Özensizlik

Abone Ol

ORTAOKUL ikinci sınıftaydım. Fen bilgisi dersinde enerji

konusuna gelince fen bilgisi hocası ünitenin bitiminde sınıf olarak bir barajı

gezmeye gideceğimizi müjdeledi. Derste işlediğimiz enerji konusunda bahsi geçen

kinetik ve potansiyel enerji gibi enerji çeşitleriyle birlikte elektrik

üretimini de yerinde görecektik. Hocamızın okul idaresiyle konuşup belirlediği

gün geldi çattı. Bir otobüsle baraja gittik. Bu tür etkinlikler bir gezi havası

verdiği için öğrenciler açısından heyecanlı ve güzel olur. Ki bizim için ise

heyecan ve güzelliğin yanı sıra merak da vardı. Hani enerji konusunu yerinde

görüp bir barajdaki su gücünün elektriğe nasıl dönüştüğünü kendi gözlerimizle

müşahede edecektik. Nihayet baraja vardık. Barajın gövdesine girişte bizi bir

rehber karşıladı. Daha girişte barajın gövdesinin dışardan görünen teknik

materyallerini anlattı. Biz neyi sorduysak ne olduğunu, ne işe yaradığını tek

tek ayrıntılı bir şekilde söyledi. İçeriye girdiğimizde de her gördüğümüz

makine ve düzeneği tek tek sorduk hepsini güzelce, özenli bir şekilde tane tane

anlattı. Tekrar dışarıya çıktığımızda barajın gövdesindeki iç ve dış teknik

materyal ve makinelerin kimler tarafından yapıldığını sorduğumuzda hepsinin

Almanlar tarafından yapıldığını söyledi. Hiç mi Türk yapımı yok dediğimizde ise

sıradan beton blokları göstererek bunları da bizim Türkler yaptı ama şunlar

mesela su sızdırmaması lazımken su sızdırıyordu o sorunu dahi Alman mühendis

giderdi dedi. Biz hayretle bu harika yapının, ki gezdiğimiz baraj teknik açıdan

Türkiye de üçüncü sırada yer alan barajdı, hiçbir yerinde Türk eli olmamasının

nedenini sorunca şöyle bir anekdot anlatmıştı rehber: Şu sütunvari kulübede iki

mühendis çalışıyordu; biri Alman diğeri Türk. Alman mühendis kulübenin içine

her girişinde daha girişte elindeki sigarasını söndürür atar, ayakkabısını

dışarıya çıkarır içeri öyle girer çalışırdı. Bizim Türk aynı kulübenin içine

çalışmaya girdiğinde ise, elinde sigarasıyla ve ayakkabısını çıkarmadan girer

çalışırdı. İşte biz Türklerin bir işi yapma biçimi böyle özensizdir. Onun için

bütün teknik donanım Almanlara ait maalesef demişti. Bütün bunları niye

anlattım

Bilmem dikkatinizi çekiyor mu, Müslümanlar her işinde

özensiz bir tutum içinde. Çayı demli içen bir insana çayı açık yapıp öyle

içmesini istemeden tutun da devlet yönetimine kadar her alanda, bir işi

üstünkörü yapma var. Yapılan işin mutlaka bir yeri eksik oluyor, bir yeri yarım

bırakılıyor. Bir iş nasıl olması gerekiyorsa o şekilde olması gerekirken illa

bir yerinde bir eksiklik, bir can sıkıcı yan kalıyor. Burada söz konusu olan

eksiklik ve yarımlık işin orasının bilinmemesinden kaynaklanan bir eksiklik

değil, hani bilinmiyor da eksik bırakılıyor değil, bile bile hatta işin o

tarafı çok da iyi bilinmesine rağmen eksik bırakılıyor. Bir şeyi bilmeyen o

şeyden sorumlu tutulamaz ama burada bahsettiğim bilgi eksikliğinden kaynaklanan

bir durum değil. En çok da yayıncılık meselesinde özensizlik var. Yayınevleri

özensiz, dergiler özensiz, gazeteler öyle, televizyonlar berbat. Sadece

yayıncılıkta değil diğer iş alanlarında da özensizlik diz boyu. Her alanda

özensizlik var; bir iş nasıl yapılması gerekiyorsa öyle yapılmıyor. Hani

salla diyorlar ya her alanda her konuda sallama var. İşin nasıl olması

gerektiğini söylediğinde de ya kötü oluyorsun ya da kıl diyorlar. Peki,

işini gerektiği gibi yapanlara ödül mü veriliyor, ödül şöyle dursun maalesef

cezalandırılıyor. İşini gerektiği gibi yapanların karşısında yönetici koltuğumu

kapar diye korkuyor, iş arkadaşları ya kıskançlık krizine giriyor ya da saf

(enayi) addediyor. Bütün işyerlerinde bu böyle; devlet dairelerinde de özel

işyerlerinde de.

Suriye paylaşım savaşı için Doğu Akdeniz e gelen Alman

savaş gemileri ve savaş uçaklarında mutlaka o barajda çalışan özenli mühendisin

ellerinin izi vardır.