İçinde bulunduğumuz çağda insanlık bilim ve teknoloji alanında büyük gelişmeler kaydetmesine rağmen insanın sistem içerisindeki konumu bakımından tarihteki diğer sömürü dönemlerinden farklı bir noktaya ulaşamamıştır. İnsanlar temelde azınlık konumundaki sömüren egemenler ve çoğunluğu oluşturan sömürülen kitleler olmak üzere iki gruba ayrılabilir. Sömüren egemen kitle küçük bir azınlık olmasına, sömürülenler ise ezici çoğunluk olmasına rağmen sömürünün kesintisiz devam etmesinin en önemli nedenlerinden birisi sömürülen çoğunluk içerisinde bulunan ve yaşadığı kısmi konfor nedeniyle sistemi sorgulama yetisinden mahrum olan kitlelerin varlığıdır. Söz konusu kitleler yaşadıkları konforun etkisi ile aslında kendilerini de sömüren sistemi sorgulamak bir yana sistemin devamlılığına hizmet eden temel unsur işlevi görmektedir. Oysa sistem sömürü üzerine kurulu olduğu için yaşanan konforun arka planında ekseriyetle bir mağduriyet ve sömürü yatmaktadır. Örnek olarak sipariş edilen bir pizzanın 30 dakikada istedikleri noktaya sıcak olarak ulaşmasının sağladığı konforu yaşayan insanlar o pizzayı kendilerine ulaştıran kuryelerin mesai saatleri ve pizzaları ulaştırmak için yaşadıkları problemleri hiçbir zaman düşünmezler. Oysaki sık sık gündeme geldiği üzere bu siparişlerin ulaşması için can kaybı da dâhil olmak üzere çok sayıda farklı mağduriyetler yaşanmaktadır. Üstelik bu örnek konuya ilişkin küçük ve akla en kolay gelen bir örnektir. Zira sömürenler çalışanı bir performans öznesi haline getirmek dışında bir mana yüklememektedir.
Bu konuda yaşanılan konforun arka planını düşünmenin iki boyutu vardır. Birincisi insani boyuttur. Bir kişinin kendisine sağlanan imkânların arka planını düşünmesi ve sorgulaması insani açıdan bir gerekliliktir. İnsani bakış açısı başkalarının sırtında yükselen bir konforu reddetmeyi gerektirir. İkincisi ise sistemsel boyuttur ki mevcut sömürü sistemi ancak başkalarının sırtında yükselerek yaşanan konforun sorgulandığı ve konforun ardındaki istismarların ortadan kaldırılması için mücadele edilen bir idrak ile ortadan kaldırılabilir. Aksi durumda yukarıda da ifade ettiğimiz gibi sorgulamadığımız ve daha yüksek kazançla, daha büyük itibarla yaptığımız işlerde sistemin devamına aktif veya pasif olarak katkı sağlamış oluruz. Yüksek kazançlar sağlamamız veya nispeten daha yüksek itibarlı işler yapıyor olmamız da sistemin sömürdüğü gönüllü köleler olmamıza engel olmamaktadır. Böyle bir hayatın devamlılığı için sistemin sahiplerinin istedikleri gibi düşünme ve yaşamaya yönlendirilerek sürekli kontrol altında tutulan geniş kitlelerin geçmişte yaşayan kölelerden temel farklı boyunlarındaki demir zincirlerle değil, iradelerini teslim alan prangalarla kontrol ediliyor olmalarıdır. Söz konusu prangalar kütlelerin siyasi, ahlâki, sosyal vb. alanlardaki bütün tercihlerini belirleyen ve sürekli olarak yönlendiren bir işlev görmektedir. Bu nedenledir ki geçmişte demir zincirlerle, zor kullanılarak kontrol edilen köleler bugün iradeleri kontrol edilerek gönüllü olarak sisteme hizmet eden kölelerden daha özgürdüler.
Yukarıda ifade edilenler bireyler için olduğu kadar toplumlar için de geçerlidir. Bugün birçok konuda önümüze örnek olarak konulan, ekonomik ve sosyal yapılarını normatif kanun ve kurallarla düzenlemiş, nispeten yüksek refah içerisinde yaşayan Batılı ülkeler ve toplumlar açısından da durum aynıdır. Söz konusu ülkeler ve toplumların kendi ülkelerinde, diğer toplumlara oranla yaşadıkları yüksek refah seviyesi ve kendi içlerinde sağladıkları nispi özgürlük işin arka planına bakıldığında aslında gerçek bir özgürlüğe sahip olduklarını göstermemektedir. Zira yapılan birçok çalışma ve ortaya konulan veriler gerçekte en fazla sömürülen toplumların ABD başta olmak üzere Batılı toplumlar olduğunu ortaya koymaktadır. Söz konusu ülkelerde ortaya konulan nispi özgürlük ve refah seviyesi maruz kaldıkları sömürüyü örten bir maske niteliği görmektedir. Diğer toplumlara oranla daha yüksek bir konfor yaşıyor olmaları mevcut sömürü düzenini anlama, sorgulamalarına engel olmakta, toplumların gönüllü köleler olarak sisteme hizmet eden ve sistemin devamlılığının teminatı olan unsurlar olmasını sağlamaktadır. Söz konusu toplumlar ancak sahip oldukları refahın ardındaki kan, zulüm ve gözyaşını sorgulayarak, kendi ülkeleri dışında yaşanan mağduriyetlere, zulümlere ilişkin bir farkındalığa sahip olarak gerçek özgürlüğe ulaştıracak yola çıkabilir. Bu bilince ulaşmamış bir toplumun bizim için referans ve örnek bir toplum olması da mümkün değildir. Her konuda refah seviyesi olarak bizden daha ileride olan Batı toplumlarını örnek gösterenlerin anlamadığı temel mesele de budur…