Öz denetim ve Ramazan 3

Abone Ol

Kısaca: Mağfiret-i İlahiyyeye nail olabilmemiz için yapılması gerekli ne ise, onu yapalım. Günah mı işledik Tevbe edelim. Felâh bundadır. ALLAH Teâlâ ve Resûlünün yolundan mı ayrıldık Hemen dönelim. Salâh bundadır. Din kardeşlerimizden birinin gönlünü mü kırdık Onaralım. İnsanlık bundadır. Üzerimizde başkalarının hakkı mı var Ödeyelim. Müslümanlık bundadır. İçimizi ihtiras mı kaplamış Sakınalım. Huzur bundadır. Milyonlarca Müslümanın koştuğu ezan seslerine kulak mı tıkadık Açalım ve koşalım. Kurtuluş bundadır. Ruhumuzu kin ve düşmanlık mı bürümüş Unutalım. Güven bundadır. ALLAH Teâlâ’ya kulluk vazifelerimiz mi eksik İkmal etmeye çalışalım. Hiç olmazsa noksanlarımızı idrak ve itiraf edelim. Bu mübarek ayda hesabımızı iyi yapalım. İslamî birlik ve beraberliğimizi, kardeşliğimizi kaybedip parça parça mı olmuşuz Kaynaşalım. Yükselme ve ilerleme bundadır. Yoksulları, fakirleri, kimsesizleri görelim ve elimizi onlara uzatalım. Hayır ve refah bundadır. Çocuklarımıza dinlerini, imanlarını, mukaddes ve milli değerlerini öğretelim. Bu husustaki ihmallerimizi telafi etmeye çalışalım. Çünkü istikbal bundadır.

Muhterem okuyucu!

Bir yol ayrımındayız. Önümüzde iki ihtimal var: Ya Ramazan ayını fırsat ve ganimet bilip kendimizi ibadete, hayra, hasenata, iyiliğe vereceğiz. Nefsimizle büyük cihad yapacağız, manevî derecemizin yükselmesi için çalışacağız, manevi bakımdan büyük bir ticaret yapacağız... Yahut da aşırı tıkınma, dinin yasakladığı Ramazan eğlenceleri, mâlâyâni işler ve laflar, faydasız koşuşturmalar ve konuşmalar ile bu sene de bu mübarek ayın kıymetini bilemeyeceğiz, bu mübarek ayı zayi edeceğiz, feyiz ve bereketinden faydalanamayacağız.

Yazık olur, bunca güzel imkân ve fırsata rağmen kendini yenemeyenlere, kötü huyları ve alışkanlıkları atamayanlara; sevgiyi, saygıyı, güzel ahlâkı, fazileti, cemal ve kemâli öğrenemeyenlere, İslâm’ın, iman ve irfanın zevkine varamayanlara, inadı, küslüğü, nakesliği üzerlerinden atamayanlara!... Seçim bize aittir. Ya Mevlâ’ya giden yolu tutacağız, ya belâya giden yolu…

Ebu Hureyre (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:

“Yanında ismim anıldığı halde bana salavat getirmeyen kimsenin burnu yerde sürtünsün, perişan olsun! Ramazan ayına girdiği halde günahlarını bağışlatmadan Ramazandan çıkan kimsenin de burnu yerde sürünsün, perişan olsun! Yanında anne ve babası ihtiyarlamalarına rağmen onları razı etmediğinden dolayı Cennete giremeyen kimsenin burnu yerde sürtülsün, perişan olsun!” Hadis-i şerifin ravilerinden Abdurrahman diyor ki: “Zannedersem anne ve babasından biri” demişti.

(Tirmizî, Deavat:100, No:3545, 5/550; A.b.)

Hadis-i şerifteki: “Burnu yerde sürtünsün, perişan olsun!” tabiri “zelil olsun” demektir. Hadis-i şerif burada zikredilen üç durumun kurtuluş için fevkalâde ehemmiyetli fırsatlar olduğunu belirtiyor:

Resûlullah (S.A.V.) Efendimize okunacak salevat makbul bir duadır, kolay bir mağfiret vesilesidir.

Ramazan ayının orucu, oruçlunun tevbe ve istiğfarı, bu ayda bulunan ve bin aydan hayırlı olduğu Kur’an-ı Kerim tarafından müjdelenen Kadir gecesi gibi fevkalâde fırsatlar malumdur.

Anne ve babanın hukukuna riayet onların makbul dualarını celbedecektir.

Şu halde bu fırsatları değerlendirmeden yani: Yanında ismi anıldığı halde Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizine salâtü selâm getirmeyen, Ramazan ayına girdiği halde günahlarını bağışlatmadan Ramazandan çıkan, yanında anne ve babası ihtiyarlamalarına rağmen onları razı etmediğinden dolayı cennete giremeyen kimse; hadis-i şerifte de buyurulduğu üzere perişan olmayı, burnu yere sürtülmeyi, yani hem insanlar hem de ALLAH katında değersiz ve önemsiz biri olmayı hak etmiş demektir.

Ka’b b. Ucre (R.A.) den rivayete göre bir kere Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

“Minberi hazır edin!” buyurdu. Ka’b (R.A.) şöyle anlatıyor. Biz de hazırladık. Bir basamak çıkınca: “Amin” buyurdu. İkinci basamağa çıkınca tekrar: “Amin” buyurdu. Üçüncü basamağa çıkınca yine: “Amin” buyurdu. Minberden inince biz:

- Ya Resûlellah! Bugün Senden, daha önce duymadığımız bir şey duyduk, dedik. Sebebi neydi O zaman Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

“Şüphesiz Cebrail (A.S.) bana görünerek: Ramazan ayına yetişip te affolunmayan kimse, ALLAH Teâlâ’nın rahmetinden uzak olsun! dedi. Bende: Amin, dedim. İkinci basamağa çıktığımda, Sen yanında anılıp da, Sana salat ü selâm okumayan kimse, ALLAH Teâlâ’nın rahmetinden uzak olsun, dedi. Ben de: Amin, dedim. Üçüncü basamağa çıktığımda da: Bir kişinin ana babasının ikisi veya biri, yanında yaşlanır da onu cennete sokamazlarsa o kişi de ALLAH Teâlâ’nın rahmetinden uzak olsun, dedi. Ben de: Amin, dedim.” buyurdu. 

Enes (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

“İşte Ramazan ayı geldi. Ramazan ayında cennetin bütün kapıları ardına kadar açılır, cehennemin bütün kapıları kapatılır, bütün şeytanlar bağlanır. Ramazan ayına yetişip de affolunmayan kimse, ALLAH Teâlâ’nın rahmetinden uzak olsun. Ramazan ayında affolunmayan kimse, ne zaman affolunacak!”

Görülüyor ki, hadis-i şeriflerdeki: “Ramazan ayına erişip de günahlarından arınmadan Ramazanı terk eden insana yazıklar olsun, burnu yerde sürtünsün, perişan olsun, ALLAH Teâlâ’nın rahmetinden uzak olsun, vb.” ifadelerini, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz buyurmuş, bir başka rivayette bu ifadeleri Cebrail (A.S.) kullanmış, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz de buna amin demiştir.

Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin özelliklerinden bir tanesi de çok istisnai bir-iki olay dışında hayatında hiç beddua etmemesi, hiç kimseye lanet okumamasıdır. Burada ise bir sitem vardır. Bir insan, Ramazan ayına eriştiği halde arınmadan Ramazan ayını terk ederse ona yazıklar olsun, burnu yerde sürtünsün, ALLAH Teâlâ’nın rahmetinden uzak olsun.