Engelli camiası dernek kurup örgütlendiğinden bu yana
ülke yönetiminde biz de söz ve karar sahibi olmalıyız dediler. Ellerinden gelen
bütün gayretleri sarf ederek çeşitli argümanları ortaya koydular. Bunun
karşılığını ne derece alabildikleri konusuna şöyle bir bakmamız gerekiyor.
Engelliler toplumda kendilerini eşit vatandaş olarak görmediklerini düşünürken
sadece bir noktada biz de eşit vatandaşmışız diyebildiler.
Seçim sandığında oy kullanırken anladılar ki benim oyum
da bir tane, cumhurbaşkanının da oyu bir tane sayılıyor. Öyleyse biz de bir
birey olarak bu ülkenin yönetiminde söz ve karar sahibi olmalıyız düşüncesi
iyice benliklerimizde yer buldu. Devletin yönetiminde söz ve karar sahibi
olanların düşüncesi ise biz sizin yerinize her şeyi düşünüyoruz dediler ama
diğer taraftan da engelliye yapılan en küçük bir hizmet karşılığında biz sizi
adam yerine koyduk, insan yerine koyduk diyebildiler. İşte bu zihniyetin
gerçek iç yüzü 7 Haziran da yapılacak Milletvekilliği seçimleri için aday
belirlemesinde kendini gösterdi. Söz konusu zihniyet, engelli sivil
toplumlarından gelmeyen ve temsil kabiliyeti olmayan iki engelliyi ancak aday
gösterebildi. İnsanı eşrefi mahlûk olarak bilen ve engelli engelsiz ayrımı
yapmayan zihniyet siz bizim özürlü değil, özel vatandaşlarımızsınız. Bizim
size yaptıklarımız sizin için bir ulufe değil sizin tabii haklarınızdır
dediler. Seçimlere sayılı günler kala engellilerimiz bu iki farklı zihniyeti
kıyaslayarak şuurlu bir değerlendirme yapacaklar ve kadirşinaslık gibi bir
olguyu ortaya koyarak ona göre karar vereceklerdir.