin muhtevası
ortaya konulmadan paralel din anlayışının mahiyeti tam olarak kitlelerce
anlaşılamaz. Paralel din anlayışının muhteva ve hedefi belirlenmeden ve
halkımıza anlatılmadan ülkemize yönelik paralel yapılanmaların gerçeği tam
olarak bilinemez. Ülkemiz bir takım paralel yapılarca işgal edilmiş ise bunu
sadece bir kişinin ya da bir grubun iktidar gücünü paylaşma isteği olarak izah
etmek eksik olur. Bu gücün niçin paylaşılmak ve kullanılmak istendiği çok daha
önemlidir. Eğer paralel din anlayışının sonucu bu paralel yapılanmalar ortaya
çıkmış ise bilinmelidir ki, bu projeyi Ilımlı İslam adı altında ortaya atan ve
uygulamaya koyan güçlerin ülkemiz üzerinde önemli hedefleri vardır. Bu
hedeflerin içinde ülkemizin her alandaki gelişmesini engellemek, emperyal
güçlerin emrine amade bir konumda tutmak ve bunun sonucu olarak emperyalist ABD
ve Siyonizm in hedeflerini iyi bilmek gerekiyor.
Dikkat edilirse küresel güçlerin her fırsatta ülkemize
yönelik ekonomik hamleleri ile zenginliklerimizi önemli ölçüde alıp
götürmekteler. Özellikle döviz ve borsa üzerinde oynanan oyunlar bir anda
ülkemizin dış borcunu katlamaya yeterken, öbür yandan yükselen faiz oranları
ile ülkemize borç veren küresel sermaye çevreleri karlarını birkaç misli
artırmaktadırlar. Bu ise ülkemizin dışa bağımlılığını artırıyor ve sürekli
kılıyor. Küresel sermayeye bağımlı olan bir ülkenin sömürgeciler karşısında
direnmesi mümkün olabilir mi Bir de eğer ülkemize döviz girişi bu ülkeyi
yönetme iddiasındaki çevreler tarafından ekonomimizin güçlülüğü ve
güvenirliliği şeklinde izah edilerek borsamızın yüzde 70 nin yabancı sermayenin
eline geçmesi ile övünülüyorsa yapılacak fazla da bir şey kalmaz.
Artık herkesin bilmesi gereken husus yabancı sermaye bu
ülkeye girerken de çıkarken de kazanmaktadır. Söz gelimi borsa zirve noktada
iken birden gerilemeye başlamış ise bilinmelidir ki, yabancılar çok düşük
fiyattan aldıkları hisseleri elden çıkarmaktadırlar. Bu çıkışın sonunda borsa
dibe vurduğu anda bu defa alımlar gündeme gelmekte, borsa yükselmeye
başlamaktadır. Yani, yabancı sermaye için hisse satarken de alırken de kazanan
bir mekanizma söz konusudur. Yabancı sermayenin gelirken de çıkarken de
kazanmasını güvenilirliğimiz ile izah etmek doğru olur mu
Bu bakımdan Döviz kurunun 2.20 seviyelerine
yükselmesinin ardından Borsa İstanbul daki hisse senetlerinin dolar bazında
ucuzlaması, yabancıları yatırımcıları borsaya yöneltti. Yabancı, Şubat ayında
borsada 204 milyon dolar değerinde hisse satın aldı diye övünmek ve bunu
Borsaya yabancı akını olarak vermek eksik bir değerlendirme olmaz mı Çünkü
küresel sermaye sahipleri ülkemizde dolar hızlı bir şekilde değer kazandığı
için de kâr elde ediyor, öbür yandan bu sırada borsa tepetaklak gittiği ve
değer kaybettiği sırada hisse senedi alarak da kazanıyor. Kısacası küresel
sermaye sahipleri yattıkları yerden ülkemizin zenginliklerini sömürmeye devam
ediyorlar. Ülkemize yönelik din dâhil her alandaki paralel yapılanmayı bir de
bu yönü ile değerlendirmekte yarar var diye düşünüyorum.