Pakistanlaştırılmak

Abone Ol

Pakistan ile Türkiye’ye giydirilmeye çalışılan gömlek aynı merkezden biçiliyor. Afganistan Pakistan için ne anlam ifade ediyorsa, Suriye de Türkiye için aynı anlamı taşıyor. Pakistan’ın en uzun sınırı da aynen bizim Suriye ile olduğu gibi Afganistan’la. Sovyetlerin dağılması sürecinde Batı tarafından özellikle desteklenen bazı muhalif gruplar, bugün Pakistan’ın başına bela olmuş durumda. Afganistan’ın yüzde 65-70’i merkezi yapının kontrolü altında değil. Hoş, merkezi yapıdan söz etmek de abesle iştigal olur ama sonuç itibariyle Afganistan’ın güven içinde yaşanabilecek bir bölgesi neredeyse kalmadı.

Pakistan Afganistan’ın Sovyetler tarafından işgal sürecine müdahil olabilmek için yabancı savaşçı adı altında on binlerce insanı kendi topraklarında kabul etti. Afganistan’a geçişlerine izin verdi.  Bunu kendi güvenliğini sağlamak için bir formül olarak düşündü. Bu durum beklentilerin aksine Pakistan’ı dış müdahalelere açık hale getirdi. Bugün aslında Türkiye de aynı süreci yaşıyor. Önce Irak işgalinde yaşananlar, sonra Suriye konusunda yapılan yanlışlar bizi Pakistan gibi problemli bir sürecin içine çekti.  Yaklaşık 3 milyon Suriyeli insanı ülkemizde misafir ediyoruz. Son Ortaköy saldırısı bile nasıl bir girdabın içinde olduğumuzu görmemiz için yeter. Aradan on beş günden fazla bir zaman geçti ama saldırganla ilgili henüz net bir sonuca ulaşılamadı. Zaten saldırı sonrasında yabancı istihbarat örgütlerinin işin içinde olduğuna dair onlarca haber okuduk. Teröristin yakalanamamasının ardında büyük ihtimalle bu yapıların koruması var. Ancak benim dikkat çekmek istediğim nokta daha da vahim. Teröristle bağlantısı olduğu iddia edilen Konya, İstanbul gibi illerimizdeki kişilerin daha milliyetini bile bilmiyoruz. Bu insanların hangi ülke vatandaşları olduğundan haberimiz yok. Bu durumu çözebilmek için Fas, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Dağıstan, Doğu Türkistan ve bazı Avrupa ülkeleriyle irtibata geçmişiz. Yani birileri elini kolunu sallayarak ülkemize giriş yapmış ve biz bunların kimler olduğuna dair bir bilgiye sahip değiliz. Bundan büyük bir tehlike olur mu? 3 milyon insanın yüzde doksan dokuzu muhakkak mağdur ve mazlum olarak ülkemize sığınmış olsalar dahi, sadece yüzde bir bile art niyetle gelmiş olsa bu durum, uzun yıllar Pakistan gibi kaos içinde yaşamamız için yeterli değil mi? Daha kim olduklarını bilmediğimiz kaç kişi var sorusu bile başlı başına endişe verici bir durum olarak hepimizi tedirgin etmiyor mu?

Ayrıca bir başka benzerliğin de siyasi suikastlar sürecinde planlandığını görüyoruz. Hükümet yetkilileri bununla ilgili ciddi istihbaratlar aldıklarını söylediler. Bu gerekçeyle geçen hafta Kemal Kılıçdaroğlu’na zırhlı araç tahsis edildi. Şimdi sizleri bu gelişmeler üzerinden kısa da olsa düşünmeye davet ediyorum. Pakistan’ın eski başbakanlarından ve bir suikast sonucu hayatını kaybeden Benazir Butto’nun partisinin adının Pakistan Halk Partisi olması ile Kılıçdaroğlu’nun partisinin adının Cumhuriyet Halk Partisi olması sadece bir tesadüf olabilir mi? Ne hedefleniyor? İç çatışma provaları mı arzulanıyor? Toplumdaki ana damarlar üzerine sinsi taarruzlar mı planlanıyor? İslam dünyasının iki önemli ülkesi Türkiye ve Pakistan’ın aynı oyunlara maruz kalmış olmalarının arkasında hangi güçler var? 

Yakındoğu coğrafyasında Afganistan, Ortadoğu’da ise Suriye üzerinde planlanan oyunların nihai hedefi nedir? 

İslam ülkeleri edilgen durumdan etken bir pozisyona geçmeden bu oyunları engellemek mümkün mü? Müslümanların savrulmalarının önüne nasıl geçilebilir? 

Rusya, ABD, Çin arasında yaşanan köşe kapmaca oyununda herkesi kendi sınırlarına çekebilmek ve İslam ülkelerini oyun alanı olmaktan çıkarmak için yapılması gerekenler nelerdir?