Böyle bir soru sorma gereği duyma sözkonusu olduğuna göre, cevabı, öncelikle Vatikan ya da davet eden makam veya kişi tarafından verilmek durumundadır. Ne var ki, şimdiye kadar bu hususta, cevab olmasa bile, papanın gelişini makul gösterecek herhangi bir açıklama da yapılmış değildir. Birtakım muhtemel gerekçeler, tahminler, bunlar çerçevesinde yorumlar yapılabilir. Ama bütün bu yorumlar nihayet fikir araştırmasından öteye bir anlam taşımazlar.
Fakat papanın gelişinin tartışma konusu yapılması, tepki gösterilmesi, protesto edilebilir olması açık ve haklı bir gerekçeye, dahası nedene dayanmaktadır. O gerekçe ve neden papanın, bilgi yoksunluğu bahanesine asla dayandırılamayacak olan konuşmasıdır. Sözkonusu konuşmasında papa bilir-bilmezlik tavır içinde İslâm a ve Peygamberimize, dolayısıyla bütün Müslümanlara karşı ağır ithamda bulunmuştu. Kuşkusuz bu tür itham ve saldırı örnekleri papalık ve batılı Hıristiyanlar tarafından ilk defa yapılmıyordu. Ortaçağlardan Yeniçağlara, oradan günümüze kadar çeşitli yollardan bu tür itham ve saldırı örnekleri mebzul şekilde kayıtlarda bulunabilir. Üstelik 11 Eylül olayından itibaren, Amerika dan başlayarak hıristiyan dünyada genel bir tutum halini aldığı da gözler önünde cereyan etmektedir. Üstelik Danimarka da karikatür olayı hafızalarda canlılığını korumaktayken papanın böyle bir konuşma yapması, en azından iyiniyet gösterisiyle bağdaştırılamayacak bir niteliktedir.
Eğer papa, bir an için iyiniyete bağlı kalarak söylenebilir ki, sürç-ü lisan etmiş, ya da Vatikan ın yaptığı açıklamaya göre yanlış anlamaya meydan veren bir beyanda bulunmuşsa, yapılması gereken özür dilemesiydi. Özür dilenmediği gibi, "üzgün" olunduğu söylenmiştir. Burada ifade edilen "üzüntü", ileri sürülen ithamın yanlış ve yersiz olduğunun kabulü anlamına gelmediği gibi, zımnen ifade edilen görüşün doğru olduğu ama Müslümanların bundan incinmiş olmalarının sadece bir tesbiti, anlamı çıkar. Bu ise bütünMüslümanları anlayışsız, düşünmekten yoksun, dahası akılla hareket etme yeteneği bulunmayan insanlar olarak görme anlamına gelir. Zaten, sözkonusu konuşmada vurgulanan da İslâm ın ve Müslümanların akılla bağdaştırılır olmadığıydı.
Bazı kişilerce ileri sürülen, "papa konumu itibariyle hata etmiş olsa bile "özür dileyemez" şeklindeki görüş, açık bir saptırmadır. Bunun bir çok örneği de vardır. Daha önceki Papa haçlı seferleri esnasında yapılanlardan özür dilemişti. Kaldıki, papanın özür dileyip dileyemeyeceği meselesi nihayet hıristiyanları ilgilendirir bir husustur. İtham edilen, saldırıya maruz kalan Müslümanların, hıristiyanları bağlayan bir kurala göre amel etmelerini beklemek herhalde saçmalık olur.
Aslında papanın, kendine özgü bir "devlet" olan Vatikanı temsil eden bir kişi olması hasebiyle, diplomatik nezaket gereği ve iyiniyetin bir göstergesi olarak bu ziyareti yapmaması beklenirdi. Makul ve insani olanı da buydu. Ne var ki, papa bu ziyareti yapmakla, hem nezaket kurallarını gözetmemiş, hem de, deyim yerindeyse, Müslümanlara saygı göstermediğini beyan etmiş olmaktadır. Nezaketen "küstahlık" olarak nitelendirmememiz, bu tavrının anlam ve maksadını değiştirmiyor.
Ayrıca sayın Cumhurbaşkanı, papanın bu ziyaretini kabul etmekle devleti temsil etme yetkisini isabetli kullanmamıştır. Aynı şekilde DİB Sayın Bardakoğlu, papanın ziyaretini makamında kabul etmeyi anlamını gölgeleyen bir davranışa indirgemiştir ki, usulün bazan asıl olanı belirlediğini hatırlatma gereği duyuyoruz.
Başbakan ve dışişleri bakanının tavırları tam anlamıyla hoyratlıktır, üzerinde durmak bile iç burkucudur.
Papa niçin geliyor Aslında cevabı içinde bir sorudur bu, anlayana! Yarın yapılacak olan Çağlayan daki miting tam da bu anlamı kavrama adımıdır.