Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, statükoyu savunan çevreleri sert bir dille eleştirerek, "Tüm toplumlarda özgürlük, demokrasi ve daha çok hukuk isteklerine ilişkin güçlü sesler yükselmekte, buna cevap veremeyenler ise yıkılıp gitmektedir. Gelişmeye karşı çıkan, çağın nabzını tutamayan statükonun kibirli mensupları artık halkı ikna edememektedir" dedi.
Yeni üyeler yemin etti
Referandumda kabul edilen anayasa değişikliği kapsamında TBMM tarafından seçilen Hicabi Dursun ve Celal Mümtaz Akıncı, yemin ederek yeni görevlerine başladı. Törende konuşan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesi‘ne bireysel başvuru hakkı verilmesine karşı çıkan Yargıtay‘a da üstü kapalı göndermede bulunarak, "Eğer bir ülkede yılda 15 binden fazla dava dosyası zaman aşımına uğruyorsa, bunun çözüm yollarını eleştirmeye ve ötelemeye hiç kimsenin hakkı yoktur" şeklinde konuştu.
Farklı sesler ahengi...
"Özgürlük ve demokrasinin tadına varmış insanları susturabilmek ancak zorba devletlerin işi olmuştur" diyen Kılıç şöyle devam etti: "Devletin asıl görevi, farklı sesleri ahenkli hale getirerek maskeli ve ikiyüzlü bir ahlakın oluşmasına engel olmaktır. İnsan olma onuruna sahip herkesi devlet kucaklamak zorundadır. Demokratik sistemi halkı tehdit ederek koruma imkanı yoktur. Devleti güçlü, ancak özgürlüklerini doya doya yaşamamaktan dolayı halkı mutsuz olan bir ülkenin varlığının anlamsızlığı açıktır."
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilen Hicabi Dursun ve Celam Mümtaz Akıncı‘nın ant içme töreninde konuştu. Anayasa Mahkemesi‘nin yeni yapısıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Kılıç, 12 Eylül 2010 günü yapılan halkoylaması sonucu kabul edilen Anayasa değişiklikleriyle Anayasa Mahkemesi‘nde hem yapısal hem de fonksiyonel anlamda ciddi değişiklikler olduğunu söyledi.
Mahkemenin üye sayısı arttırıldığı ve bu çerçevede dört yedek üyenin asıl üyeliğe geçirildiği, seçilen yeni iki üye ile kurulun on yedi olan üye sayısının tamamlandığını ifade etti.
Üye sayısının artırılmasına en önemli gerekçe olarak Anayasa Mahkemesi‘ne "bireysel başvuru" hakkının verilmesi olduğunu ifade eden Kılıç, "Hakları ihlal edilen vatandaşlarımızın, tüm kanun yollarını tükettikten sonra, başvurdukları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ne Türkiye‘den yapılan başvuru sayısının toplamda önemli bir sayıya ulaştığı hepimizin bilgisi dahilindedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nin önünde beklemekte olan 120 bini aşkın dosyanın yüzde 12‘ si Türkiye‘den yapılan şikayetlerden oluşmaktadır. Bu şikayetlerden karara bağlananların büyük bölümü üzülerek belirtmeliyim ki adil yargılama hakkının ihlal ile ilgilidir. Bu tablo, köklü bir anayasa yargısı geleneğine sahip olan ülkemiz açısından; bağımsız, tarafsız, hızlı, etkili ve adil bir yargılama sisteminin önündeki engellerin kaldırılmasını hayati bir yükümlülük olarak göstermektedir. Eğer bir ülkede yılda on beşbinden fazla dava dosyası zaman aşımına uğruyorsa, bunun çözüm yollarını eleştirmeye ve ötelemeye hiç kimsenin hakkı yoktur."
"Statükonun kibirli mensupları halkı ikna edemiyor"
Anayasa yargısının hak ve özgürlüklerin güvencesi olduğunu kaydeden Kılıç, şunları söyledi: "Bu yargı, gücü elinde bulunduranlara ölçülü ve makul olmayı öğretir. Güçlüleri, hukukun içine çekerek bireyi koruma altına alır. Çoğulcu, katılımcı, insan onuru ve hukukun üstünlüğü temeline oturan, dogmalardan arınmış, gelişmeye açık, toplumun değerleriyle bütünleşmiş, farklılıkları uzlaştıran Anayasalar bir toplumun hayat sigortasıdır. Tüm toplumlarda özgürlük, demokrasi ve daha çok hukuk isteklerine ilişkin güçlü sesler yükselmekte, buna cevap veremeyenler ise yıkılıp gitmektedir. Gelişmeye karşı çıkan çağın nabzını tutamayan Statükonun kibirli mensupları artık halkı ikna edememektedir. Anayasaların ve Anayasa mahkemeleri üyelerinin toplumun bu istekleri karşısında kayıtsız kalması düşünülemez. Bizler vereceğimiz kararlarla bu alanları genişleterek insanca yaşama arzusuna destek vermek zorundayız. Zira, özgürlük ve demokrasinin tadına varmış insanları susturabilmek ancak zorba devletlerin işi olmuştur. Devletin asıl görevi, yükselen bu sesleri susturmak değil, farklı sesleri ahenkli hale getirerek maskeli ve ikiyüzlü bir ahlakın oluşmasına engel olmaktır. Irkı ve rengi ne olursa olsun, inansın inanmasın, insan olma onuruna sahip herkesi devlet kucaklamak zorundadır. Hukuk dışı yollarla bu isteklere karşı koyan Devletlerin, güç ve itibar kaybetmekten başka bir kazancı olmayacaktır."
Güçlü devletin, "kendini koruma hakkı"anlayışının arkasına gizlenerek bireylerin hak ve özgürlüklerini yoketme girişimi meşru müdafaa" zeminine oturtulamayacağını vurgulayan Kılıç, "Zira, devletle birey arasındaki güç dengesizliği buna asla izin vermez. Özgürlük, demokrasi, sevgi ve barış temeli yerine otoriter devlet anlayışı düşman üretmekten başka bir sonuç doğurmamaktadır. Demokratik sistemi meydan okuyarak, halkı tehdit ederek koruma imkanı da yoktur. Devleti güçlü, ancak özgürlüklerini doya doya yaşamamaktan dolayı halkı mutsuz olan bir ülkenin varlığının anlamsızlığı açıktır. Bu mutsuzluğun toplumsal bir öfkeye dönüşmesi de kaçınılmazdır. Unutmayalım ki demokratik ülkeler gücünü daime özgürlüklerden alır. Düşmanca duygulardan, öfkeden, kinden arınmış, barışın ve sevginin hakim olduğu bir dünyayı gelecek kuşaklara teslim etmek istiyorsak herkesin hayat tarzına, düşüncesine, inancına, farklılığına ve varlığına saygı göstererek, insanlık onurunu yüceltmek, korumak ve kollamak zorundayız. Zira, tüm dünyada eksik ya da fazla hayata geçirilen tüm hak ve özgürlüklerin üzerini kazıdığınız zaman altından ‘insanlık onuru‘ çıkar. Bunu korumak ve kollamak ise başta Anayasa Mahkemeleri olmak üzere herkesin değişmez bir görevidir" dedi.