Özne ve nesne

Abone Ol

Diğer canlılardan belirgin şekilde ayırt edilmesini

sağlayan düşünme faaliyeti, adeta insanın varlığından soyutlanarak ortaya

konuluyor gibidir. Ayırt edici bir ölçüt olarak başvurulan düşünme faaliyeti,

sadece bu niteliğiyle sınırlı tutulmaktadır. Eğer düşünme faaliyeti bir ölçüt

sayılacaksa, ister istemez, insan da bu ölçütün uygulama kapsamına sokulan bir

nesne konumuna yerleştirilmek zorundadır. Böylece özne olma kimliğinden ve

konumundan soyutlanacaktır. Bu durumda varlığı, eylemi, hayatı, yükümlülüğü,

sorumluluğu, manevi dünyası ya da varlığı ondan soyutlanacağı için, sadece bir

nesneye indirgenmiş olacaktır. Bir başka ifadeyle, düşünme faaliyeti değerli ve

önemli kabul edilirken, bu düşünme faaliyetinin sıkı sıkıya bağlı olduğu

varlığı, her an müdahale edilebilir, istenildiği zaman istenilen şekle

sokulabilen bir şey niteliğinde görülecektir.

Oysa düşünme faaliyeti ya da etkinliği, bu etkinliğin

öznesi olan insanın sahip olduğu kabul edilen yeti(meleke)siyle ilgilidir ve bu

yetinin tezahür biçimlerinden belli başlıcasıdır. Hafıza ve onun tezahürü

olarak belirtilen hatırlama ile duyu ve onun tezahürü sayılan duyma yeti ve

nitelikleri diğer yetileridir. İşte bu yetiler dolayısıyla insan dediğimiz

varlığı bir kavram ya da sembol olarak aktüel(fiili) varlık halinde

kavrayabiliyoruz. İnsandan söz edildiğinde bu yetileri bir tarafa bırakılarak

varlık biçiminde kavranılması mümkün olmaz. Bütün bunlara dayanarak insanın

eşref ü mahlukat olarak tanımlandığı temel önermeye ulaşıyoruz. İmdi, insan

söz konusu olduğunda, onun düşünme etkinliğinin ne anlam ifade ettiğini doğru

bir şekilde kavramaya başlayabiliriz. Yani insandan düşünme etkinliğini

soyutlamak ya da herhangi bir saikle kaldırmak istediğimizde, son çözümlemede,

bizzat insanı yok etmeye yönelmiş oluruz.

Kuşkusuz bu insan, varlığını ve yetilerini tezahür

ettirebilmek için, bir mekânda, kısaca, maddi, olgu ve olayların oluşturduğu

bir dünyada yaşamaktadır. Varlığıyla, yetileriyle, duyma, düşünme ve hatırlama

eylemleriyle bu dünyayı etkiler ve aynı zamanda etkilenir. Öte yandan bir takım

şartlar, nedenler, zorunluluklar ve ihtiyaçlar onu sınırlandırır, yerine göre

de belli ölçüde belirler. Hayatını, yaşayışını, duyma, düşünme ve hatırlama,

kısaca istek ve iradesini, özlem ve beklentilerini bu şart ve imkânlar

ölçüsünde düzenlemek, karşılamak, gidermek ya da gerçekleştirmek durumundadır.

Burada iradesi, özgürlüğü, hayatı veya yaşayışı, ilişkileri vb. belli şartlarda

sınırlanabilir ya da sınırlandırıldığı duygu ve kanısına varabilir. Bütün

bunlar, onun varlık gerçekliğiyle bağlantılı olarak düşünülmelidir. Ancak bütün

bunlara bakarak, insanın eşref ü mahlukat olduğu önermesini bir tarafa

bırakma anlamına gelmediğini, gelemeyeceğini unutmamamız şarttır. Güncel

yaşananlara bakarak burada soyut mülahazalar ileri sürüldüğü, kısaca felsefe

yapıldığı söylenebilir. Evet, elbette felsefe yapılmaktadır. Çünkü eksik olan,

çözümsüzlük içinde debelenilen durumlarda buna hayati derecede ihtiyaç vardır.