Zaten haftalık ders saat sayısı MEB’e göre oldukça fazla olan, okullarda 40 saate yakın, kurslarda 60 saat derse giren öğretmenler, nefes alacakları kadar az bir zaman bulduklarında yine soru çözümü ve birebirlere maruz bırakılıyor. Özellikle okullarda yapılan gün sonu veya hafta sonu etütleri öğretmenlere yeterli dinlenme imkanı sunmuyor. Öğretmenine, öğretmenler odası oluşturmayan, hatta teneffüste bile oturmaması için koltuk bulundurmayan özel dershaneler gördüm. Zaten kurslarda bulunan sınıflarda öğretmen sandalyesinin de bulunmadığını belirteyim. AVM ve çeşitli mekanlara tanıtım ve kayıt faaliyetleri için gönderilen öğretmenlerin olduğu da çok acı bir gerçek. Daha birçok ek işi konu alan müstakil bir yazı yazsam ancak yeterli olur.
Yıllık yapılan sözleşmeler, öğretmenlerin en önemli kanayan yaralarından birisi. Yıl sonunda bitecek olan sözleşme öğretmene aba altından gösterilen sopa gibi duruyor. Dolayısıyla yıl içinde kurumun isteği ve iş tanımı dışı faaliyetlere ses çıkarmaması sağlanan öğretmen, bazı durumlarda ise yöneticilerin baskısına maruz kalabiliyor. Öğretmene sürekli olarak sene sonunda işsiz kalabilirsin mesajı veriliyor. Aynı kurumda yıllarca başarı ile çalışan öğretmenlerle dahi uzun süreli sözleşmeler yapılmamakta. Öğretmeni mağdur eden bir diğer taraf ise oldukça geç bir zamanda sözleşmenin yenilenmemesi durumu. Sektörün izne girdiği ve yıllık planlamaların yapılarak eksik alanlar için yeni alımların bitmesinden sonra, Haziran ayında, öğretmenin sözleşmesi yenilenmediği yani işten çıkarıldığı zaman, yeni bir iş bulmak oldukça zor oluyor. Kurum yöneticileri, devam eden eğitim yılı içinde ilgili öğretmen ile yıl sonunda çalışmayacaklarını bildirmiyorlar. Çünkü bu durumda öğretmenin veriminin düşeceğini düşünüyorlar. Özel kurslarda ise bunlarla beraber daha da büyük bir sorun oluşmakta. Haziran ayı ile beraber yaz tatili süresince sigortası iptal edilen öğretmenlerin, kursların Ağustos sonunda tekrar açılması ile sigortaları tekrar başlıyor. Düşünebiliyor musunuz, sadece 2 aylık sigorta masrafı için öğretmenler 2 ay boyunca hem güvencesiz çalışıyorlar hem maaş alamıyorlar hem de emeklilik gün sayıları azalıyor.
Tazminat sorunu ise başka bir engel. Bir kurumda yıllar boyu başarıyla çalışan bir öğretmen düşünün. Fakat bunun sonunda kurumun öğretmene piyasa şartlarına göre az hatta çok az maaş teklif ettiğinde, öğretmenin ise bu durumda daha iyi bir maaş alacağı bir kuruma geçmesi üzerine, kendi isteği ile kurumundan ayrılmış olduğu için tazminat alamamakta. Zaten bazı kurumların tazminat vermemek için öğretmene düşük maaş teklif ettiği de bir gerçek. Kurslarda ise yıllık sözleşmeler bile tam yapılmadığından ve part time çalışmalar ağırlık kazandığından tazminat alınamamakta.
Eğitimden ve eğitimin ruhundan anlamayan sermaye sahibi insanların özel kurum açmaları, eğitimcilerin kanayan yaralarından bir tanesi. Eğitime sadece kapital bir anlayış ile kar oranları üzerinden bakan bu kişilerin açtığı kurumlarda nitelikli bir eğitim-öğretim faaliyeti ne kadar gerçekleştirilebilir?
Hababam sınıfının meşhur sahibi gibi eğitimi bir ticaret olarak gören kurum sahipleri, zarar ettikleri anda kurumu derhal kapatabiliyorlar. Bu durumda bir anda işsiz kalan öğretmenler ciddi ekonomik sorunlar yaşayabiliyorlar.
Bazen velilerin öğretmene karşı sergiledikleri tavır hiç hoş olmuyor. Özel kuruma öğrencisini kayıt ettiren bazı veliler sanki tüm okulu ve eğitimciyi satın almış bir tavır içine girebiliyor. Örneğin gece 11.00’de öğretmeni herhangi basit bir konuda arayan veli, telefonu açılmadığında öğretmenden şikayetçi olabiliyor. Ya da her türlü eğitim faaliyetine rağmen kalıcı bir öğrenme gerçekleştiremeyen öğrencinin vebali hemen öğretmene atılabiliyor. Bu tip durumlarda bazı kurum yöneticileri ise konuya mali sebeplerle baktığından öğretmeni zor durumda bırakan bir tavır içine girebiliyor.
Özel sektörde bunca sorun olmasına rağmen öğretmenleri en çok üzen konu ise sahipsizlik ve denetimsizlik. Herhangi bir yasal güvence altında olmayan öğretmen, bu sorunları dillendirdiğinde ya da itiraz ettiğinde sene sonunda işten çıkarılacağı korkusu ile ses çıkaramıyor. Bir araya gelememe ve seslerini duyuramama, öğretmenlerin önünde büyük bir engel olarak duruyor.
Denetimsizlik ise eğitimcinin belini tamamen kırıyor. Burada bir kısmı anlatılan birçok soruna rağmen tüm eğitimcilerin bildiği üzere maalesef özel sektör, bağlı oldukları MEB tarafından yeterince denetlenmiyor. Bu sorunları ilgili birçok bakanlık bürokratı bildiği halde maalesef şimdiye kadar yeterince denetleme olmadığından ve gerekli işlemler yapılmadığından öğretmenlerin sorunları da bitmeden devam ediyor.