Türkiye, bir aydır “şeker fabrikalarının satılması” konusunu konuşuyor. Niçin? Yahudi sermayeli ABD’li gıda devi CARGILL Şirketi Türkiye’deki şeker fabrikalarıyla ilgili rapor hazırladı: “Özel sektörde fabrikalar daha iyi çalışır. Pancar üretimi artar. Şeker fiyatları ucuzlar.”
CARGILL Şirketi, Türkiye insanını hiçbir şeyden habersiz bir 3. dünya ülkesi mi sanıyor? Gelişmiş ülkelerin hiçbirinde şeker fabrikaları özel sektörün elinde değil. ABD, Almanya, Fransa, Polonya… Aksine, CARGILL’ın faaliyetlerini yasakladılar. Gıda devleri, gıdayı insanları “zehirleme silahı” olarak kullanmaya çalışıyorlar. Cargıll, çok meraklıysa, önce ABD’deki şeker fabrikalarını özelleştirse ya!
Temel Karamollaoğlu daha ilk günden beri, “Şeker fabrikalarımız Afrin olayı kadar milli meselemizdir. Şeker fabrikalarını satmak bu ülkeye, bugüne kadar yapılmış en büyük kötülük olur” uyarısını yapıyor.
Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay hatırlattı: “Özelleştirmenin çözüm olmadığı çeşitli uygulama sonuçlarıyla ortaya çıkmıştır. Israrcı davranılması yeni sorunlara yol açar. Şeker fabrikaları özelleştirme kapsamından çıkarılmalıdır.”
Cargıll şirketi şeker fabrikalarımızı sattırarak Türkiye’yi nişasta bazlı şekere (NBŞ) mahkûm etmek istiyor. Şimdiden mısır şurubundan elde edilen şekerin faziletlerini (!) anlatmaya başladılar bile. Nişasta bazlı şekerin doğal olmadığını, insan sağlığının en büyük düşmanı olduğunu bilmeyen kaldı mı, dersiniz? Konu, Türkiye’de gündem olmamalı, gıda devlerinin tuzakları kamuoyunca önceden bilinmeliydi. Eğitim eksikliğimizin farkında mısınız?
SAHNE YENİDEN KURULDU
BİZ bu oyunu ilkokul yıllarımızda görmüştük. Tabii süte karşı, ABD’nin gönderdiği “süt tozu”nun faziletlerini anlattılar bize.
Zeytinyağı yerine margarin yağına (vita) özendirmeye çalıştılar. Yine, pamuklu kumaşlar yerine naylon kumaşları. Hatta bunun modernlik(!) olduğunu bile söylediler. Oyunun tutması için türküler uydurdular: “Zeytinyağlı yiyemem ammaaaan, / Basma da fistan giyemem ammaaan!” Peki, ne yersin; “margarin yağı!” Ne giyersin; “naylon elbise!”
Bunların nasıl bir tuzak olduğu zamanla anlaşıldı. Süt tozu, margarin yağı ve naylon kumaşların sağlığımızı tehdit ettiği ortaya çıktı. Şimdi eski sahne yeniden kuruldu. Bu sefer de şeker fabrikalarımızı satarak nişasta bazlı şekerlerle (NBŞ), mısır şuruplarıyla zehirlenmemizin peşindeler.
ABD’li Cargıll firması Türkiye’yi gıda yoluyla zehirlemeye hazırlanan seri bir katil gibi. Önce, Türkiye Şeker Kurumu kapatıldı. Sonra kurumun görev ve yetkileri Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na ve Sağlık Bakanlığı’na devredildi. Nişasta bazlı şekerin (NBŞ) önü açıldı; şeker pancarı tu kaka edildi!
Gelişmelerin anlamı ne? Kanser üreten NBŞ’li mısır şurubuna teslim olmak! ABD’nin en zengin 4. ailesi Cargıll’ın tuzağına düşmek! Doğal şekerin yerine, şeker tadındaki zehre talim etmeye razı olmak! NBŞ insan bünyesine uygun değil. Metabolizmayı bozuyor. Sindirim sistemini bozan kimyasallardan oluşuyor. İç organlarımızın yağlanmasına sebep oluyor. Şeker, kolesterol, kısırlık gibi pek çok hastalığın baş sebebi!
HİÇ DEĞİLSE HALKA SATIN
“DEVLET fabrika yapmaz” diyerek kendinizi sorumsuz göremezsiniz! Yabancıları davet ederek ülkenin en kâr getiren kurumlarını peşkeş çekemezsiniz! Satacaksanız; hiç değilse halka satın. Avrupa’da bazı büyük firmaların 100 binlerce ortağı var. Bizim halkımız kurumlarına sahip çıkamaz mı? Halk, kurumlara gücü nispetinde ortak olsun! İşletmesini de içlerindeki uzman insanlar yapsın. Hükümet, devletin kurumlarını, “Babalar gibi satarım” diyerek halktan kaçıramaz.
Türkiye’de “ittifak”lar kuruluyor. Haberiniz olsun, Anadolu’da en büyük ittifak “şeker ittifakı” durumunda. Halk; baştan söz dinlemeyip zararı ortaya çıkınca, “İstanbul’a ihanet ettik; FETÖ, PKK, Barzani bizi aldattı; zina yasasında yanıldık…” gibi sözlerin devamlılığından gına getirdi. “Şekerde yanıldık” denilmeden önce geleceğine sahip çıkmak istiyor.
Erbakan Hoca sorumluluk şuuruyla içi yanarak Irak, Suriye, ekonomi… gibi pek çok konuda öylesine ciddi uyarılar yaptı ki! “Erbakan’ın yolundayız” diyenler onu hiç dinlemediler. Gazeteleri, TRT ve özel TV’lerinde tek cümlesine yer vermediler. Halkın önünde Avrupa’ya, ABD’ye, İsrail’e meydan okudular; ama geri planda “AB’den, ABD’den vazgeçemeyiz” dediler, “İsrail’le anlaşma”lar yaptılar.
Gıda Bakanı Fakıbaba uyarıyor: “Bir ülke kendi gıdasını üretemiyor; başkalarına muhtaçsa, henüz tam bağımsız ülke haline gelememiştir.” Bulunduğu yerlerde halkın ekmek kapısı olan şeker pancarıyla alıp veremediğiniz ne? Özelleştirme “varlık satışı”na dönüşmemeli.
Konuya duyarlılık gösteren Saadet Partisi’ne; “Şeker fabrikaları milletindir; satılamaz” ilkesiyle yayın yapan Milli Gazete’ye; TV5 ve Akit TV’ye hassasiyetlerinden dolayı teşekkür ediyorum.