Soru: Özbekistan a yaptığınız ziyaretten bahseder misiniz
Cevap: Bismillahirrahmanirrahim.
Bu yazımızda bir grup arkadaşla 23-30 Mayıs 2006 tarihleri arasında İslâm İlim-İrfan ve Türk Tarihi Merkezi Ortaasya Ülkesi: Özbekistan ın mânevi iklimine yaptığımız seyahatten bahsetmek istiyorum.
A- Bu Ziyaret Niçin Yapıldı.
1- Silsile-i Aliyyemizin altın halkalarını oluşturan meşayıhımızdan dokuz tanesi Özbekistan: Buhara ve Semerkand da medfun. Başka meşayıh da var. Ayrıca en büyük hadis alimi İmam Buhari, büyük hadis alimi İmam Tirmizi, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin yakınlarından, amca oğlu kusam b. Abbas, Ehl-i sünnetin itikad hususunda büyük üstadlarından, büyük mücahit âlimlerden İmam Ebu Mansur Muhammed el-Matüridî (R.Anhüm) da Özbekistan da medfun bulunmaktadır. İşte bu büyüklerimizi ziyaret etmek, bereketlenmek. Manevi beraberliği sağlamak. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
"Ey iman edenler! ALLAH tan korkun. Bir de sadık (doğru) olanlarla beraber olun."1 Bu ayet-i kerimede Cenab-ı Hak:
a- Takvayı yani mükâfatını O ndan bekleyerek farzları yapmayı; yine O nun azabından korkarak haramları terk etmeyi.
b- İman ve amelinde samimi ve ihlaslı, sözünde ve özünde doğru olan, sözünün eri bulunan ve Hâkk-hakikatten, gerçekten ayrılmayan dürüst kişileri tercih edip onlarla beraber bulunmasını istemektedir, emretmektedir. Bu beraberlik de iki türlü olur. Öncelikle maddi beraberlik, bu mümkün olmadığı zaman da manevi beraberlik, tasavvuftaki ifadesiyle Rabıta.
2- Tevessül, "Vesile"yi elde etmek. İnsanların hakk a ermeleri ve hakikati görmeleri için daima vesileler olmuştur. Kur an-ı Kerim de:
"Ey iman edenler! ALLAH tan korkun. O na yaklaşmaya bir vesile, bir yol arayın ve O nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz."2 buyrulmaktadır. Mümin; duasında, amelinde, davranışlarında ve düşüncesine istikamet getirmede vesile arayabilir. Mesela Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bizim için büyük hakikatin duyurulmasında, Kur an-ı Kerim ise hakikatin tefsir ve şerhinde en büyük vesiledir. Mânâ büyüklerimiz, mürşidlerimiz ve müceddidlerimiz de bizim için birer vesiledir. Bu manada, mana büyüklerinden dua istemek, onlara meşru dairede hürmet göstermek şirk değildir. Ancak şunu hiçbir zaman gözden kaçırmamak gerekir: Onlar bize hak ve hakikati izah ederler. Ancak hidayet edemezler. Onlara hidayet isnadı yapmak yanlıştır, şirktir. Mana büyükleri bir vesiledir; ama onlar "Hidayet ediyor" demek çok yanlıştır.
Kulu ALLAH a yaklaştıracak vesilelerin başında iman, Kur an-ı Kerim, ihlas ve salih ameller gelir. Salih amellerin başında farzlar yer alır. İnsanın sırf imanla yetinmeyip, ALLAH-u Tealâ ya yaklaştıran sebeplere ciddi olarak sarılması gerekir. ALLAH için sevmek, ALLAH ın dostlarını sevmek ve onların meclisine girmek, dualarına ortak olmak, ilahi rahmeti çekmek için en büyük sebeplerden birisidir. Gerçek alimler ve kâmil mürşidler insanı ALLAH a yaklaştıran vesilelerdir. ALLAH dostlarının duası makbuldür.
Kişiyi ALLAH a yaklaştıran her şey, ayet-i kerimede bahsi geçen vesileye dahildir. Peygamberleri ve velileri sevmek, ALLAH dostlarını ziyaret etmek, ALLAH yolunda infakta bulunmak, bol bol dua etmek, akraba hukukunu gözetmek, ALLAH ı çokça zikretmek ve benzeri şeyler bunlardandır. Buna göre ayetin manası: Sizi ALLAH a yaklaştıran her şeye yapışınız, O ndan uzaklaştıran her şeyi de terkediniz demek olur. Durum böyle olunca müslümanların, ALLAH dostlarını ziyaret etmelerini yanlış görüp bunun ALLAH tan başkasına bir ibadet olduğunu zannederek onları küfür ve şirk ile suçlamak kesinlikle doğru değildir.