Öyle mi?

Abone Ol

Bugün yaşadığımız dünyada bireyin içerisine düştüğü sıkıntıların, engel ve zorlukların kaynağı sadece kendisi değil, içinde yaşadığı toplumun hali ve dünyada yürürlükte olan sistemdedir. Çünkü toplum ve fert yürürlükte olan sistemin birer parçası olarak şekillenirler. Toplumun kendisini tarifi, yaşama kattığı veya katmadığı değer alanı; ferdin de şekillenmesine neden olur. Bireyden başlayarak en tepede sisteme varana kadar bugün her şey insanın aleyhine işlemektedir. Sözde medeni/ ileri toplumlar görece fertlerine insanca yaşama imkânı sunarken dünyanın geri kalanından bu insanca yaşamayı esirgedikleri için elde edilen hâsıla zulümden başka bir şey doğurmuyor. Bir sistemi, bir toplumu iyi kılan şeylerin başında gelen insanına sunduğu “müreffeh-adil yaşam”, sadece bir takım elit tabakaya yönelikse ya da kendi ulusu içinse burada ortaya çıkan durum dünyanın “geri kalmış” diye tabir edilen bölgelerindeki halin izahıdır. Yaşam hakkının güvence altına alınmadığı her türlü baskı ve zulmün reva görüldüğü o en büyük nüfusa sahip olan “öteki”lerin halidir.

Günümüzde huzurun hem dünyanın elit tabakasına hem de garip gurabaya uğramamasındaki temel faktör; hayatın bir bütün olarak mükemmelliğe ulaşacak olmasını görememektir. Nitekim bugün bir “homeless”tan,  bir ”white trash”tan, bir Filipinliden, bir Laosludan ve her gün binlerce canın yittiği Suriyeliden, Iraklıdan, Filistinliden ve diğer dünyanın ötekilerinden esirgenen o haklar kimseye mutluluk getirmiyor. Korku ve emniyetsizlik her yerde kol geziyor. Bugün herhangi bir toplumun kendisini tam olarak ifade edebilmesi ne yazık ki mevcut düzen tarafından kısıtlanmış ve hiçbir topluma kendisi adına bir sorumluluk üstlenmesi ve bunu layıkıyla yerine getirebilmesi imkânı tanınmamaktadır. Bütün farklılıkların eritilerek küresel sistemin bir parçası haline getirilmesi ve her ferdin ve topluluğun aynı yoksunluklarla benzeştirilmesi ortaya çıkacak her türlü potansiyel faktörü daha zihinde iken kadük bırakıyor. Zihinsel bir erime yaşayan fert ve toplum,  alet olmaktan başka bir şey yapamaz hale geliyor. Bugünün insanı ve toplumu hatta inançları sisteme açık hale geldiği için sürekli sistemin etkisine maruz kalmaktadır. Onun için ya biçilen role uygun yaşar ve ömrünü tamamlarsın ya da sistem seni dışa iter ve tayin ettiği sonu yaşarsın. Bu hem fert için hem de toplum için aynı yoğunlukta uygulanmaktadır.

Yukarıdan beri saydığımız durumların somut örneklerinin bir kısmı haberlere yansıdığı kadarı ile bilinirken bir kısmı da daha stratejik yürütüldüğünden sadece hissi olarak etkisi görülür. Peki, bütün bu olup bitenden kurtulmanın bir yolu yok mudur? Elbette sisteme sadece “kahrolsun” demekle olmaz. Ancak haksızlık ve adaletsizlik ile her alanda mücadele edersek, işte o zaman kahrolur. Bu bakımdan hem fert planında hem de toplum planında önce sağlam bir şahsiyet ortaya çıkarmak gerekir. Bu durum, kısa yoldan teslim olmadan kendi ulaştığımız mevziyi zafer olarak görme hastalığından kurtulmaya vesile olur. Böylelikle daha sağlıklı adım atar ve daha çok hareket etme imkânı ve alanı kazanabiliriz. İşte bu noktada; ‘neden bütün insanlığın saadetini istiyoruz?’ sorusunun cevabını yaşayarak verebiliriz. Çünkü kendi saadetimiz diğer insanların saadetinden geçiyor. Kendi inanç ve düşünce özgürlüğümüz herkesin düşüncesine ve inancına olan yaklaşımımızdan geçiyor. Bu sistemin değişmesi, adaletin tesis etmesi bütünü oluşturmaktan geçiyor. Her çağın ve kuşağın meydan okuma biçimi ve sorumluluk alma biçimi şeklen farklı olsa bile özü itibariyle tevhididir.

Yeryüzünde Müslümanların yeniden etkinlik kazanması için inançlarını, değerlerini yenilemelerine gerek yok; sadece kendilerinin bu inanç ve değerlerle ilişkilerini yeniden yapılandırmaya, anlayış ve idraklerini güncellemelerine ihtiyaç var. Bunun için de gerekli irade, yetenek, kararlılık; muazzam bir birikim ve de potansiyel var. Yeter ki üzerinde uyuduğumuz hazinenin farkına varalım. Önceliklerimizi doğru tespit ederek bugünün düzenine karşı layıkıyla bir duruş sergileyelim işte o zaman hem bireysel hem toplumsal olarak saadeti yaşayabiliriz. Yoksa her gün yeni bir yara ile yaşamaya mahkûm olarak bu ömrü sürdürürüz. Bir gün Halep için öteki gün Keşmir ya da başka bir bölge, başka bir zulüm bölgesi için sosyal paylaşım alanlarında, yaptığımız bol (fav’lı/like’lı)paylaşımlarla vicdanımızı serinletmekle yetiniriz. Öyle mi? Hoşça bakın zatınıza…

TAŞ GEMİ

NOT: Bu hafta Hüsnü Arkan’dan, “Yeniden Başlamalı”yı dinliyoruz. Mevsimlerle dönüşen tabiat gibi, İnsan da doğumlar ve ölümlerle değişiyor. Gün doğuyor, batıyor “an”lar değişiyor. İnsan her an yeniden başlıyor. Tıpkı bir müzikten diğerine geçerken tazelenen duygular gibi…

“Aklıma suyun intiharı geliyordu hep,

Şelale deyince…”

(Birhan Keskin)

Bİze Kadar

1- Farsî deyişinde ifade edildiği gibi; “Açgözlü birisi daima yoksuldur.”

2- Hz. Ali (ra), “Seni uyaran kimseyle dostluk kurmaya bak, çünkü o seni tehlikelerden korur ve sana yol gösterir...” diyerek dostluğun çerçevesine bir nakış işlemiştir.

3- Japon Atasözü der ki; “Bir insanın karakteri senin için net olmadığında, arkadaşlarına bak.”

4- Yaprak Fırtınası’nda, Gabriel Garcia Marquez: “Zamanın geçtiğini bir şey kımıldayınca anlıyorsun. Ondan önce anlaşılmıyor” diyor.

5- Samuel Beckett, “Sözlerde anlam arama. Susuşları dinle” diyor. Adeta bilginin ince zahmetli yoluna işaret ediyor.

6- Bu hafta, İbrahim Veli’nin MGV yayınlarından çıkan kitabı “Öncülük Öncelik’tir”i okuyoruz.

7- Sabırla izlerseniz harika bir film ve sarsıcı bir final sizi bekliyor. Bu hafta, Uberto Pasolini’nin “The Still Life (2013)” filmini izliyoruz.

TEKKE

“İnsanın derdi ne kadar büyük olursa gülüşü o kadar sıcak olurmuş, o dert onun yüreğini güzelleştirirmiş. Öyle derler, bizim buralarda. O derdin büyüklüğü neye göre ölçülür, biçilir bilmem ben. Fakat birinin gülüşünün sıcaklığını hissettim mi, anlıyorum ki derdi çok. Güzelleşmiş derdiyle.” (Neşet Ertaş’ tan tadımlık…)

Bir Lahza:

İnsan, sırf insan olmakla üç temel hakkı kazanmış olur: Dokunulmazlık (ismet), hürriyet ve mülk edinebilme. Debûsî (v. 430/1039)

DAĞARCIK

HER insan muhakkak bir iz bırakır: “-İyi insan mutluluk, -Kötü insan tecrübe, -Yanlış insan ders, -Mükemmel insan ise iz bırakır.” (La Edri)