Para,İman ve Düzen

Abone Ol

Dünyaya tamah etmekle dünyayı ihmal etmek arasında sıkışan Müslümanlar; son dönemlerde maalesef ekonomik faaliyetleri ya ihmal etmişler ya da malı kendi mülkleri görüp parayı kendi menfaatlerine kullanmışlardır. Burada mal ve zenginlik hakkında bazı genel kaideleri özetlemek istiyoruz.

1. Malın gerçek sahibi ve gerçek zengin olan Allah Teâlâ dır. Allah; fakir, aciz ve muhtaç değildir. 

2. Allah Teâlâ, malın ve paranın kontrolünü Müslümanlara bırakmıştır. Buna en büyük misal olarak Yusuf Aleyhisselâm ın Mısır a gelerek oranın ekonomik faaliyetlerini kontrol etmesi verilebilir.

3. Peygamber Efendimiz (Allah ın selamı üzerine olsun); Medine ye hicretten sonra Müslümanlara, Yahudi kontrolündeki Medine pazarında ticaret yapmalarını ve pazarı kontrol altına almalarını emretmiştir.

4. İslam ın faiz ve kumar gibi yasakları; yine hac, zekât, sadaka ve kurban gibi emirleri, mal ile alakalı ibadetlerdir.

5. Mekkeli müşriklerin, Efendimiz ile en son anlaşmada ortaya sürdükleri şartlar; içki, kumar, zina ve faize karışılmamasıdır. Buna karşılık Mekkeliler, İslam ı ve Efendimizin peygamberliğini kabul etmeyi vadetmişlerdir. Bu dört şarttan faiz ve kumar doğrudan; zina ve içki ise dolaylı olarak ekonomik bir boyuta sahiptir.

6. Mal; Allah ın bir ihsan ve imtihanıdır. Malın hakkını vermek ise, malı israf etmeden ticaret yapmak ve buradan gelen kazancı Allah yolunda harcamaktır. Hazreti Hatice, Hz. Ebubekir ve Hz Osman İslam ın yayılmasını ve Müslümanları ekonomik olarak desteklemeleri buna örnektir.

7. Hadisi şerifte güçlü müminin, zayıf müminden daha hayırlı olduğu; mallarını Allah yolunda infak eden zenginlerin Allah katında üstün oldukları ve veren elin alan elden daha üstün olduğu ifade buyurulmuştur.

8. Allah yolunda cihat etmek de sadece beden ile değil aynı zamanda mal ile yapılmaktadır. Bu yüzden Âdiyât suresinde, Allah yolunda savaş için hazırlanan atlara yemin edilmiştir.

9. Malı müdafaa etmek cihat kabul edilmiş; hatta malını müdafaa ederken ölen kişinin şehit olacağı ifade buyurulmuştur.  Şu halde mal mukaddes ve değerlidir. Unutmamak gerekir ki; kendi malını müdafaa edemeyen kişi, İslam dinini ve Müslümanları müdafaa edemez. Bu yüzden bir Müslüman; faizle, döviz ve borsa spekülasyonlarıyla, yolsuzluk ve usulsüzlükle, adil olmayan vergi veya diğer zamlarla cebinden kayıp giden malları müdafaa etmeli ve bu uğurda mücadele etmelidir. Elimizden haksız olarak alınan bu mallar, çocuklarımızın rızkından ve yapacağımız hayırlardan eksilmektedir.

10. Bugün dünyada tek bir para sistemi vardır. Kâğıt para bile belli ekonomik çevrelerin parası iken ve kâğıt parayı kabul ettirmek uğruna nice devletler ve hükümetler yıkılmışken; bugün kullanılan elektronik para; bütün dünya sermayesinin belli merkezlerden kontrol edildiği anlamına gelmektedir.

11. Para ve hutbe, saltanat yani devlet olmanın gereğidir. Şu halde kendi parası olmayan devlet, siyasi değil sadece idari bir sistemdir. Eğer bugün yeryüzünde tek bir para sistemi varsa, tek bir dünya sistemi var demektir.

12. Herkesçe bilinir ve tartışılır bir mesele olan uluslararası ekonomik sistemdeki Yahudi vesayetinde dikkat edilmesi gereken en önemli husus şudur; Yahudilere göre parayı kimin kazandığı ya da paranın kimin elinde olduğu önemli değildir. Asıl önemli olan parayı kimin kontrol ettiği ve getirilerinden kimin istifade ettiğidir. Ve maalesef bugün cebimizdeki parayı bile (ki zaten bütün paramız bankalardadır yani bizde değildir) biz kontrol edememekteyiz.

13. Eğer tek bir ekonomik sistem varsa ve bu sistem de faiz ekonomisi ise; bütün Müslümanların mallarında ve kazançlarında şüphe vardır. Kazanç şüpheli olunca yediğimiz ve giydiğimiz de şüpheli olur. Duaların ve ibadetlerin kabul olmasının ilk şartı da rızkın helal olması yani haramlardan ve şüphelerden uzak olmasıdır.

14. Uluslararası para akışına ve faiz sistemine müdahale etmediğimiz sürece; hiçbir İslam düşmanı bizim namazımıza, zikrimize ya da başka ibadetimize düşmanlık etmez. Asıl mesele gücün kimde olduğu yani dünyayı kimin idare ettiğidir. Güç, para ve siyaset ile mümkündür. Nemrud un hatta Firavun un istediği de Allah Teâlâ nın siyasi, idari ve mali işlere karışmamasıdır.

15. Bugün yeryüzünde onca fakir vardır. Bu fakirlere ufak tefek yardım yapmak yerine İslamî olmayan siyasi ve ekonomik sistem ile mücadele etmeyi öncelemeliyiz. Zira bizim büyük sandığımız yardımlar, oradaki halkın sadece bir kısmının birkaç haftalık ihtiyacını karşılayabilir. Oysa buradaki zulüm nizamının kalkması ve faiz sisteminin sona ererek sömürünün sonlandırılması durumunda; dünyada asla aç ve fakir kimse kalmayacaktır. Burada dünyadaki nüfusun %5 inin elinde olan sermayenin, geri kalan %95 in elindeki sermayenin iki katı olduğu gerçeği; meselenin daha iyi anlaşılması için yeterde artar bile

1- Fâtır, 15.

2- Yûsuf, 56.

3- Müslim, Zekat, 97.

4- Âdiyât, 1.

5- Timizî, Diyât, 21.