Gündem

Öz yurtlarında tutsaklar

Öz yurtlarında tutsaklar

Abone Ol

Yaşam alanları kısıtlanıp muhasaraya alınan, açık hava hapishanesinde yaşamaya mahkum edilen, sürekli kontrollere tabi tutulan, eve geldiğinde ise hep aynı elem verici sıkıntıları dile getirmek durumunda kalan Filistinlilerin durumları yürekleri burkuyor.

Tayyip Erdoğan‘ı ise tam olarak anlayamadıklarını, onu belli bir yere koyamadıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Abdullah Gül de Erdoğan gibi tanınıyor.

İsraillilere gelince, İslam coğrafyası içerisinde kendilerine en yakın gördükleri millet hiç şüphesiz Türkler. Siyasal ilişki içerisinde bulundukları Mısır ve Ürdün gibi devletlerin halklarına karşı içlerinde bir sevgi beslediklerini söylemek gerçeği inkar olur.

Ancak Türklere karşı içten bir sempatinin olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Askerlerin ve polislerin muamelelerinde bunu hissedilir şekilde fark ediyorsunuz. İspanya‘dan kovulmaları sırasında onlara kucak açmamız, tarih boyunca Yahudilerle Türkler arasında bir savaşın yaşanmamış olması, Türklerden bir kötülük görmemiş olmaları, özellikle silah ve uçak sanayi alandaki işbirlik, çeşitli Türk firmalarının İsrail‘de ihaleler alması, oldukça fazla sayıda Türk‘ün İsrail‘de çeşitli alanlarda çalışıyor olması gibi nedenler bizleri Yahudilerin gözünde oldukça farklı bir konuma oturtmaktadır. Yurt dışında yaşayanların çok iyi gözlemlediği gibi, -aradaki siyasi dalgalanmalara rağmen- büyük bir ülke oluşumuz da bunda çok büyük bir paya sahiptir. İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilerin boyutunu iyi anlamamız için son dini bayramlarında en çok uçak kalkan ülkenin Türkiye (Antalya) olduğunu söylememiz sanırım durumu daha iyi anlamamızı kolaylaştıracaktır. Haaretz Gazetesi‘nde gördüğüm listede Türkiye Fransa‘nın önünde yer almaktaydı.

Türklere büyük sevgi besliyorlar

Mescid-i Aksa‘ya açılan kapılardan birisinde yaşadığımız bir olay durumu daha iyi anlatmamıza yardımcı olacaktır: Kapıdaki polislere Türk olduğumuzu söyleyip içeri girerken köşede oturan bir polis arkamızdan İbrahim Tatlıses‘in "Haydi söyle onu nasıl sevdiğimi" şarkısını söylemeye başlayınca şaşkınlıkla geri döndük. Şarkının takıldığı yerlerini kendisine hatırlattım. Neredeyse şarkının tamamını ezberlemişti. Şarkıyı bitirdikten sonra da İngilizce olarak "İbrahim Tatlıses bir numara. Hoş geldiniz " diyerek İsrail‘de her yerde olağan şekilde karşılaşacağınız Türk sevgisini bizlere gösterdi.

İsrail‘de özellikle Tel Aviv‘de gezerken sizleri hayret ettirecek derecede Türkçe bilen kişiyle karşılaşıyorsunuz. Türkiye‘den göç etmiş orta kuşak üzeri insanların sizlere gösterdikleri sıcakkanlılık, sohbet etme arzuları ve Türkiye‘nin turistik yerlerini bir bir sayarak ülkemize olan ilgilerini ve bilgilerini gösterme çabaları yabancı bir memlekette sizleri gerçekten heyecanlandırıyor. Bu aynı zamanda İsraillinin Türkiye‘ye bakışını da yansıtıyor.

Ekmek parası için buralara gelmiş bir Türk‘ün dükkanı yanında özellikle turistik yerlerde seyyar sarraflık yapan Türklerin varlığı da insanı farklı yapıyor. Çünkü arkanızdan şöyle bir seslenişi duyma olasılığınız yüksek: "Abi! Şekele ihtiyacın var mı? Döviz bozdurcan mı?"

Eylemler hayatın bir parçası olmuş

İsrail dışında yaşayanlar intihar eylemleri sebebiyle İsraillilerin korku içinde yaşadıklarını düşünürler. Söz konusu eylemler neticesinde insanlarda bir korkunun var olduğunu İsrail‘de gezerken ve Yahudilerle konuşurken görüyorsunuz. Uygulanan sıkı güvenlik denetimleri de bunun göstergesi zaten. Ancak her şeye rağmen İsraillilerin gece hayatlarının olabildiğince canlı geçtiğini, günlük yaşamlarında hayatlarından zevk aldıklarını söylemek kısa bir gözlem sonunda fark edilecek bir durum. Yani İsrailliler intihar eylemlerini de hayatlarının bir parçası yapmışlar.

Hayatın çekilmezliği esasında Filistinlilerin sorunu. Yaşam alanları kısıtlanıp muhasaraya alınan, açık hava hapishanesinde yaşamaya mahkum edilen, sürekli kontrollere tabi tutulan, yaşadığı günün geri kalanını içeride geçirmesi İsrail polisinin veya askerinin ağzından çıkacak tek kelimeye bakan ve de en acısı her eve geldiğinde hep aynı elem verici sıkıntıları dile getirmek durumunda kalan Filistinliler için söz konusu. Ramallah‘da evinde misafir olduğum Filistinlinin belirttiği gibi "her akşam eve girdiğimizde veya arkadaşlarla bir araya geldiğimizde sürekli aynı şeyleri konuşmak ve bizi neşelendirecek bir şeyden bahsedememek kadar kötü ne olabilir?" Nitekim Kudüs‘ten Ramallah‘a giderken minibüsü yolda durduran birkaç genç ve lakayt İsrail askerinden biri herkesten kimliklerini çıkarmasını istedi. İki Filistinli genci ise arabadan indirdi ve şoföre yoluna devam etmesini söyledi. Beytullahim‘den Kudüs‘e gitmesine izin verilmeyen yaşlı kadının yaşlı gözlerle elindeki kimliği bizlere doğru sallamasını ve acziyetinin büktüğü mahzunlukla yardım isteyişini ve dertlenişini asla unutamıyorum.

İsrail işgalden vazgeçmeli

Huzur her iki tarafın da özlemini duyduğu tek şey. Ancak bunun gerçekleşmesi, Gazze‘de olduğu gibi İsrail‘in işgal ettiği toprakları tamamen boşaltmasından geçmektedir. Zira özgürlüğü elinden alınmış, vatanı işgal edilmiş, duvarlar arasında açık hapishanede yaşamaya mahkum edilmiş bir toplumun zaptedilmesi asla mümkün değildir. Unutmayalım ki Hamas ve İslami Cihad gibi silahlı örgütleri doğuran da İsrail‘in tutumu olmuştur.

Çocuklar dini bilinçle yetiştiriliyor

İsrail‘deki Yahudilerin en azından önemli bir kısmının dinlerine son derece bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Dinsel giyim ve kuşamları yanında yolda yürürken kadınlara bakmamaya özen göstermeleri, bazı hanımların dini gerekçelerle başlarını örtmeleri bunun bir yansımasıdır. Ayrıca cumartesi sabah dörtte biz sabah namazına giderken onların da kalabalık gruplar halinde çocuklarıyla birlikte şabat ayinine gittiklerini görüyoruz. Gündüz vakitlerinde de çocuklarını Ağlama Duvarı‘na getirmeye önem veriyorlar ve onların dini bilinçle yetişmelerine büyük önem atfediyorlar. İsrail‘in diğer şehirlerinde geleneksel giyim tarzı yerini batı tarzı giyime terk ediyor. Örneğin Tel Aviv‘de gezerken kendinizi bir batı kentinde gibi hissediyorsunuz. Dindar Yahudiler sanki Kudüs‘te toplanmış gibi veya Filistinlilerle yüzyüze bulunuş onları bu tür bir giyim tarzına ve dinsel giyime itmiş gibi.