Özdemir İnce bir şair. Türkçenin bir şairi. Yadsıdığı, büyük bir geleneği olan Türk şiirinin şairi. Frankfurt kitap fuarında, kulak misafiri olduğum, sol düşünceden, önemli isimlerin, şair ve yazarların: "Şu anda Türk şiirini kim temsil ediyor En büyük şairi kimdir " sorusuna, aralarında gülüşerek ve hatta durumu ironik mizanse ederek anlattıklarında Özdemir İnce konuşuluyordu. Elbette yalnızca o değil, o ve Hilmi Yavuz. Biri, Hilmi Yavuz ile Sermet Sami Uysal ın aynı apartmanda, altı üstlü oturduklarını, bir karşılaşmalarında Hilmi Yavuz a: "Üstadım sen son zamanların Türk şiirinin en büyüğüsün " dediğini... O da, hayretle "Son zamanların mı " diyerek karşılık verdiğini... Sermet Sami bu ifadesini şöyle düzelttiğini: "Son yüzyılın en büyük şairi". Bunu da mimikleriyle hayretle karşılayan Yavuz a bu sefer bir başka düzeltide bulunmak zorunda kaldığını: "Son beş yüzyılın en büyük şairi" Otobüste, yanımda, önümde ve karşı tarafımda oturan bu beş kişilik gruptan biri: "Olur mu öyle şey, peki Özdemir İnce O, en büyük şair değil mi Çünkü o da kendisini Türk şiirinin en büyüğü olarak görüyor." Dedi. Bir başkası ise: "Bunlar kendilerini Nâzım Hikmet ten daha mı büyük gösteriyorlar!" tepkisini verdi. Gene içlerinden biri Hilmi Yavuz un artık cemaatin bir şairi olduğunu, bunu da para için yaptığını, hatta Amerika para verse onlar için yazabileceğini de vurguladı.
Burada anlatmak istediğim, bir şairin bir diğeriyle yarıştırılması değil, burada Türk şiirinin iki şairinin, kendi doğalarında birbiriyle olan rekabeti. Ya da öyle görülmesi. Türk şiir bütünlüğü içinde tartışılıp konuşuluyor olmalarıdır. Asıl gelmek istediğim nokta şurası. Özdemir İnce, Hürriyet gazetesinde öfke dolu, düşmanlık dolu yazılar yazıyor. Bazen hızını alamıyor, bir medeniyet bütünlüğünü birden yadsıyor. Tarihe bir çizgi çekiyor, oradan bir tarafa bakıyor. Şair İnce, alfabenin değiştirilmesiyle ilgili olan yazısında Türk şiirinin son dönem önemli bir şairi olan Yahya Kemal den bir örnekle geçmişi toptan silip atıyor. Silmekten öte de öfkeli bakışında yazdıklarının sonunun nereye varacağını kestiremiyor. Bu, bir şaire, bir sanatçıya hiç yakışmıyor. Neden mi
Türk şiirinin büyük bir geçmişi vardır. O da bu bütünlük içinde bir yere sahiptir.
Günümüz alfabesi Türk alfabesi midir, Latin alfabesi midir Diyelim ki, Arapça harflerle olan Osmanlıca Türklerin alfabesi değil. Peki Latin alfabesi Türklerin alfabesi midir Türklerin alfabesi İslâm öncesi Göktürkçe, Uygurcada kullanılan köşeli, bugünkü Kril alfabesine benzeyen alfabe değil midir Orhun âbidelerindeki alfabeyi kastediyorum.
Tabii kültürüne Fransız olan ve Jakoben laik Fransız kültürüne yönelen sayın İnce nin bakışında bir tuhaflık olması doğal. Bir alfabeyi, bir milletin kültürünü ve düşüncesini yadsırken neden Latin alfabesiyle bir Batı ülkesinin diliyle yazmıyor da Türkçe yazıyor Yadsımaksa yadsımak olsun.
Sayın İnce Yahya Kemal den verdiği örnekte, aynı metnin girişinde ve sonraki yazısının birinde dönemin insan psikolojisini de içine alan bir yaklaşımı var. Bunları niçin atlar
Kendisinin verdiği örneği, biz de ona uyarak öne alalım, ardından da önceki ve sonraki örnekleri de verelim: "Yeni Mekteb e gide gele, gide gele üç sene geçmişti. Lâkin cüz kılıfımdaki Elifbâ yı henüz söktürememiştim. Yalnız Âdem, İdrîs, Nûh, Sâlih, İshak, İbrahim diye peygamberlerin isimlerini ezber öğrenmiştim. Garip bir zevkle bu peygamberlerin arasında en ziyâde Hazret-i Âdem i seviyordum; Muhammed i onun kadar sevmiyordum. Annem, evde, bu dalâletimi tashih [yanlışımı düzeltti] etti. Muhammed i sevmeyi öğretti." [Çocukluğum, Gençliğim, Siyâsî ve Edebî Hâtıralarım, s. 27.]. Burada eğitimden, alfabeden kaynaklanan bir durumun ötesinde ders veren hocanın çocuklar üzerindeki psikolojiden söz eder Yahya Kemal. Yazısının başında, Yahya Kemal düşüncesi üzerindeki önemini vurgulayan bir bölüm var. Onu da biz alıntılayalım:
"İşte hoca karşısında ilk defa ders gördüğüm yer, daha İstanbul fethedilmeden önce vücûda gelen ve o zamandan beri hiçbir şeyi değişmemiş olan bu lâtif yerdi. Eğer oraya gönderil(me)miş olsaydım, tahsilimi doğrudan doğruya bir yeni maârif mektebinde başlasaydı milliyetimin en hoş bir hâtırasından mahrum kalmış olurdum. Çocukluğumda olsun birkaç sene güzel mâzimiz içinde yaşamış oldum." [age. s. 21]
Bu bölümü atlayarak, ya da Yahya Kemal in düşüncesini, bakışını, bütünlüğünü bir kenara bırakarak, koca kitabın içinden bir bölümü alıntılayarak bir dönemi yadsımak, küçümsemek ne kadar sağlıklı olur Üstelik bunu Yahya Kemal üzerinden yapmak
Yahya Kemal ölümüne kadar Osmanlıca alfabesiyle yazdı. Bu da bir başka önemli durum, bir de bu bakımdan yorumlanamaz mı
Sorularımız çok, biz bu konuya devam edeceğiz.