Dünya bir imtihan yeri bunun bilincindeyiz hamdolsun.
Aldığımız her nefesin, kazandığımız her kuruşun, her davranışımızın... hesabı
sorulacak!..
İmtihan dünyasındayız ya bunun farkında olan büyüklerimiz de
bizi imtihanlara hazırlamak (!) maksadıyla sürekli yeni bir imtihanla karşımıza
çıkmaktalar. Eleman mı alacak devlet, yap bir KPSS, katılsın milyonlar.
Yatırılan paralar da devletimizin pek aklımızın ermediği açıklarını kapamakta
kullanılsın. Öyle bir imtihana girince işiniz bitecek mi sandınız. Daha
tercihte bulunacak ve atanmak için bekleyeceksiniz. Okumak en azından bir
üniversiteye mi gitmek istiyorsunuz. Şanslısınız zira devletimizin tam da size
uygun bir imtihanı var. Hem de iki aşamalı. Yok orada başarılı olamadınızsa
size açık öğretim diye bir ucubede sürekli imtihan heyecanı yaşatmak için
azimle çalışan görevliler mevcut. DGS, ÖGS, Ehliyet, SBS, KPSS, ALES... seç seçebildiğini.
İmtihana girebilmek için tek şart aranıyor. Katılım parasını yatırmanız.
Ortalama 40 - 50 liranın yatırıldığını ve bazen bir imtihana bir kaç milyon
kişinin katıldığını düşündüğünüzde imtihanların ekonomik boyutu daha net
anlaşılıyor.
Parayı yatırdığınızın karşılığı olarak size iyi
davranılmasını da beklemeyin. İmtihan sorularını çaldıran, kopya çekilmesini
önleyemeyen büyüklerimiz çareyi her şeyi yasaklamakta bulmuşlar. Girişlerde
suçlu gibi aranmakla başlıyor imtihan serüveni. Bazı sınavlarda su şişesinden
tutun da kalem, silgi bile yanınıza alamıyorsunuz. Neymiş teknolojinin
imkânlarını kullananlar haksız rekabete yol açarak kopya çekiyorlarmış.
İnsanımız teknolojiyi kullanıyor da devletimizin elinde imkân mı yok En son
teknolojik aletlerin kullanıldığını söyleyip, ne kadar büyük devletimiz
olduğunu ifade edenler bizi mi kandırıyorlar acaba
Devletin yaptığı üniversite sınavı dahil halkımız hiç bir
sınava itibar etmeyip bir sene imtihanlara girmese sonuç ne olur KPSS’ye kimse
kayıt yaptırmasa, devlet memurunu seçemeyecek ve işler yarım mı kalacak
dersiniz
Haber değil felaket bülteni
İnsanlığın giderek kötüye giden bir gidişatı var. Her geçen
gün iyileşme ümidini muhafaza eylesek de gidişat pek de iyi olmamakta. Güne iyi
başlamak neredeyse imkânsızlaştı.
Toplum olarak haberleri dinlemeyi çok severiz. Eskiden ajans
dinlemek derlerdi büyüklerimiz. Radyonun başında toplanmış onlarca insan
neredeyse nefes almadan spikerin o metalik sesini dinler ve dakikalarca süren
haberlerin ardından saatlerce o konuları tartışırlarmış. Haber dinlemek daha
doğrusu artık izlemek işkenceye dönüştü. İlk haberle başlayan kaza, cinayet,
şiddet haberleri hız kesmeden devam etmekte ve neredeyse yarım saati hep bu tür
haberler almakta haber kuşaklarında.
Ülkemizde gerçekten bu derece feci bir durum mu var yoksa
bilerek mi bu kadar moral bozucu, ümitsizliğe düşürücü haber yapılmakta Ben
ikinci şıkkın daha geçerli olduğu kanaatindeyim. Haber kanallarını elinde
tutanlar toplumu âdeta içten içe göçertmek için sürekli moral bozucu, ümit
kaybettirici haberlere öncelik vererek toplumsal morali bozmak istiyorlar.
Sanki psikolojik bir savaş yapılmakta. Toplum iyice çökkünlük yaşasın,
gelecekten kaygı duyarak hayatını idame ettirsin, gelecek nesiller emre amade
yetişsin... diye sinir uçlarımız sürekli uyarılıyor. Bu şekilde
duyarsızlaştırarak her türlü hak ve isteklerden fedakârlık yapmamız
beklenmekte. Eğer bu haberler kasıtlıysa müdahale edilmeli; değilse birileri
buna dur demeli. Zira ülkemizde pek çok hayırlı, güzel gelişmeler de
yaşanmakta. Bunlar ön plana çıkartılarak topluma moral verilmeli.
Minik bir tebessüm
Hızlı baba
Çocuklar oturmuş birbirlerine babalarının ne kadar “hızlı”
olduğunu anlatıyorlarmış... Biri demiş ki:
- Benim babam ok attıktan sonra koşup hedefe oktan önce
varıyor...
- O da bir şey mi, demiş ikinci çocuk... Benim babam
tabancasını ateşliyor ve hedefe kurşundan önce yetişiyor...
- O da bir şey mi, demiş üçüncü çocuk... Benim babamın
mesaisi 5’de bitiyor ama eve 3:30’da geliyor.
Kıssadan hisse: Büyükler doğru zamanda doğru işler yaparak
gelecek nesillere örnek olmalıdır. Her hareketimizin küçükler tarafından büyük
bir dikkatle takip edildiğini unutmamalıyız.
İlgilisine notlar:
• İnsanlar ve Mallar kitabını imzalayarak tarafıma gönderen
Sn. Ekrem Şama’ya teşekkürler.
• Rahmetli Erbakan Hoca’nın hayatı film ya da dizi olsa ne
güzel ve faydalı olurdu!..
• Erbakan olmak demek bazen elif gibi yalnız kalmak ama yine
de elif gibi dik durmaktır!..