Pakistan-Afganistan Sınırında Neler Oluyor?

Abone Ol

Birinci Dünya Savaşı’nın öncesiydi. Coğrafi keşiflerin hızla ilerlediği, Osmanlı’nın günden güne kan kaybettiği yıllarda küresel güçler sömürgecilik mücadelesi veriyor, ancak bu mücadele kimin daha fazla sömürgeye sahip olacağı yarışından öteye geçemiyordu.

O yıllarda İspanya, Güney Amerika’yı; Belçika, Orta Afrika’yı; Fransa ise Kuzey Avrupa’yı gözüne kestirmişti. İngilizler ise pastanın en büyük paylarından birine sahip olmak adına rotayı oldukça geniş tuttu. Avustralya’ya kadar uzanan sömürge imparatorluğunun bir ayağını da Güney Asya olarak belirledi. Bugün Hindistan ve çevresi olarak bildiğimiz o geniş topraklar İngiliz mandasının elinde sömürülüyor, bir yandan misyonerlik faaliyetleri yürütülürken bir yandan yerel kaynaklar bütünüyle İngiliz sermayesine aktarılıyordu.

Ancak İkinci Dünya Savaşı’nın da patlak vermesi sonrası İngiltere kabuğuna, kendi adasına dönmek zorunda kaldı. İşte her şey burada başladı. İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından tarihe “Britanya Hindistan’ı” olarak geçen sömürge devleti yıkıldı.

Artık Hindistan bağımsızlığını ilan etmiş ve bölgedeki Müslümanlar, Pakistan’ı kurma mücadelesine başlamıştı. Tam da bu noktada tarihi geri sarmak gerekiyor. İngilizlerin bölgeyi sömürgeleştirdiği dönemde Peştunistan, Afganistan ile Hindistan arasında bölünmüştü. 1893 yılında Afgan Emirliği ile İngilizler arasında oluşturulan “Durand Hattı”, Peştun meselesinin başlangıç noktası oldu.

1947 yılında Pakistan, Hindistan’a karşı bağımsızlığını kazanınca Durand Hattı, Pakistan topraklarında kaldı. Dolayısıyla Afganistan, Durand Hattı’nda yeniden hak talep etti ve 1947’de Pakistan’ın BM’ye kabulüne karşı oy kullanan tek ülke oldu.

Öyle ki Afganistan o yıllarda Pakistan’daki ayrılıkçı hareketleri silahlandırarak bir Peştun meselesini kendi lehine çevirmek istedi. Yıllardır çözülemeyen Durand Hattı meselesi sebebiyle Afganistan, bugün bile Pakistan’ın sınırlarını yasal olarak tanımıyor.

1952’de ise dönemin Afgan lideri Muhammed Zahir Şah, Pakistan’a dostça duygular beslediğini ancak Peştunistan sorununun göz ardı edilemeyeceğini belirtti. Afganistan aynı yıl yalnızca Peştun bölgesiyle birlikte Belucistan üzerinde de hak talep etti. İlerleyen yıllarda Afganistan’da bulunan Pakistan Büyükelçiliği ve büyükelçinin konutuna saldırılar düzenlendi. Sınırın diğer tarafında ise Afganistan Konsolosluğuna saldırılar yapıldı.

60’lı yıllara gelindiğinde ise iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler Pakistan tarafından kesildi. Tabi bu durum denize sınırı olmayan Afganistan’ın, Pakistan limanlarını artık kullanamayacağı anlamına geliyordu. 1961 yılında koparılan diplomatik ilişkiler, 1965’e kadar onarılamadı.

1970’lerde ise Peştun hareketi büyük ölçüde azaldı. Pakistan sınırlarında kalan Peştunlar, artık

Pakistan’la özdeşleşti. Çok sayıda Peştun isim Pakistan’da devlet liderliği dahi yaptı. Yahya Khan ve İshak Khan bunların örnekleriydi. Ilımlı Peştun isimlerin yanı sıra, ayrılıkçı grupların da büyük bölümü artık Pakistan’ı benimsemişti. Pakistan’daki ayrılıkçı gruplar her ne kadar azalsa da bitmemişti. Ayrılıkçı grupların gücünün zayıflaması üzerine dönemin Afgan hükümetinin bu gruplara ev sahipliği yaparak desteklemesi iki ülke arasındaki krizlerin yeniden başlamasına sebep oldu. Bunun üzerine gelişen olayları aslında hepimiz biliyoruz. Pakistan, Sovyetlerle yakın ilişkilere sahip Afgan hükümetinin karşısında direnişçileri destekledi. Bugün Afganistan tarihini konuşurken karşılaştığımız Ahmet Şah Mesut, Molla Ömer, Burhaneddin Rabbani gibi isimler o yıllarda isimlerini duyurmaya başlamıştı.

Sovyet yanlısı hükümetin düşmesini ve direniş gruplarının bölgede yükselmesini önlemek üzere yapılan Sovyet işgaliyle birlikte ABD, Pakistan’a askeri yardım yapma kararı aldı.

80’lerde Durand Hattı, Afgan mücahitler ve mülteciler için güvenli liman oldu. Bu arada ABD’nin desteğiyle bölgede 75 binin üzerinde medrese açıldı ve Nebraska Üniversitesinde basılan, dinin en katı yorumlarının işlendiği kitaplar okutuldu. O dönem Sovyet işgaliyle burun buruna olan Pakistan ise bu durumun uzun vadedeki sonuçlarını tam olarak göremedi. Sovyetler Birliği, Afganistan’dan çekildiğinde ise Pakistan’daki Afgan mültecilerin yaklaşık yarısı bölgede kaldı.

Sovyetlerin çekilmesinden sonra Afganistan’ın yeni hükümetiyle de anlaşamayan Pakistan, alternatif güçleri desteklese de bu çabaları sonuçsuz kaldı. Afganistan’da hükümetler değişiyor ancak Durand politikası değişmiyordu.

Zamanla iki ülke arasındaki sorunlar da derinleşti. Su paylaşım anlaşmazlıkları, Taliban kuvvetlerinin (diğer hükümetler döneminde) Pakistan’da yaşaması gibi durumlar sık sık krizlere neden oluyordu.

İki ülke arasında yıllar boyunca çeşitli gerginlikler ve yakınlaşmalar yaşandı. Ağustos 2021’de Taliban’ın Afganistan’da hükümet oluşunu Pakistan Başbakanı İmran Han “kölelik zincirlerini kırmak” olarak tanımladı. Ancak İmran Han’ın görevden alınmasıyla iki ülke arasındaki bağlar da koparıldı ve Kabil hükümeti, Pakistan’ı “ABD’yi bölgeden çıkarma” davasına ihanetle suçladı.

Bu süreçte özellikle Pakistan Talibanı’nın saldırıları iki ülkenin arasındaki ilişkinin istikrara ulaşmasının önündeki en büyük engel oldu. Sınır hattı üzerinden yapılan saldırılara ek olarak başkent Kabil’de Pakistan büyükelçiliğine saldırılar oldu. Bu bağlamda 2022 yılında Pakistan hükümeti, Afganistan’dan sınır bölgelerini güvence altına almalarını istese de sonuç aynı kaldı.

Afgan hükümetinin desteklediği Tehrik-i Taliban Pakistan adındaki yapı, Pakistan ordusunu ve halkını hedef almaya devam etti. Ardından Pakistan, Afganistan topraklarına hava saldırısı düzenleyerek TTP’ye ait olduğunu söylediği hedefleri vurdu.

Ancak Pakistan bu operasyonları zamanla sıklaştırdı ve bu durum Afgan halkından kayıplara neden oldu. Afganistan’ın doğu bölgesinde sivil yerleşim yerlerine saldırılar yapıldığı, çok sayıda insanın hayatını kaybettiği söylendi.

Her iki ülkenin de haklı gerekçeleri olsa da sivil kayıplar göz önünde bulundurulduğunda yaşanan sorunların nereye varacağı sorusu hepimizi korkutuyor. Bölge ülkeleri arasında yaşanacak hiçbir çatışma sonuca ulaşmayacak ve fayda sağlamayacaktır. Dolayısıyla çözüm, sorunların her iki ülkenin de lehine çıkacak yeni anlaşmalarla ve ortaklıklarla mümkün olabilir. Bu tür ihtilaflar iki komşu ülkenin karşılıklı kayıpları anlamına geliyor. Bu istikrarsız ortam küresel güçlerin bölgede daha da güçlenmesinin yollarını açıyor. İki komşu ülke Pakistan ve Afganistan sorunlarını masada çözmenin yollarını arayıp bulmalıdır. Unutmayalım ki halklar kardeştir. Sorunlar bir an önce suhuletle çözülmelidir.