Özgürlükler ve demokrasi noktasında Türkiye‘yi büyük sıkıntılara sokan darbe anayasalarının sivilleştirilmesi bütün kamuoyunun ortak isteği. Hükümetin hazırladığı son anayasa değişikliği paketinin sınırlı içeriği nedeniyle yetersiz olduğu ve daha kapsamlı bir Anayasa değişikliğinin elzem olduğu ifade ediliyor.
Malkoç: Yeni bir anayasa zaruri
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Hukukçu Şeref Malkoç, AKP iktidarının kamuoyuna açıkladığı Anayasa değişiklik paketini ‘dostlar alışverişte görsün‘ kabilinden değerlendirerek, "Türkiye‘nin ihtiyacı birkaç madde üzerinde Anayasa değişikliği değildir. Türkiye‘nin yapması gereken, topyekun bir siyasal ve hukuki reform sürecini başlatmaktır" dedi. Malkoç, tüm partilere yeni bir Anayasa yapılması için çağrıda bulundu.
Malkoç, AKP‘nin 23 maddelik Anayasa değişikliği teklifinin toplumun ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte olmadığını söyleyerek, "Türkiye‘yi 21. yüzyıla taşıyacak düzenlemelerden uzaktır. Ancak 1982 darbe Anayasası‘nın mevcut hali ile kalmasındansa bu değişikliklerin yapılması iyi sayılabilir" diye konuştu.
AKP‘nin samimiyet sınavında olduğunu vurgulayan Malkoç, "Diğer konularda olduğu gibi Anayasa değişikliğini yapıyormuş gibi yapıp ardından bırakmıyorlar tiyatrosunu oynayıp seçime mi gidecek, yoksa bu konuda üzerine düşeni mi yapacak? Biz Saadet Partisi olarak millet adına bunun takipçisi olacağız" dedi.
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve hukukçu Şeref Malkoç, AKP iktidarının kamuoyuna açıkladığı Anayasa değişiklik paketini ‘dostlar alışverişte görsün‘ kabilinden değerlendirerek, "Türkiye‘nin ihtiyacı birkaç madde üzerinde Anayasa değişikliği değildir. Türkiye‘nin yapması gereken, topyekun bir siyasal ve hukuki reform sürecini başlatmaktır" dedi. Malkoç, tüm partilere yeni bir Anayasa yapılması için çağrıda bulundu.
Malkoç, partisinin oluşturduğu bir hukuk komisyonunun Anayasa paketi üzerindeki inceleme ve değerlendirmelerinin devam ettiğini söyleyerek, paketin içeriği ile ilgili üzerindeki durdukları konular hakkında gazetemize bilgi verdi.
" Türkiye‘nin ihtiyacı birkaç madde üzerinde Anayasa değişikliği değildir. Türkiye‘nin yapması gereken, topyekun bir siyasal ve hukuki reform sürecini başlatmaktır" diyen Malkoç, bunun ilk adımının da çağdaş, demokratik, halkın katıldığı yeni bir Anayasa olduğunu vurguladı. Malkoç, "Bunu yapmaz da, birkaç maddeyle değişiklikler getirilmeye çalışılırsa, bu ‘dostlar alışverişte görsün‘ kabilinden bir değişiklik olur. Süreç bunun üzerinde işlerse, bu durum Türkiye‘ye zaman kaybettirir" diye konuştu.
Millet kiracı değil ev sahibi
"Bu millet, bu ülkenin kiracısı değil, ev sahibidir. Onun için ‘Ey millet! Buyurun bu Anayasa‘yı siz yapın‘ diyecek bir siyasal uzlaşmaya ve kararlılığa ihtiyaç var" diye konuşan Malkoç, bunun yolunun da, Türkiye‘de 250 bin kişilik seçmen kitlesinin oluşturduğu seçim çevresinde, dar bölge- tek milletvekilliği sistemiyle, çift turlu seçimle oluşacak ‘Anayasa Yapıcı Meclis‘ oluşmasından geçtiğini kaydetti.
Bu Meclis‘in yeni Anayasa‘yı hazırlayacağını dile getiren Malkoç, bu Meclisin içerisine, toplumun bütün kesimlerinden temsilcilerin yer alacağını ifade etti. Meclis‘in nasıl çalışacağını da anlatan Malkoç, şöyle konuştu: " Bu Meclis, bu Anayasa‘yı hazırlarken, Türkiye Büyük Millet Meclisi de, diğer bütün yasama işlemlerine devam edecek. Oluşturulacak ‘Anayasa Yapıcı Meclis‘, 1 yıl süreyle çalışacak ve teklifi hazırlayacak. Teklif, TBMM‘ye gönderilecek ve daha sonra referandumla Türkiye yeni, çağdaş, demokratik Anayasasına kavuşacak. Bu son derece devrimci ve doğru bir yoldur. Bütün milletimizi Türkiye‘nin özgür, eşit yurttaşları ve ev sahibi yapar. Hak, ve özgürlükler temelinde yeni bir Anayasa hayata geçmiş olur. Bu yapılmayıp, bir kaç madde üzerinde rötuş yapılırsa, milletin vaktini almaktan öteye gitmez"
Yeni bir anayasa zaruri
Bu nedenle tüm partilere yeni bir anayasa yapımı için çağrıda bulunan Malkoç, "1982 yılında Askeri yönetim tarafından Danışma Meclisi‘ne yaptırılan yürürlükteki Anayasa, muhtelif tarihlerde bazı maddelerinde günün ihtiyaçlarına göre değişikliğe uğramış ise de ne yazık ki temel özgürlükler açısından milletin anayasası olamamış, devletin temel kurumları arasında yetki çatışmalarını önlemek şöyle dursun adeta körüklemiş bir görünümle uygulana gelmektedir" dedi.
Anayasaların bir yandan devletin görevlerini diğer yandan toplumun huzurunu, bunun için de kişilerin hak ve hürriyetlerini teminat altına alacak sosyal mukaveleler olduğunu kaydeden Malkoç, " Bu temel noktadan hareketle yapılacak Anayasa milletin Anayasası olmalıdır. Bir anayasanın milletin anayasası olabilmesi için çağdaş, sivil, özgürlükçü, katılımcı olması gerektiği son derece önemlidir" diye konuştu.
Çok partili döneme girildiğinden beri ‘milletin demokratik olgunluğa erişmediği‘ için temel kanunların yapılmasının bu millete bırakılamayacağı konusundaki yanlış kanaati eleştiren Malkoç, " Bu kanaatle halkımız 1960‘lı yıllardan beri darbe anayasaları ile idare edilmektedir. Oysa bu millet kendisine bırakıldığı zaman kendi anayasalarını darbecilerden çok daha mükemmel bir şekilde yapmaya muktedirdir" dedi.
AKP paketinin değerlendirilmesi
AKP‘nin Anayasa değişiklik paketini de değerlendiren Malkoç, "Biz Saadet Partisi olarak parça parça değil, baştan sona yeni bir Anayasa yapılması gerektiğine inanıyoruz. Ve bunun nasıl yapılacağına ilişkin teklifimizi yaklaşık iki yıldan beri anlatıyoruz. Bu konuda ısrarlıyız ve bu ısrarımızı her platformda sürdüreceğiz" dedi.
Hükümetin hazırladığı paketin daha da genişletilmesi gerektiğini söyleyen Malkoç, "1982 Anayasası‘nın toplumun gelişmesine engel teşkil eden yönleri de bu paketin içine konulmalıdır. Örneğin; Anayasanın 41. Maddedeki ailenin korunması, 127. Maddedeki Mahalli İdareler, 136. Maddedeki Diyanet İşleri Başkanlığı, 108/2, partilerin seçimde aldıkları oy oranında yardım gibi konularda bu pakete dahil edilmelidir" dedi.
Sayıştay denetimi yanlış
Ayrıca AKP‘nin teklifinde düzeltilmesi gereken yerleri de sıralayan Malkoç, teklifin 1. Maddesinde getirilen değişikliğe ilave ile Anayasanın 42. Maddesi‘nin "Devlet, ailenin özellikle ananın ve çocukların korunması için gerekli tedbirleri alır ve bunun için gerekli teşkilatı kurar" şeklinde olması gerektiğini söyledi. Anayasanın 69. maddesinde yapılan düzenlemeyle siyasi partilerin mali denetiminin Sayıştay‘a verilmesine de karşı çıkan Malkoç, "Siyasi partilerin Mali Denetiminin Sayıştay‘a verilmesi yerinde değildir. Bu denetim Anayasa Mahkemesi‘nce yapılmasına devam edilmelidir" dedi.
1960 yılından beri, siyasi partilerin mali denetimini Anayasa Mahkemesi‘nin yaptığını söyleyen Malkoç, "Bu konuda bir gelenek oluşmuştur. Mahkeme bu konuda tecrübe kazanmıştır. Ve 60 yıldan beri hiçbir siyasi partiden itiraz veya şikâyet gelmemiştir. Herkesin muhatabı olan ve istikrarla işleyen bir sistem bozulmamalı. Anayasa Mahkemesi zaten bu denetimi yaparken Sayıştay‘dan faydalanıyor" diye konuştu.
SPY de değişmeli
Meselenin sadece Anayasa yapmaktan ibaret olmadığını vurgulayan Malkoç, " Türkiye‘de seçim sisteminin, Siyasi Partiler Yasası‘nın, Seçim Kanunu‘nun değişmesi ve bunların bir paket olarak gündeme getirilmesi mecburiyeti var. Mesela 3 Kasım 2002 seçimlerinde yüzde 45 oy, partiler barajı aşamadığı için çöp tenekesine gitti.
22 Temmuz 2007 seçimlerinde yüzde 20‘si çöpe gitti... Milletin tanımadığı, bilmediği, kapalı kapılar ardında parti liderlerinin ortaya koyduğu listelerle oluşan Meclis, zayıf bir yapı oluyor. Seçim sisteminin ve siyasi partiler kanunun değiştirilmesi gerekir" diye konuştu. Anayasa‘da yapılacak değişikliklere paralel olarak 2820 sayılı siyasi partiler kanununda da değişiklikler yapılması gerektiğini ifade eden Malkoç, " Siyasi partiler kanununda yapılacak değişiklikler seçim kanunu ile birlikte ele alınmalıdır. SPK ile seçim kanunu arasında karşılıklı etkileşim ve güçlü bir bağ vardır. Bu konuda TBMM‘deki partilerin yanısıra parlamentoda olmayan siyasi partilerin de tecrübesinden faydalanılmalı. Hatta bu konuda uzman olan akademisyenlerden ve STK‘lardan görüş alınmalı" diye konuştu.
İzin yerine mahkeme kararı olmalı
Temel Pakette siyasi partilerin kapatılması konusunda TBMM‘den izin sisteminin getirilmesine de karşı çıkan Malkoç, "Odak haline gelmeyi subut bulmuş suçlara dayandırmak daha isabetli olacaktır.Şöyleki, siyasi partiler kapatılma davalarını TBMM‘nin iznine bağlamak; kuvvetler ayrılığı konusunda itirazla karşılaşılacaktır. Yargının iznine müdahale şeklinde algılanabilir. Siyasi partilerin, bir başka siyasi partinin kapatılması ile ilgili izin vermesi istismar edilebilir. TBMM bir siyasi partinin kapatılmasına izin vermesi durumunda, TBMM ve siyaset yara alabilir." şeklinde konuştu.
Bunun yerine Anayasanın mevcut 69/6 fıkrasının ".........onun bu nitelikteki fiillerin izlendiği bir odak haline geldiğinin yerel mahkemece sübut bulmuş suçlara dayanılarak. Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir" şeklinde düzenlenmesinin daha yararlı olacağını söyleyen Malkoç, bu düzenlemenin bütün mahzurları ortadan kaldırdığı gibi, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine, hem de kanuni hâkim güvencesine uygun olacağını vurguladı. Malkoç, "Bu tür suç işleyenlere ceza verilmek suretiyle parti tüzel kişiliklerine hukuki kolaylık sağlanabilir" diye konuştu.
Malkoç, dolayısıyla AKP‘nin 23 maddelik Anayasa değişikliği teklifinin toplumun ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte olmadığını söyleyerek, " Türkiye‘yi 21. Yüzyıla taşıyacak düzenlemelerden uzaktır. Ancak 1982 darbe Anayasası‘nın mevcut hali ile kalmasındansa bu değişikliklerin yapılması iyi sayılabilir. Hükümet 8 yıldan beri işbaşındadır ve Türkiye‘nin hiçbir ciddi sorununda proje veya çözüm ortaya koyup, bu sorunların hallolması için çaba göstermemiştir. Beceriksizce davranmıştır. Sorunların çözümünde dirayetli, basiretli ve ferasetli davranmamıştır" dedi. Hükümetin her karşılaştığı sorunu çözmek yerine mağdur rolü yaptığını ve ardından bunu oya tahvil ettiğine dikkat çeken Malkoç, "Türkiye‘nin ciddi meselelerini çözmek yerine çözüyormuş gibi yapıp, bırakmıyorlar ki yapayım tiyatrosunu oynamıştır. Bu 23 maddelik Anayasa değişikliği konusundaki endişemiz AKP‘nin bu konuda samimi olup olmadığıdır. Diğer konularda olduğu gibi Anayasa değişikliğini yapıyormuş gibi yapıp ardından bırakmıyorlar tiyatrosunu oynayıp seçime mi gidecek, yoksa bu konuda üzerine düşeni mi yapacak. Biz Saadet Partisi olarak millet adına bunun takipçisi olacağız. Ve Türkiye‘de baştan sona yeni bir Anayasanın millet tarafından yapılması için gerekeni yapacağız" diye konuştu.
Demokratik özgürlükçü yeni bir anayasa
İstanbul Adliyesi önünde ‘Acil demokratik özgürlükçü yeni Anayasa istiyoruz‘ yazılı dövizler taşıyan Yargıda Re Form Grubu üyesi avukatlar, Anayasa değişikliğine karşı çıkan yüksek yargıyı eleştirdi.
İstanbul Adliyesi önünde ‘Acil demokratik özgürlükçü yeni Anayasa istiyoruz‘ yazılı dövizler taşıyan Yargıda Re Form Grubu üyesi avukatlar, Anayasa değişikliğine karşı çıkan yüksek yargıyı eleştirdi. Avukatlar, "28 Şubat döneminde bir el hareketiyle kalkıp oturan yüksek yargının, Anayasa paketi hakkında aynı anda olumsuz görüş bildirmesi, Genelkurmay Başkanı‘nın beyanlarına ses çıkarmaması, Silahlı Kuvvetler‘in yargı üzerindeki vesayetinin devam ettiğinin göstergesidir." görüşünü dile getirdi. Adliye önünde toplanan avukatlar, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ‘un bazı basın yayın organlarına yansıyan konuşmaları ve yüksek yargı organlarının Anayasa değişikliği paketi hakkındaki olumsuz açıklamaları eleştirdi. Avukatlar ellerinde ‘Acil demokratik özgürlükçü yeni Anayasa istiyoruz‘ yazılı dövizler taşıdı. Yargıda Re Form grubu üyesi avukatlar adına açıklamayı avukat Serhat Şendilmen gerçekleştirdi
Yeni bir anayasa istiyoruz
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Anayasa‘nın yenilenmesinin, siyasi, ekonomik, toplumsal bir ihtiyaç haline geldiğini belirterek, "Devlet piyasada aktör değil, regülatör olmalıdır. Ekonomik özgürlükleri koruyan, girişimciliği önemseyen yeni bir anayasa istiyoruz" dedi.
Türkİye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Anayasa‘nın yenilenmesinin, siyasi, ekonomik, toplumsal bir ihtiyaç haline geldiğini belirterek, "Devlet piyasada aktör değil, regülatör olmalıdır. Ekonomik özgürlükleri koruyan, girişimciliği önemseyen yeni bir anayasa istiyoruz" dedi.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile Adalet Bakanı Sadullah Ergin, anayasa taslağı değişiklik taslağını sunmak üzere TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu‘nu ziyaret etti. Hisarcıklıoğlu, ziyaretin ardından yaptığı açıklamada, hükümetin, katılımcı demokrasinin güzel bir örneğini sergileyerek, iş dünyasının çatı kuruluşu olan TOBB ile görüşlerini paylaştığını söyledi.
TOBB‘un bu konuya yaklaşımının demokrasinin güçlendirilmesi ve bu çerçevede bireysel hak ve özgürlüklerin AB standartlarına yükseltilmesi yönünde olduğunu ifade eden Hisarcıklıoğlu, demokrasinin kalitesini arttırmadan ekonominin güçlenmesinin mümkün olmadığını kaydetti. Güçlü ekonomi olmadan kaliteli demokrasinin sağlanamadığına işaret ederek, şöyle konuştu: "Bir ülkenin kalkınma düzeyi, demokrasi düzeyinden ayrı düşünülemez. O halde Türkiye, iyi işleyen, yöneten, denetlenebilir, hesap verebilir ve şeffaf birinci sınıf bir demokrasiye sahip olmalıdır. Bunun sağlanacağı ilk nokta, Anayasa‘nın günümüz şartlarına göre yenilenmesidir. TOBB olarak yeni bir anayasa gerektiğini yıllardır, 2002‘den bu yana söylüyoruz. Son olarak 2007‘deki Anayasa platformunu da bu amaçla başlatmıştık.
Darbeci zihniyeti tasfiyede yetersiz
Demokrat Yargı Eşbaşkanı Orhan Gazi Ertekin, anayasa değişiklik paketinin 12 Eylül zihniyetini tasfiye etmede yetersiz kalacağını söyledi. Ertekin, "Daha kararlı, muhtevası çok daha kapsamlı olabilirdi" dedi. Ertekin, HSYK ve Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker‘in açıklamalarını ciddi bir hukuksal yorum problemi olarak gördüğünü ifade etti.
Demokrasi ve Özgürlük İçin Yargıçlar ve Savcılar Birliği (Demokrat Yargı) Eşbaşkanı Orhan Gazi Ertekin, anayasa değişiklik paketinin 12 Eylül zihniyetini tasfiye etmede yetersiz kalacağını söyledi. Ertekin, "Daha kararlı, muhtevası çok daha kapsamlı olabilirdi." dedi.
AKP, 26 maddelik anayasa paketini muhalefete sundu. Yargının demokratik meşruiyetine yönelik düzenlemeler taslağın temelini oluşturuyor. Paketi en genel bağlamda 12 Eylül‘ü tasfiye etmede yetersiz gördüğünü dile getiren Demokrasi ve Özgürlük İçin Yargıçlar ve Savcılar Birliği (Demokrat Yargı) Eşbaşkanı Orhan Gazi Ertekin, daha kararlı, muhtevası çok daha içerikli ve kapsamlı olabileceğini söyledi. HSYK ve Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker‘in açıklamalarını ciddi bir hukuksal yorum problemi olarak gördüğünü ifade eden Ertekin, muhalefet partilerinin uzlaşma teklifinin ise politikanın mantığına tamamen aykırı olduğunu vurguladı.
Cihan Haber Ajansı muhabirine anayasa paketini değerlendiren Ertekin, paketin kararsız bir tasviye çabası içerdiğini kaydetti. 12 Eylül Anayasası‘nı değiştirme girişimlerinden biraz daha farklı bir içeriği olduğunu anlatan Ertekin, ilk kez yargının dönüşümünü içeriyor olmasının çok olumlu bir şey olduğunu vurguladı.
Bugüne kadar hukuk reformuyla yetinilerek ilerlendiğini dile getiren Ertekin, "Ama hukuk reformun gerçek kalıcı sonuçlar doğurmadığı açık ve net bir şekilde ortaya çıktı. Bu durumda yapılacak en önemli şey, yargı reformu yapmak. Yargının hem kuruluşunun hem kendini yeniden üretme biçimlerine dönük bir politik müdahale gerekiyordu. Bu müdahale anlamlı bir başlangıç olarak görülebilir." dedi.
Yargı burnundan soluyor
USAK Başkanı Sedat Laçiner, taslağın ‘yargıyı kuşatma‘, hatta ‘yargıyı ele geçirme‘ olarak yorumlandığını, yargının çok kızgın olduğunu, burunlarından soluduğunu ve göz bebeklerinin yerinden fırlayacak gibi olduğunu söyledi.
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Başkanı Sedat Laçiner, yüksek yargıyı kasdederek "Eğer imkanları elverse AKP‘nin işi şimdiye çoktan bitmişti." dedi. ‘Her ülkenin kendi koşullarına göre uygun modeller oluşturmak zorundadır‘ değerlendirmelerini eleştiren Laçiner, "Bize özgü model 12 Eylül Anayasası mı? Bu ülke 27 Mayıs‘tan bu yana siviller anayasa yapamıyorsa, bu ülkenin özel koşulu anayasalara askerlerin yapması mıdır?" diye sordu.
Anayasa değişikliği çalışmalarını değerlendiren Laçiner, taslağın ‘yargıyı kuşatma‘, hatta ‘yargıyı ele geçirme‘ olarak yorumlandığını, yargının çok kızgın olduğunu, burunlarından soluduğunu ve göz bebeklerinin yerinden fırlayacak gibi olduğunu söyledi. Değişiklik taslağına yapılan eleştirilerde oldukça genel geçer ifadeler kullanıldığını dile getiren Laçiner, yüksek yargı temsilcilerinin açıklamalarına göre HSYK‘dan Adalet Bakanı ve müsteşarının çıkarılması halinde yargının neredeyse tam bağımsız olacağını hatırlattı. Yüksek yargının geçmişte de yeterince bağımsız ve adil olmadığını vurgulayan Laçiner, "Adalet Bakanı ile müsteşarının HSYK üyelikleri de yeni bir durum değil. O iki koltuk uzun süredir kurulda oy kullanırken yüksek yargı pek de sesini çıkarmamıştı. Hatta bugün yargının kuşatılması olarak takdim edilen pek çok husus geçmişte yargının bağımsızlaşması olarak görülüyordu. Demek ki ya yargı değişti, ya da hükümetler. Başka bir deyişle bugünkü hükümetin yapmaya çalıştıklarını başka bir parti gerçekleştirmeye kalksaydı yüksek yargıdan alkış da alabilirdi. Bu durumda ortada bir ilkeler savaşından çok, ideolojik bir çıkar kavgası olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Şurası kesin ki yüksek yargı AKP‘ye tahammül ediyor, sabrediyor.
Türkiye‘ye demokrasiyi çok görüyorlar
Hukukçular Birliği Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Sinan Kılıçkaya, anayasa değişikliğiyle, "Yargının kuşatıldığı, kuvvetler ayrılığı ilkesinin zedelendiği" sözlerinin inandırıcı olmadığını savundu. Kılıçkaya, anayasa değişikliği paketine ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, Anayasa‘nın bütününün evrensel değerlere uygun olarak yenilenmesi gerektiğini belirtti.
HukukçulaR Birliği Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Avukat Sinan Kılıçkaya, anayasa değişikliğiyle, "Yargının kuşatıldığı, kuvvetler ayrılığı ilkesinin zedelendiği" sözlerinin inandırıcı olmadığını savundu.
Kılıçkaya, anayasa değişikliği paketine ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, Anayasa‘nın bütününün evrensel değerlere uygun olarak yenilenmesi gerektiğini belirtti. Anayasa değişikliğinin Türkiye‘nin demokratik gelişimine katkısının olacağını ifade eden Kılıçkaya, "Değişikliğe karşı olanların demokratikleşmeye karşı olduğunu, Türkiye‘ye demokrasiyi çok gördüklerini" savundu. "Sayın Yargıtay Başkanı, Türkiye‘nin koşullarının batılı demokratik ülkelerden farklı olduğunu söylemekle, bu millete demokrasiyi çok gördüğünü itiraf etmiştir" değerlendirmesinde bulunan Kılıçkaya, şunları kaydetti:
"Bu tür sözleri 28 Şubat sürecinde çok gördük. Demokrasiyi, özgürlükleri halka çok görenler o günlerde de Türkiye‘nin koşullarını bahane etmişlerdi. Değişiklikle yargının kuşatıldığı, kuvvetler ayrılığı ilkesinin zedelendiği sözleri hiç inandırıcı değildir. Bugünkü yapısıyla Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyelerinin bakan ve müsteşarın dışında tamamı Cumhurbaşkanı yani yürütmenin başı tarafından atanıyor. Bu koşulda kuvvetler ayrılığı ilkesi zedelenmiyor da bu durum değiştirilerek 21 üyenin 15‘i doğrudan hakim ve savcılar tarafından seçilmesi mi kuvvetler ayrılığı ilkesini zedeliyor?
HSYK Başkanvekili ve Yargıtay Başkanının açıklamaları, yargı görevini yürütmekte olan kürsüdeki hakim ve savcıların seçme seçilmelerine karşı durmakla onlara güvenmediklerini açıkça ortaya koymuştur."
Kenan Evren çelişkisi
1980 Askeri Darbesi‘ni yapanların yargılanması için Anayasa değişikliği paketine sürpriz madde ekleyen AKP Hükümeti‘nin tavrı, AKP‘li Gaziantep Büyükşehir Belediyesi‘nin tavrıyla çelişiyor.
Anayasa değişikliği paketine 1980 Askeri Darbesi‘ni yapanların yargılanmasının yolunun açılmasına ilişkin sürpriz madde ekleyen AKP Hükümeti‘nin Gaziantepli Belediyesi, kent merkezindeki Kenan Evren Bulvarı‘nın isminin değiştirilmesine ilişkin talebe verdiği cevap çelişkiyi ortaya çıkardı. Mazlumder Gaziantep Şubesi‘nin başvurusuna cevap veren belediye, ismin değiştirilmesinin adres karışıklığına neden olacağını öne sürdü.
Belediyeden güldüren gerekçe
Geçen hafta Kenan Evren‘in isminin cadde ve okullardan çıkarılması İçin Gaziantep Valiliği ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi‘ne dilekçe ile başvuran Mazlumder‘in talebi kabul edilmedi. Mazlumder Gaziantep Şubesi tarafından geçtiğimiz günlerde Gaziantep Büyükşehir Belediyesi‘ne kent merkezinde bulunan Kenan Evren Bulvarı‘nın isminin değiştirilmesine yönelik bir dilekçe verdi. Dilekçeye yanıt veren AKP‘li belediye, ‘Yapılacak bir değişiklik neticesinde nüfus ve vatandaşlık işlemleri, adrese dayalı nüfus kayıt sistemi üzerinden yürütülmekte olduğundan, bulvar üzerindeki işyerlerinin birçok kurumdan adres değişikliği düzenlemesine gitmesi gerekecektir‘ cevabını verdi. Bu şekilde bir cevap verilmesi ise dernek üyelerini şaşırttı.