AKP hükümeti her seçimde mağdurları oynadığını biliyoruz. Bu mağdurlardan biri de Cemaate atıfta bulunarak; paralel yapının kendilerini mağdur ettiğini ifade etmişlerdir. Bu doğrudur ve buna inanıyorum. Fakat her zaman yazılarımda ifade ettiğim gibi bu cemaatle ortaklık yapan, cemaatin bizzat eliyle yürüttüğü ılımlı İslam ve dinlerarası diyalog AKP’nin bilgisi dâhilinde olmuştur. Bunun birçok örneğini burada yazabilirim. Köşemin yetersizliğinden sadece birinden bahsedeceğim. Kasr-ı Arifan Dergisi Aralık 2011 sayısın da Ali Eren’in makalesin de; 2002 seçimleri akabinde tertiplenen II. DİN ŞURASI’nda; Dinler arası Diyalog Komisyonu oturum başkanlığını yapan Diyanet’ten sorumlu bakan yapılan Mehmet S. Aydın’ın konuşmasından bahsetmektedir. Ali Eren makalesinde; Bakan Mehmet S. Aydın’ın orada sarf ettiği; ”Ben Avrupa’ya gittiğimde kiliseye çok giderim. Büyük zevk duyuyorum” ifadelerini makalesine taşıdı. AKP hükümetinde bir bakan ve bu bakanın kilise hayranlığı, bize dinler arası diyalogun kimler eliyle yürütüldüğünün bariz bir kanıtı değil mi Bu sözler “II. Din Şurası Tebliğ ve Müzekkereleri” ismiyle basılmış ve piyasaya çıkarılmış vaziyette. Bakanın sözleri Cilt:2, Sahife:375, satır 26-27’de bulabilirsiniz. Başbakanın sürekli ifade ettiği; ”Paralel yapı biz kandırdı!” sözüne hiçbir zaman inanmadım. 28 Şubat’ta paralel yapının Milli Görüş’e olan duygu ve düşüncesi biliniyordu. Bunu bilmemek, anlamak mümkün değil. Eğer bir araya gelip bir anlaşma yapmışsanız ve bu anlaşmaya uyulmadıysa, işte o zaman kandırılma gerçekleşir. Acaba bir anlaşmadan söz etmek mümkün müdür
Sonuç olarak bugün Türkiye’de hapishaneler doluysa, kredi kartı mağdurlarının sayısı arttıysa ve uyuşturucu ilkokullara kadar indiyse, Bonzai peynir ekmek gibi satılıyor ve rahat ulaşılıyorsa, vesikalı kadın sayısında ve çocuk fahişelerin sayısında artış olduysa bunun nedeni içi boşaltılmış İslam’dır. Bunun sorumlusu olarak sadece cemaati göstermek ne kadar doğrudur Cemaati iktidara taşıyan ve ona bir takım görevler verenin sorumluluğu yok mudur Hükümetin; cemaati, askeri vesayeti bitirmek için kullandığı bariz bir şekilde ortadadır. Askeri vesayeti bitirmek doğrudur ama bunu hileyle ve sahte delillerle yapması doğru değildi. Sonuç; içerdeki tutukluların hepsinin yeniden yargılanma yolunun açılması ve serbest kalmasına neden olmuştur. Her ne kadar hukuk üstünlere hitap etse de, sahte deliller er geç kendini ortaya koyacaktır. Koydu da. Bugün ise tarih yeniden tekerrür etmektedir. Paralel yapıya operasyon yapılmaktadır. Umuyor ve ümit ediyorum ki, toplanan deliller gerçek ve sağlıklı deliller olsun. Böyle olmadığında; yeniden yargılanma hakkı kazanacaklar ve hukuk bir kez daha yara alacaklardır. Suç varsa mutlaka karşılığında ceza olmalıdır ve bu da gerçek deliller üzerinden yapılmalıdır. Buna mecburuz. Çünkü hukuk herkese gereklidir.
Çıkarlar ortak
Taraf gazetesinden Hüseyin Özay’ın haberine göre, yıllardır denetlenmediği ortaya çıkan maden şirketlerinin sahipleri araştırılınca ilginç bir tablo ile karşı karşıya kalındı. Bu çerçevede, denetlenmeyen maden şirketlerinin büyük kısmının AKP’li milletvekillerine veya yakınlarına ait olduğu belirlendi. Yapılan araştırmada, son 12 yılda kurulan 52 maden şirketinin 36’sının bir AKP‘li milletvekili veya parti yöneticisine ait olduğu belirlendi. Şirketlerin hisselerinin, “dayı, yeğen, amca, teyze” gibi yakınların üzerinde olduğu ortaya çıktı. Menfaatlenildiği sürece AKP’yi yıkmak mümkün olmadığını çok kez hem yazılarımda hem de bulunduğum ortamlarda ifade ettim. Bunun halkta başka bir karşılığı; ”Çalıyor ama çalışıyor” olarak ifade edilmektedir. Bu söylem hem tehlikeli, hem de suçu normal hale getirmektedir. Oysa hem dinen hem de kanunlar önünde çalmak suç teşkil etmektedir. Konuştuğum AKP’li arkadaşlarım;”Ne olmuş! Daha önceki hükümetlerde de bal tutan parmağını yalıyordu. Biraz da bizimkiler parmaklarını yalasın. Bunca yapılanı görmüyor musun Nankörsün!” sözleriyle karşılaştım. İslami hassasiyete sahip biri bu sözleri konuşmaz ve İslami hassasiyete sahip yöneticisinden dürüstlük bekler. Eğer halk bu ifadeyi çok rahat kullanabiliyorsa, AKP-Cemaat birlikteliğinin ılımlı İslam projesinin ne kadar başarılı olduğunun göstergesi olduğunu düşünüyorum. Dizi filmlerle ve reklam diliyle bilinçaltına girilerek istenilen subliminal mesajlar empoze edildi. Amerika’da üniversitelerde üzerinde çalışılmış ve proje haline getirilmiş “Ilımlı İslam” bu halka benimsetilmiş ve dinin yasakladığı birçok kural normalmiş gibi algılanması sağlandı
Madenler bu şekilde, ya kentsel dönüşüm ne aşamada Kentsel değişime uğradı rantsal hale geldi. Hâlâ bizler uyuyoruz. Deprem geldiğinde mi uyanacağız Tabi apartmanın altında kalmazsak. Sanki depremi yaşamamış bir ülkeyiz. Deprem gerçeğini kısa sürede unutup, menfaatlerimizin ve çıkarlarımızın peşine koşuyoruz. Bunun adı olsa olsa cahil cesaretidir. Mantıklı başka bir açıklaması olabilir mi