“Türkiye’nin yüzde 99’u Müslüman” önermesi, tam bir klişe aslında. Bunun doğruluğunu kim teyit edecek? Belki daha da önemlisi, neden böyle bir önkabule ihtiyaç duyuyoruz? Türkiye’nin bir İslam ülkesi olduğu meydanda iken, neden hala ısrarla “yüzde 99’u Müslüman” diye bunu ısrarla vurgulama ihtiyacı hissediyoruz?
Mesela aynı şeyi, diğer İslam ülkeleri için vurguluyor muyuz? Mesela Endonezya için, Malezya için aklımıza “acaba yüzde kaçı Müslüman?” diye bir soru geliyor mu? Oranın yüksek olmasına göre o ülkede İslamiyet’in yaşanma oranının artacağı mı acaba bilinçaltımızda?
Kimsenin dinini, imanını sorgulayacak değiliz. Kalplerdeki yalnız Allah bilir. Ve insanlar, bu konularda başkalarını yargılamaktan önce kendileri “emrolunduğu gibi” yaşamak mecburiyetindedirler. “hayra motor, şerre fren” olmak durumundadır her birey dini bakımdan. “Ben çok iyi Müslümanım, cenneti garantiledim, başkasını yargılama hakkı bende var” diyecek durumda değiliz hiçbirimiz.
Günümüz Müslümanları ve İslam alemi olarak bir yerlerde yanlış yapmaktayız. Bu aymazlık ve gaflet belki de birkaç asırdır sürüyor bile denebilir. Öyle bir ruh haline hapsettik ki kendimizi, sürekli bir mağduriyet, sürekli bir mazlumiyet içerisindeyiz. Bundan sıyrılma gayreti göstermek yerine, beddua ediyoruz sadece. Çünkü gayret göstermek demek, çalışmak, üretmek, kafa yormak, yorulmak demek. Biz ise, elimizle düzeltmeye yanaşmadığımız yanlışları, dilimizle bile düzeltmediğimiz gibi sadece beddua ederek geçiştirmek gayretindeyiz.
Bu ruh hali bizleri kendi yanlışlarımızı görmekten alıkoyuyor. Adeta bir savunma mekanizması gibi ilgili ilgisiz her meselede Türkiye’nin yüzde 99’unun Müslüman olmasından dem vuruyoruz mesela. Müslümanlığın derecesi, yüzdenin az veya çok oluşuyla ölçülmüyor halbuki.
Dini algılayışımızdaki sorunlara inmiyoruz en başta. Dinin özü yerine örf ve adetle şekillenmiş birtakım şekli hususlara takılıp kalıyor, Allah’ın buyurduğu esas hükümleri ıskalıyoruz mesela. Dini hayata tatbik etmede örf, adet, geleneğin etkisi olabilir, ancak örf, adet, geleneğe göre şekillenmiş bir din olamaz. Çağlar ve uygarlıklar üstü bir mesajı, belli bir kavme, zamana, duruma indirgemek diye bir şey olabilir mi hiç?
Son 10-15 senede Türkiye’nin dindarlaştığı söyleniyor mesela. Aynı “yüzde 99’u Müslüman” gibi içi boş, hem de bomboş bir önerme değil midir bu? Neye göre, kime göre, hangi ölçütlere göre dindarlaşıyor Türkiye? Muhafazakar veya mütedeyyin insanların, siyasi erkin de el değiştirmesinin etkisiyle daha “görünür” olmaları, daha fazla hayatın içinde yer almaları ve aslında “sekülerleşmeleri” midir bu sonuca vardıran? Veyahut, misal, devlet dairesinde başörtülü memur çalışabilmesinden hareketle mi bu sonuca varılıyor?
Türkiye dindarlaşıyorsa, her sene Ramazan’da gözlemlediğimiz, “Hocam, sigara orucu bozar mı?” türünden acayipliklerin bitmesi gerekmez mi? Türkiye dindarlaşıyorsa, insanlar dini konularda bilgilenip bilinçlenmeleri gerekir neticede.
Türkiye dindarlaşıyorsa, gazetelerin 3. sayfalarında gördüğümüz dehşet, vahşet, tecavüz, taciz, cinayet, gasp ve türlü melanet haberlerinin azalması icap etmez mi? Türkiye dindarlaşıyorsa, insanların birbirlerine olan tavırlarında bir medenilik, bir efendilik, bir nezaket beklenmez mi? Türlü iletişim kanallarından üzerimize boca edilen diziler, yarışmalardaki dedikodu, gıybet, yasak aşk, zina, hırsızlık, uğursuzluk, yalan dolan, türlü çeşitli ahlaksızlıkların azaldığını görebiliyor muyuz peki?
Din, en başta güzel ahlaktır. Allah’ın buyruklarına, dinin farzlarına uyarken, kendi haricinde başka insanların olduğunu da bilmek ve onların da hakkını gözetmektir. Çevresine, doğaya, hayvanlara da saygı göstermektir. Adaletsizliklerin, zulümlerin defi ve başka insanların da selameti için çalışmaktır. Bunun yüzdelik oranlarla da bir ilgisi de yoktur.
Bugün hal-i pür melalimize baktığımızda, her türlü ahlaksızlık ve musibetin arttığını gözlemliyorsak, ortada gerçek bir dindarlaşma da yoktur. Dinin özünü anladıktan sonra “yüzde 99’u Müslüman” diye kendimizi kandırmamıza da gerek kalmaz.