Batı medeniyetinin kendini tanımlamada kullandığı ifade çok ilginç: “Özgür(!) Dünya” Kendileri dışındaki dünyaya bakış açıları hep bu Özgür(!) Dünya perspektifinden ve kendi çizdikleri hayali sınırlar içinde vuku bulan her şey de dünyanın geri kalanı için otomatikman bir kritere dönüşüyor. Özgür(!) Dünya, dünyanın geri kalanı için de belirleyici oluyor bu anlayışa göre.
Bu Özgür(!) Dünya tanımlamasına öyle bir inanmışlar ki, dünyanın geri kalanına da “özgürlük” ihraç, hatta zorla zerketme hakkını da kendilerinde otomatikman görüyorlar. Ne de olsa dünyanın geri kalanı “tutsak” oluyor bu bakış açısına göre!
Özgür(!) Dünya, 2016 yılında epey bir sarsıntı yaşadı aslında. İngiltere’nin AB’den ayrılma kararı alması (Brexit), derken ABD’deki başkanlık seçimlerinde yaşanan Trump depremi, Özgür(!) Dünya’nın kendi ölçütlerine ters durumlar olarak belirginleşti.
Dünyanın geri kalanından soyutlayarak ve açıkça da üstünde görerek konumlandırdıkları AB idealinin, tam da Özgür(!) Dünya’nın merkez ülkelerinden birisi olan İngiltere tarafından bir bakıma sabote edilmesi, beklenmedik şokların ilki oldu. “Kontrolü geri alalım” yaklaşımının öne çıktığı Brexit, bir bakıma Bat medeniyetinin bu fazla idealize ettikleri düzenlerine, yani Özgür Dünya fantazyalarına bir başkaldırış sayılabilir aslında. Kendi içlerindeki sorunları, yanlışları ve defoları, Özgür(!) Dünya denen janjanlı ambalajla örterken, dünyanın geri kalanından kendilerini ayrıştırdıkları bu sistemi de kusursuz kabul ettiler. Yanlış yaptıklarını er geç fark edecekler de, ne zaman olur bu bilinmez.
ABD’deki başkanlık sürprizi de benzer zihniyete bir tepki gibi yorumlanabilir. Tüm dünyaya karşı uyguladıkları “işgal soslu ticari emperyalizm” zulmünü, “Özgür(!) Dünya”larına taşımanın neticesi olarak görülebilir bu sürpriz. ABD medyasının, lobilerinin hayli tarafgir yönlendirmesine rağmen hiçbir şey söylemeyen, hiçbir mantıki ve aklıbaşında bir argümana dayanmayan “lümpen bir milyarder”, içlerinde büyüyen halk tepkisinin vücut bulduğu yer oluverdi.
Batı medeniyeti, hayal satmaya, gelir dağılımındaki adaletsizliği, yönetimdeki örtülü statükoyu ve laftan öteye gitmeyen “ideal sistemi” gözden geçirmezse, muhtemeldir ki “Özgür(!) Dünya” fantazyası daha çok darbe alacak. Göstermelik bir jest olarak siyahi bir başkanı göreve getirip, polis şiddetiyle hiç olmadığı kadar siyahi öldürmek de bu minvaldedir. Trump adındaki lümpen milyarderi bile statükoya, yani kurulu düzene karşı bir çıkış veya tepki görebilecek kadar düşen bir toplum, içinde hayli ezilen, hakkı yenen, gelirleri düşen alt ve orta tabaka insan barındırıyor demektir.
Elbette ki bu iki gelişmeyi de “halkın vicdani tepkisi” olarak görmek tartışmalı da olacaktır. Çünkü, Özgür(!) Dünya’nın emperyal marifetleri, işgalleri neticesinde tarumar olan ülkeler, coğrafyalar dünyanın önüne mülteci meselesini koyuyor. Ve bu sefer, Özgür(!) Dünya’nın sınırlarına dayanıyor, topraklarından içeri giriyor bu mülteciler. Bunun da neden olduğu bir tepki neticesinde, Batı medeniyeti sürpriz tercihlere doğru kayıyor.
Batının yaşadığı bu krizin siyasi, ekonomik olduğu kadar insani, vicdani, toplumsal da birçok neticesi olacaktır. Hele ki toplumların, ülkelerin, kültürlerin bu kadar iç içe geçtiği ve etkileşimin son derece arttığı bir atmosferde, AB’deki veya ABD’deki bir gelişmenin dünyanın geri kalanına etkisi olmayacağını düşünmek çok da doğru olmaz. Doğrudan olmasa bile dolaylı etkiler olacağını varsaymak lazım.
Kendi dışındaki dünyayı adeta bir ilkel kavimler topluluğu gibi görüp kendisini Özgür(!) Dünya diye idealize eden Batı medeniyeti, İngiltere ve ABD’den yediği golleri dikkate alır mı, bilemeyiz. Buradaki bizim için kritik noktalardan birisi, bizim gibi “dünyanın geri kalanından” olan memleketlerin hala daha Özgür(!) Dünya efsaneleriyle kendimizi kandırıp kandırmayacağımızdır. En basitinden, ezbere bir AB’ye üyelik ideali yerine AB ile “eşitler arası bir ilişki” biçimini düşünmeli veya “sırf güçlü diye” ABD ile körü körüne müttefiklik acayipliği yerine daha ayakları yere basan bir yaklaşımı acilen uygulamaya geçirmeliyiz.
Dünyayı okumadan, sadece ezberlerle bir yere varamayacağımızı, çağın fotoğrafını çekmeye ihtiyacımız olduğunu artık görelim.