Öz ve İlinek

Abone Ol

Yeni bir inancın veya düşüncenin ilk olarak ortaya konulması veya çıkışı şart ve ortamıyla, bunların insan ve toplum tarafından benimsenip özümlenmesinin şart ve ortamı farklı niteliklerin oluşumuyla doğrudan veya dolaylı bir ilişkiye bağlıdır. Şart ve ortam değişkenlerini, inanç ve düşünceyle özdeşleştirme, çoğunlukla dikkate alınmadan, yapılan zihni bir işlem olabilme özelliğine sahiptir. Oysa yeni bir inancın veya düşüncenin açıklanmaya başlandığı şart ve ortam, bizzat bu inancın ve düşüncenin, gerek ret gerekse kabul edilmesi halinde, artık önceki şart ve ortam nitelik değişimine uğramıştır. Nitelik değişimine uğrayan şart ve ortam ile yeni inanç ve düşünceyi özdeşleştirmek, mesela kalıcı olan ile değişken olanı bir tutma anlamına gelir. Kimi zaman da değişmez olan mahiyet veya özü, farkında olmaksızın, bütünüyle değişken olanın hâkimiyetine girdirmiş olursunuz.

Düşünce, daha öz anlamıyla felsefi düşüncede bunun çarpıcı örnekleri vardır ve uzun bir süre de varlığını ve yoğun etkisini sürdürmüştür. Dizge (sistem) olarak Aristoteles’in felsefi sistemi, kendi bağlamında ilk ve başat bir örnek olarak, Batı düşüncesinde bin yılı aşkın bir süreçte nerdeyse hâkim konumda etkili olmuştur. Genel olarak, Aristoteles (M.Ö. 384-322), dolayısıyla onu temel alan Skolâstik düşünceye kökten karşı çıkan Roger Bacon (1220-1292) olmuştur. Çünkü ona göre Aristoteles’in felsefi sisteminin temeli olan mantığı, doğru düşünmenin ilkelerini içermekle birlikte, varlık, nesne, evren hakkında yeni bilgilere ulaştırmamaktadır, dolayısıyla gelişme ve ilerlemeye imkân vermemektedir. Bunun terk edilerek, düşüncede, bilim ve bilgide, gelişme ve ilerlemede yeni yollar ve imkânlar ortaya koymuş bulunan Farabi (870-950), İbni Sina (980-1037), İbnül Heysem (965-1039) gibi düşünürlere ve bilginlere bakmak gerektiğini ileri sürmüştür. Elbette bu türden bir düşüncenin ileri sürüldüğü Skolâstik şart ve ortamı dikkate alarak değerlendirme yapmak gerekir ki, bu da o düşüncenin şart ve ortamını göz önüne almayı ve anlamayı zorunlu kılar. Ayrıca Bacon, yöntem olarak deney ve gözlemin belirleyici niteliğini özellikle vurgulamıştır. Zaman içinde, bu ve benzer düşünce ve görüşlerin Batı dünyasında çeşitlenerek arttığını, giderek önem ve ağırlık kazanmaya başladığını görüyoruz. Bu bağlamda, İslam düşünce ve biliminin, Yeniçağ Batı düşünce ve bilimine yaptığı katkıyı ya da Yeniçağ Batı düşünce ve biliminin oluşumunda belli bir etkide bulunduğunu söylemek yerinde olacaktır. Nitekim bu yönde yapılan değerlendirmeleri hatırlatmakta yarar vardır.

Aslında, Braudel’in “Akdeniz” kavramına verdiği anlamı göz önünde tuttuğumuzda, Yunanlıların “Mezopotamya” kavramlaştırması yaptıkları Fırat ve Dicle, yani Bereketli Hilal havzası, yeni inanç ve düşüncelerin, dolayısıyla bunlardan kaynaklanan kültür ve uygarlıkların mekânı olagelmiştir. Ancak, bizce, bu mekânda ortaya çıkan inanç ve düşüncelerin, diğer kültür ve uygarlıklarda pek rastlanmayan belirgin bir niteliğe sahip oldukları da özenle vurgulanmalıdır. O da, evrensel boyut ve nitelik göstermeleridir. Mesela Çin kültür ve uygarlığı, kendine özgü niteliklere sahip olmakla birlikte, en fazla yakın bölgelerde etkisini gösterebilmiş, ama evrensel niteliğe tam olarak kavuşamamıştır. Belli yönleriyle etkide bulunması, ona bu niteliği sağlamış gözükmemektedir.

Yeniçağların, özellikle XVI. ve XVII. yüzyıllarda, düşünce ve bilimde, aynı zamanda teknolojide Batı, daha doğrusu Kıta Avrupa’sında kendini gösteren gelişmeler ve ilerlemeler, bir bakıma kaynağı konumunda bulunan Bereketli Hilal, yani bugünkü yaygın deyişle Ortadoğu’da kültür ve uygarlık açısından giderek yıkıcı bir niteliğe bürünmüştür. Bu da kaçınılmaz olarak, kültür ve uygarlık konusunda, öz (cevher), mahiyet, ilinek, nitelik yönlerinde tartışmalara yol açmıştır. Bu çerçevede, bütünüyle ne ret ne de mutlak kabul ikilemine saplanmadan, tahlilci bir bakış açısı gereğini şiddetle duyurmaktadır, denebilir. Bir başka ifadeyle, ciddi ve yakıcı bir sorun söz konusudur. Tahlil, değerlendirme, araştırma işlemlerinden önce, geniş kapsamlı bir sükûn ve barış ortamına ihtiyaç vardır. Her türden fiili çatışmaları, savaşları önlemek, belki de şart ve ortamın oluşumu için zorunludur artık.