Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamd, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Bir kez daha hatırlatmak gerekirse, biz ne Hıristiyan’ız, ne Yahudi’yiz, ne de dinsiz bir milletiz, biz Müslüman’ız elhamdülillah. Müslüman; Allah ve Resulünün emirlerine teslim olmuş kimsedir. Bunun için beş vakitte namaz kılıyor, hak-batıl mücadelesi imtihanını kazanmak için de Allah yolunda Milli Görüşçüler olarak cihat ediyoruz. Har gün beş vakit namazın her rekâtında Fatiha’yı okuyoruz ve Rabbimize Hamt ediyor, sadece ona kulluk edeceğimizi, ancak ondan medet umacağımızı ilan ettikten sonra O’ndan bizi doğru yola iletmesini, ilahi gazaba uğramışların, sapıklığa düşmüşlerin yolundan muhafaza etmesini talep ediyoruz. Fatiha 1-7: “Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla. Hamt; övme ve övülme, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. O, rahmandır ve rahimdir. Ceza gününün malikidir. (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız. Bize doğru yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramış Yahudilerin ve sapmış Hıristiyanların yolunu değil!” Talep ettiğimiz doğru yol, İslam’dır. Allah O’nu bize vermiştir. Bu yol, Hz. Adem’den Peygamberimize kadar gelen bütün peygamberlerin istisnasız tabi olduğu yoldur. Gazaba uğramışların ve sapmışların yolu ise Yahudilerin, Hıristiyanların ve nefislerini ilah edinmiş zalimlerin yoludur. İslam tek hak dindir, nizamdır, insanlığın dünya ve ahiret saadetinin tek çaresidir. Yahudilerin ve Hıristiyanların birlikte oluşturdukları Batı fikriyatı da batıldır, insanlığın dünya ve ahiret hayatını karartır ve mahveder. Hz. Adem’den günümüze insanlık tarihi bu iki anlayış arasında geçen bir hak-batıl mücadelesinin çeşitli örnekleri ile doludur. Habil ile Kabil’in, Hz. Nuh ile kavminin, Hz. İbrahim ile Nemrut’un, Hz. Musa ile Firavun’un, Hz. İsa ile Beni İsrail’in, Peygamberimiz ile Ebu Cehil’lerin mücadelesi bunun örneklerindendir. Hak-batıl mücadelesi günümüzde de devam etmektedir, kıyamete kadar da devam edecektir. Günümüzde ise bu mücadele, Milli Görüş ile ırkçı emperyalizm, Siyonist Haçlılar ve işbirlikçileri arasında geçmektedir. Batılın bugün ulaşmak istediği temel hedef Büyük İsrail’in kurulması ve emniyetinin sağlanmasıdır. Batıl, kendi hedefine ulaşmak için planlayıp tatbikata koyduğu bir büyük oyun ve bir de küçük oyun vardır.
BÜYÜK OYUN
Merhum Erbakan Hoca’mız ırkçı emperyalizm, Siyonist Haçlılar ve işbirlikçilerinin Büyük İsrail’i kurmak için oynadıkları oyunu büyük oyun olarak tanımlamıştır. Siyonizm, Büyük İsrail’i kurup dünya hâkimiyetini sağlamak için önce Hıristiyanlığı Protestanlaştırarak kendi safına çekmiş, ABD ve AB’yi kurmuş, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra oluşturulan kurumlarla dünyayı kontrolleri altına alarak bugünkü zulüm dünyasını inşa etmişlerdir. Soğuk Savaş döneminin ardından Batı, İslam’ı ve şuurlu Müslümanlığı yeni düşman olarak ilan etmiştir. İslam’ı temel kaynakları üzerinden yok etmekten ümidini kesen Batılılar, ılımlı İslam, dinlerarası diyalog, medeniyetler ittifakı gibi bir takım projelerle İslam’ı ortadan kaldırma yolunu benimsemiştir. Günümüzde İslam coğrafyasında yürütülen operasyonların temelinde Yahudilerin hâkim olduğu dünyada Müslümanları köleler olarak yaşamaya razı etmek vardır. Bu oyunun en büyük hedeflerinden birisi de Türkiye’nin yok edilmesidir. Bunun için üzerimizde Haim Nahum’un, “Türkiye insanının aç bırakılması, Türkiye insanının işsiz bırakılması, Türkiye’nin borca esir edilmesi, halkın dininden ve inancından uzaklaştırılması, Türkiye’nin bölünmesi, bölünüp parçalanıp yumuşak lokma yapılması, bu lokmaların İsrail’e vilayet yapılması” doktrini uygulanmaktadır ki, ırkçı emperyalizmin önünde hiçbir engel kalmasın.
KÜÇÜK OYUN
Türkiye Cumhuriyeti Devleti işin başında bir İslam devleti olarak kurulmuştur. İlk Anayasa’da, “Devletin dini İslam’dır” hükmü yer almıştır. İstiklal Marşı’mız da bu anlayışla kaleme alınmıştır. Zamanın Müslüman aydınlarının siyasi şuur eksikliği yüzünden İttihat ve Terakki fırkası içerisine çöreklenmiş dönme ve işbirlikçi kadrolar ülke siyasetine hâkim olmuşlardır. Bu kadrolar eliyle Türkiye, ırkçı emperyalizmin ve Batı’nın güdümüne sokulmuştur. O günden günümüze ülkemiz idaresi ve siyaseti bu kadrolar tarafından sağda bir parti, solda bir parti olarak bloke edilmiştir. Oynanan oyun demokrasi adı altında oynanan küçük oyundur. Bu oyunu Türkiye’de Milli Görüş ve kadroları etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Oyunu bozulanlar, başka oyunlar sahneye koyuyorlar. Satılan mal aynıdır. Mesele faize dayalı köle düzeninin yürütülmesidir. Bu alışverişte halkın payına düşen ise, düzen köle düzeni olsa bile, bu düzeni yürütenler bizdendir avunması ve tesellisidir. Oyun, küçük oyun. Dövüş, horoz dövüşü. Seyircileri ve bahisçileri ise halk... Oyunun sahipleri ve çığırtkanları: “Vatandaş bak demokrasi var; sosyal demokrat horoz istiyorsan CHP’yi, muhafazakâr demokrat horoz istiyorsan AKP’yi tut ki istikrarımız bozulmasın ha” sopası ile tehditlerini sürdürüyorlar. Akılları sıra Milli Görüş’ü ve onun tek temsilcisi Saadet Partisi’ni yok saymaya çalışıyorlar.
TARAF OLMAK
Milletimiz, Milli Görüş’ün yanında yer alırsa kurtulur. “Önce ahlâk ve maneviyat” olmadan olmaz. Adil Düzen olmadan olmaz. Yeni Bir Saadet Dünyası’nın kurulması gerekir. Milli Görüş Lideri Erbakan Hoca’mızın şu duasına birlikte âmin diyelim: “Ya Rabbi sen bize her zaman hakkı hak olarak göster, batılı batıl olarak göster. Hakkı tutmayı nasip et. Batıldan muhafaza buyur.” Bu duaya sarıldığımız zaman hakkın Milli Görüş olduğunu, Saadet Partisi olduğunu göreceğiz, o yola gideceğiz. Böylece Allah’ın yardımıyla kurtulacağız. Bizim vazifemiz, bütün insanlığın saadeti için çalışmaktır. Cenab-ı Hak buyuruyor ki: “Siz Allah rızası için, insanlığın saadeti için çalışırsanız, ben de size yardım ederim. Ben yardım ettiğim zaman ancak siz galip gelirsiniz. Kimse size galip gelemez.” Selam hidayete tabi olanlara…