Gündem

Özdeşim modeli önemli

Özdeşim modeli önemli

Abone Ol

Okul öncesi dönemde çocuklar anne ve babalarını model alırlar ve onların tutum ve davranışlarını taklit ederler.

Çocuk okula başlayıpta dış dünyaya açıldığında ise, buna okuldaki arkadaşları ve öğretmenleri de eklenir. Bu dönem çocuk sosyal çevreye uyum sağlamaya ve yaşadığı topluma adapte olmaya çalışmaktadır. Ergenlik döneminde ise, genç artık çeşitli sorumluluklar almaya hazırlandığından özdeşim alanını daha da genişletmektedir. Sosyal çevre, arkadaşlar ve toplum tarafından kabul görmüş önemli kişiler onun için bir özdeşim modeli olmaktadır. Özdeşim ihtiyacı bir noktaya kadar normaldir ve çocuk özdeşim kurduğu kişilerden de esinlenerek kendi kişiliğini oluşturma çalışmaktadır.

Ancak bu dönem genç kendisini beğenmez sevmez ve kaydadeğer görmezse, özdeşim kurduğu kişiye saplanıp kalabilir ve kendine haslığını kaybedebilir. Bu anlamda özdeşim modeliyle kurulan gizil diyalogda denge önemlidir. Gencin, beğendiği ve model aldığı kişiyi bazı yönleriyle içselleştirmesi doğal ancak burada kendi kararlarını, kendi seçimini ve kendi etkinliğini de korumak zorundadır. Bunun için, özdeşim nesneleriyle ilişkilerindeki dengeyi dikkate almalı ve çocuklarımızı, kültürümüzün ve değerlerimizin mimarlarıyla özdeşim kurmaya yönlendirmeliyiz.

Geleceğe umutla bakamazlar

Bazı insanlar vardır, geçmişin içinden hiçbir zaman çıkamazlar. Bu kimseler küçük yaştan itibaren hayatlarında ne kadar olumsuz olaylar varsa biriktirirler ve patlayacak bir bombaya dönüşürler. Küçük bir şeyde patlayan ve biriktirdiği her şeyi ortaya döken bu kimseler hayattan keyif alamazlar, insanlarla pozitif ilişkiler kuramazlar, sürekli geçmişin acılarıyla meşgul olduklarından geleceğe umutla bakamazlar.

Çocuklar arasında adaleti gözetin

Anne babalar çocuklarımızı hiç ayırmayız deseler de kendilerine yakın buldukları çocuğu gözde çocuk olarak görürler ve bunu ilişkilerine de yansıtırlar. Böyle durumlarda, anne ve babalar, sevdikleri çocukları diğerlerinden ayırarak kayırırlar. Aşırı ilgi seline boğulan bu çocuklar anne babalarıyla vakit geçirmeye adapta olduklarından akranlarıyla oynamayı başaramazlar. Oyunlarda sürekli sorun çıkarırlar, anne babanın ilgisini burada da görmek isterler. Anne baba sevgi ve ilgi yönünden zengin kişilerdir çünkü sevgi bu insanların gönüllerinde ücretsiz üretilmektedir. Bu nedenle çocuklarına sevgilerini vermekte cimri davranmamalıdırlar. Çünkü sevgi verdikçe artan ve değer kazanan bir unsurdur.

Masalların doğuşu

Masalların nasıl doğduğuna dair kesin bilgi yok ancak, genel teorileri dikkate alarak bazı fikirler ileri sürmek mümkün. Wilhelm masalların İnda Avrupa kaynağından geldiğini İnda Avrupa milletlerine ait mitolojilerin zamanla değiştiğini ve zayıflayarak masalları meydana getirdiğini ifade ediyor. Bazı araştırmacılar ise, masalların Hindistan‘da doğduğunu sonra da bu masalların sözlü ve yazılı olarak Batıya oradan da bütün dünyaya yayıldığını ifade etmişlerdir. Folklörcülerin bazılarına göre ise, masallar hayatın birer kalıntısıdır. İlkel insanların yaşayış tarzı ve inanışları çağdan çağa milletten millete geçerek masal haline dönüşmüştür.

Masalların çıkış noktası ne olursa olsun çocukların dünyasında önemli bir yeri vardır. Doğu kültüründen çağıldayan hikayeler ise çocukların ruh ve duygu dünyalarının aydınlanmasında ve temel davranış kalıplarının verilmesinde etkilidir.

Hazreti Atike‘nin rüyası

Efendimizin Medine‘ye hicretinden sonra Atike bir rüya görür. Gördüğü bu rüyadan o kadar etkilenir ki, tesirinden kurtulamaz ve rüyasını kardeşi Abbas‘a anlatır: Ey kardeşim bu gece öyle bir rüya gördüm ki, kavminin başına büyük bir musibet geleceğinden korkuyorum der. Hazreti Abbas, Ne ola ki, nedir o? diye sorar. Atike "bana kimseye anlatmayacağına dair söz verinceye kadar sana onu anlatamam zira bu insanlar arasında duyuluyorsa o zaman bize eziyet ederler ve hoşumuza gitmeyecek şeyler konuşmaya başlarlar diye kardeşini uyarır ve anlatır:

"Devesinin üzerinde Mekk‘ye gelen ve Ebva‘da durupta insanları yüksek sesle savaşa çağıran bir adam görmüştüm. Adam haydi savaş için hazırlanıp hemen yola çıkın. Çıkın ki, başınıza gelecek gadri ve devrileceğiniz yeri kendiniz görün diyordu. Bir anda etrafında büyük bir kalabalık toplanıvermişti. Ardından aynı adam Kabe‘ye geldi insanlarda onu takip ediyorlardı. Ne gariplik ki, adamın devesi Kabe kadar büyümüştü ve adam da gür sesiyle yine devesinin üzerinde aynı cümlesini tekrar ediyordu. Bir müddet sonra Ebu Kubeys dağı kadar oluverdi. Adam yine devenin üstündeydi ve aynı cümleyi tekrarlıyordu. Haydi savaş için hazırlanıp hemen yola çıkın, çıkın ki, başınıza gelecek gadri kendiniz görün. Diyordu. Sonra yerden büyükçe bir kayayı söküp aldı ve onu Ebu Kubeys dağından aşağı doğru fırlattı. Kaya bir anda paramparça oluvermişti. Sonra da bu kayadan ayrılan her bir parça Mekke evlerinden mutlaka birine isabet etmiş ve içine girmişti"

Atike Binti Abdulmuttalip kardeşi Abbas‘ı bu rüyayı kimseye anlatmaması için uyarmıştı fakat hazreti Abbas rüyayı yakın arkadaşı Velid İbn Utbe‘ye anlatmıştı. Utbe de babasına anlatmış ve böylece Atike‘nin rüyası kısa zamanda Kureyş‘in diline dolanmıştı.

Bir gün sonra Utbe İbn Rabia, Şeybe, Ebu Cehil Ümeyye ibn Halef Zem‘a, İbn-i Esed Buhteri ve sair Kureyş büyükleri Kabe‘de toplanıp Atike‘nin rüyasını konuşuyorlardı. Onlar Kabe‘de otururken Hazreti Abbas yanlarına geldi. Ebu Cehil, Abbas‘a hitaben "Ey Muttalipoğulları erkeklerinizin peygamberlik iddiasında bulunduğu yetmiyormuş gibi, şimdi bir de kadınlarınız mı peygamberliğe başladı dedi. Tutmuş Atike üç gün içinde başımıza büyük bir bela geleceğini söylüyor. Şayet gerçekten söylediği doğru ise üç gün geçtikten sonra bunu göreceğiz ancak söyledikleri gerçekleşmezse işte o zaman biz Araplar arasında yalancı diye üzerinize öyle bir hüküm vereceğiz ki, ömür boyu bu hükümden kurtulamayacaksınız" dedi.

Üçüncü gün de, aynı şekilde Kabe‘de karşı karşıya geldiler. Hazreti Abbas, tam Ebu Cehile cevap vereceği sırada, devesinin üzerinde Batn Vadi tarafından bağırarak biri geliyordu. Bu gelen Damdam İbni Amr idi. Damdam dikkat çekebilmek için Ebu Süfyan‘ın kendisine öğrettiği gibi devesinin kulak ve burnunu kesmiş üzerindeki palan ve eğeri parçalamış ve kendi gömleğini de parçalamıştı. Şöyle bağırıyordu: Ey Kureyş topluluğu felaket var, felaket! Ebu Süfyanla birliket Şam‘a gönderdiğiniz mallarınıza Muhammed ve ashabı el koydu. Ona yetişebileceğinizi sanmıyorum, İmdat! diye tıpkı Atike‘nin rüyasında gördüğü adam gibi bağırdı. Atike‘nin rüyası çıkmıştı Bedir muharebesi bu olayın ardından meydana geldi.