Günlük hayatın rayından çıkması meğer herkeste aynı hasarı bırakmakta imiş.
Günlerdir insanların sinirleri harap, ülke evlatlarını kaybetmiş, ağır yaralıların başları beklenmekte, aileler yasta.
Nasıl bir olay ki hüzün ve bayram aynı anda yaşanmakta.
İç savaşın eşiğinden döndük.
İnsanlar katledildi, şehitler verdik, ülke baştan ayağa karıştı.
En kanlı çatışmaların olduğu, şehitlerin verildiği Çengelköy; şüphesiz tarihi boyunca böylesine bir acı yaşamamıştı.
Tarihi Çınaraltı’nın arkasındaki cafede 60 kişilik, içlerinde kadınların ve çocukların ağırlıkta olduğu bir grup, darbeciler tarafından rehin alındı. Komutan “direnenlere ateş edilsin” emrini verdi. Çıkan çatışmalarda onlarca kişi hayatını kaybetti.
Önceki gün tarihi Çınaraltı’nda, bir çay içmenin mutluluğunu da test etmekte idi insanlar.
Ancak anlamamız gereken halkımızın birbirine biraz daha sabırlı, şefkatli olabilmesi, galiba eksiğimiz bu.
Kabalık, haşin yüreklerin sahiplenmekten ar duymadıkları bir kötü huy.
Ücretsiz otobüse binmeye çalışan halka söylenen şoför, sanki cebinden taşıyormuş gibi yolcuları küstahtı, bağırgandı.
Velev ki cebinden de taşısa yine halka kibar olmak zorunda idi.
Önceki gün Veysel Kadayıfçıoğlu’nun cenaze töreninde ağlayan genç kıza “yakını mısın” diye soruyorum, “hayır”, diyor, duymaya alışık olmadığımız cümleleri kurmakta idi: “o benim patronumdu bizlere bacım derdi, bir ihtiyacınız varsa gelin bana söyleyin, bir sıkıntınız olduğunda bana anlatın, bu işyerinde siz de doyun, gelen misafirleri de doyurun, derdi, patron gibi değildi, mütevazı idi, namazında abdestinde idi, herkesi kollar gözetirdi, yoksulları ekstra desteklerdi, nur içinde yatsın”.
İşçinin patronu için söylediği, alışık olmadığımız sözler.
Şu üç günlük dünyada, arkamızdan söylenen bu cümleler yoldaşlık edecek her birimize.
Fakat gelin görün ki, o üç günlük dünya, hepimize çok cazip gelmekte; zaten askeriyenin, yargının, bürokrasinin her yanını tutmuş zihniyetin yaptığı darbeye şaştık kaldık.
Zaten en yüksek görevlerde imiş adamlar.
Çıkara çıkara sonunu alamamaktalar.
Kalkıp darbe yapmalarına şaşmakla kalmadık ortaya çıkan her ayrıntı ağzımızı bir karış açık bırakmakta. Darbe başarılı olsa imiş göreve getirileceklerin listesini gördüğümüzde; koskoca generallerin bakanlık müsteşarlığı, valilik, kaymakamlığa yerleştirileceklerini hayretler ederek izledik.
Siz vatan savunması için mi orduda idiniz; yoksa idealiniz bir ilin, ilçenin yöneticisi, bir bakanlığın müsteşarı olmak mıydı?
Bütün bunlar olurken her görüşten halkımızın zorbalara geçit vermemek için kahramanca canlarını vermeleri, yaralanmaları, direniş göstermeleri; ulusal onurumuzdu.
Hâlâ bir avuç tuzu kuru insanın yaşananlara oyun demesi, adamların ayaklarının yere basmadığını göstermekte. İnsanlar can evinden vurulmuş, evladını kaybetmiş, iki kolu yanında battaniyelere sarılı cenazelerin kanlı yüzlerine bakamayan, iki yüz küsur ölü ile bin küsur yaralı ile bir milli direniş gerçekleşmiş üstelik canları pahasına direnişe kalkanlar da, cahil diye, bidon kafalı diye aşağılanan halkın ta kendisi.
Amerikan medyası da gezi kalkışmasında elinden gelen katkıyı esirgemezken, ne insanların tanklar tarafından ezildiğini gördü, ne meclisin bombalanmasını, darbeyi önleyen halka “koyun”deyip kenara çıktı.
Bu da göstermekte ki halkın birbirinden başka dostu yok, hangi düşünceden olursa olsun birbirimize biraz daha tahammül ve nezaket göstermemiz gerekmekte. Ülkemizin özgürlüğü için direnç gösteren her görüşten kahramanlara selam olsun.