Son yıllarda araştırma şirketlerinin dindarlık
anketlerinde belirgin bir artış var. Hava durumu gibi, deprem riski gibi
ülkelerin din ile kurdukları ilişki biçimi de araştırma konusu oluyor. Gerçi
din August Comte un dediğinin aksine her yüzyılda yükselen değer olmaya devam
ediyor.
Zaten mesele de bu. Anketin sonucuna göre korkmayın
dindarlık artmıyor veya muhafazakâr kesimlerin yüreğine su serpercesine
endişeye mahal yok ateizm hortlamıyor mesajı verilmeye çalışılıyor.
Sonuçlar herkesi bir tarafıyla memnun edecek cinsten.
Anketörler ile toplum mühendisleri müşterek çalışıyor
olmalı ki bu verilere göre durumdan vazife çıkarmalar çok bizim memleketimizde.
İsviçre merkezli Global araştırma ağı WIN/Gallup
İnternational ın son çalışmasına göre, dünya nüfusunun 3 te ikisi kendisini
dindar olarak tanımlarken, Türkiye de dindar olduğunu söyleyenlerin sayısı %
79 a çıkmış. Sayısal verilere baktığımızda dindarlığın zaferi diyebileceğimiz
bir sonuçla karşılaşıyoruz.
Ankete göre Türkiye de ateistlerin oranı ise % 2 yi
aşmıyor. Dinsel kimliğini ve inanç durumunu açıklamak % 6 lık bir dilimi de
dışarıda bırakırsak bu sonuca göre memleketimizin kahir ekseriyeti dindar
diyebiliriz.
Bu son araştırmanın dikkat çekici yanlarından biri de 55
yaş üstü insanların dindarlık oranı % 60 ın altına düşerken, 25 34 yaş grubu
gençlerin arasında dini yönelim oldukça yoğun. Gençlerin dindarlık oranı buna
göre % 65 in üzerinde seyrediyor.
Eğri bir cetvelle doğru bir çizgi çizmek mümkün olmasa da
anketin ortaya koyduğu nispi gerçeklerin olduğunu inkâr edemeyiz.
Bir kere dindar mısınız Şeklinde bir soru herkesin
din ve dindarlık ölçüsünce değişkendir. Deneklere dindar olmanın genel
geçer şartlarından birkaç tanesini hayatlarında yaşayıp yaşamadıkları
sorulsaydı mesela, öyle sanıyorum ki bu sayı çok daha aşağılara inecekti.
İbadetlerimi yapmıyorum; ama dindarım.
Kur an ı hiç okumadım; ama dini bütünüm .
14 asır evvelki kurallara güvenmiyorum, ama bir kalbim
var ki anlatamam gibi kendince inandığını iddia ettiği dinin kurallarını kendi
belirleyen insanlar bu anketlerde bolca vardır. Anketlerin dilini çözmenin yolu
deneklerin anketörlere ne şekilde cevap verdiklerine göre sonuca gitmekten
değil, deneklerin dilinin altındaki baklayı çıkarmakla mümkün olabilir ancak.
Yani deneklerin söylediklerinden çok söylemediklerinden
ya da satır aralarından yola çıkarak sonuca ulaşmak daha elverişli görünüyor.
Zira bu cevaplar sosyolojik sebep-sonuç ilişkisinden çok psikolojik-sebep sonuç
ilişkisine tabi tutulmaya daha müsait. 25 34 yaş genç dindarlığı dikkat
edilirse ilk gençlik yaşının bitimine rastlıyor.
Burada ilk gençlik yaşlarının tutkularla ve güdülerle
boğuşma dönemine rastlaması hasebiyle dine açılacak bir mecra bulamadığını akla
getiriyor. Tutkulara hitap eden cereyanlara en açık çağ ilk gençlik çağıdır
zira.
Olgun gençlik çağı ya da ikinci gençlik çağı dediğimiz
dönem (25 34) ise fırtınaların nispeten dindiği ve sahilin bir karartı, bir
siluet şeklinde dahi olsa göründüğü çağdır. Bu süreç aynı zamanda idrak
melekesinin en seri çalıştığı bir dönemdir. Fakülte bitirmiş gençler dönemi.
Askerlik yapmış gençler süreci ya da dağınık işlerini tamamlamış -iş, aş, eş-
gençler süreci de diyebiliriz buna. Din ile derinlemesine ilişkinin zaruri
ihtiyaçların önemli oranda giderildiği zamanlara tekabül etmesi bu yüzden
tesadüf değildir.
Gençlerin aksine 55 yaş üzeri insanların
dindarlıklarındaki düşüşü ise hayattan beklentilerini tam anlamıyla
karşılayamama gibi bir illete dayandırabiliriz. Olgunlukla ihtiyarlık arası bir
arafta, cennetle cehennem arası bir boşluğa düşen kişi dünyalık tutkulara karşı
son hamlesini yapmak, son altın vuruşunu gerçekleştirmek ister. Gençliği
hatırlatacak, gençlik hafızasını tazeleyecek günahlar işlemeyi sanki hakkıymış
zanneder. Günahın böyle bir özelliği vardır bu yaşlarda. Gençliğe dair hafızayı
tazelemek günahın insan üzerindeki arz-ı mev ududur. Atesit oranın hem dünya
hem de ülkemizde çok düşük olmasına gelince, bunun da dindarlık tanımı gibi
görece bir kimlik olmasıyla yakından ilgisi vardır. Özellikle ülkemizdeki
ateistlerin büyük bölümü tepkisel ateist, konjonktürel ateist, pragmatik
ateist, dindar ateist gibi kelimenin öz anlamıyla çelişecek derecede çeşitlilik
göstermektedir. Bu soru deneklere eşref saatlerinde, duygu yoğunluklu
saatlerde, felaket anlarında ya da mistik zamanlarda sorulmuş olsaydı bu oran
çok daha farklı olabilirdi. % 2 lik ateist oranı Türkiye gerçeğini tam olarak
yansıtmıyor. Kapalı toplumlardaki eşcinsel oranı gibi bizim toplumumuzda da
ateist oranı istatistiklere gerçek yüzüyle konu olmuş, anketlerde hakkıyla yer
bulmuş değildir. Dolayısıyla bu sayılar ve oranlar ne kimseyi sevindirsin ne de
kimsenin ümidini kırmış olsun. Bir çift söz de araştırma şirketlerine ve
anketörlere: Nasıl sosyal, siyasi ve dini soruları satır satır halka
soruyorsanız. Anketlerden çıkan sonuçların değerlendirilmesini de halka sorun.
Emin olun şöyle diyecektir: Paranın ve imanın kimde olduğu bilinmez!