Öyle bir geçer zaman ki

Abone Ol

Bizden sonraki kuşağın en çalışkan, gayretli, samimi ve basamakları birer birer tırmanan ismiydi o. Uzun yıllara dayanan bir dostluğumuz kardeşliğimiz var. Partneri ve adaşı Mustafa Yılmazla yıllarca Ankaranın en bilinmeyen-derin kulislerini Milli Gazetede onun kaleminden okuduk. Mustafa Kurdaştan bahsediyorum. Kurdaş, bu mesleğin en ağır yükünü omuzladı, Milli Gazetenin Genel Yayın Yönetmenliğini üstlendi.  Yazar mısın abi deyince söylenecek fazla bir şey kalmamıştı.

Doğrusunu söylemek gerekirse yalnız değilim;

Ankara Büroda Mahmut Abinin çaylar nasıl olsun dem kokan cümleleri,  Mustafa Yılmazın "Abi duydun mu son haberleri, işleri bundan sonra daha zor..."la başlayan analiz- tahlilleri, Ahmet Kayırın satır aralarında sert duruşları, Ebubekir Gülümün, Saadettin İnanın sürekli koşturmaları, Ramazan Kayanın günün en muhteşem karesini  ballandıra ballandıra pazarlama teknikleri hala yanıbaşımda. Peki ya Abdulkadir (Özkan) abi ile geceli gündüzlü aylar süren miting serüvenlerimiz.. Bizi aç bırakmama pahasına, günün yorgunluğu sonunda aracı en güzel et sotelerin yapıldığını ilk ondan öğrendiğim kamyon istasyonlarına kırmalar... Ferhat (Koç) ve Zeki (Ceyhan) abinin halkası zaten hep yakınımdaydı..

Ve de kadim dostum Selami Güdenerle aynı gazetede yazmanın keyfi...

Kısacası zaten evimdeyim... Hoş bulduk

Öksüz

Asyada anekdot

Yaklaşık 20 yıl önce, 1992 yılında merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakanın önderliğinde geniş katılımlı bir Türk Cumhuriyetleri gezisi düzenlendi. Bu, Türk Cumhuriyetlerine bağımsızlıklarını kazanmalarının ardından Türkiyeden nitelikli ilk geniş kapsamlı bir organizasyondu.. Yaklaşık 15 gün süren gezide ben de vardım. Gezi sırasında merhum Erbakan Hoca ile dönemin Azerbaycan Başbakanı Hüseyinof arasında unutulmaz bir diyalog yaşanmıştı. İşte o diyalogu sizlere de sunmak istiyorum;

Erbakan: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini tanıyın artık!

Hüseyinof: Biz Kıbrısı tanıyoruz ama bunu demiyoruz.

Erbakan: Zulüm artıyor. Siyonizm müslümanları yoketmek istiyor. Bunun ortası yoktur. Ortada duran siyonizme hizmet ediyor demektir. Kapitalist nizam, sömürü nizamı demektir.

Hüseyinof: Benim siyasetle bir ilgim yoktur.

Erbakan: Şimdi Demirel de geldi onunla da konuştunuz...

Hüseyinof: O parti lideri olarak gelmiyor, Başbakan olarak geliyor.

Erbakan: O Başbakan olarak gelir, parti lideri gibi konuşur. Biz kendi BMimizi kurmalıyız. Gali (dönemin BM Genel Sekreteri) Rumlar için çalışıyor, Ermeniler için çalışıyor. O Azerilerle çalışmaz. İslam Dinarını getirmemiz lazım. Kültürümüzü geliştirip kendi Unescomuzu kurmalıyız. İslam ülkelerinin Azerbaycana yatırım yapmaları gerekir. Sizden teşvik bekliyoruz. Asya Kalkınma Fonu ile Aysa Sosyal Kalkınma Fonunu oluşturmak istiyoruz. Sizin İMFye teslim olmanızı istemiyoruz.

Hüseyinof: Biz bütün ülkelerle iyi münasebetler geliştirmek istiyoruz. Bu gelmenize çok razıyım. Biz bu işleri yavaş yavaş öğreniyoruz. Başka ülkeler tarafından aldatılmak istemiyoruz.

Erbakan: Müslümanlar bugüne kadar çok aldatıldı...

Hüseyinof: Erdal bey (İnönü) geçen geldiği zaman ona da söyledim. Biz Türkiye ile anlaşmıştık. Karşılıklı mal alıp verecektik. Ancak biz 56 milyon dolarlık mal verdiğimiz halde bugüne kadar 11 milyon dolarlık karşılığını aldık. İnönüye bizi aldattınız dedim.

Merak ettiğim

Bahçeşehir Üniversitesi Rektörlüğünde tutunamadı.

Kapağı CHPye attı!

Ünlü sanatçı Sezen Aksuya Sazan dediği için çok eleştirildi..

Kırdığı potlar saymakla bitmez..

Çeşitli platformlarda askere yönelik ilginç çağrıları hala belleklerde..

Askere meğerse kağıttan kaplanlarmış... göndermesi ise son demeci oldu..

O gündür bugündür ortalıklarda yok...

Derken Gürsel Tekin ve ekibini tavana fırlatacak bir çıkış daha yaptı..

Başörtüsü moda olarak takılırsa sorun olmaz... yaklaşımı Tekin ve arkadaşlarının

CHPde yapmak istediklerinin üzerini örttü..

Biliyor musunuz

Mistik yanları ağır basan ve hemen tüm kitap severlerin bir çırpıda okuyup takdir ettiği Simyacı romanıyla ününün zirvesinde olan ünlü Brezilyalı ünlü yazar Paulo Coelho, her yıl dünyanın farklı bir yerinde dostlarıyla kutladığı Aziz Yusuf yortusu için bu yıl İstanbulu seçti.

Bu amaçla Pera Palasta bir kutlama programı düzenlendi..

Ünlü isimler katıldı programa..

Ama bir sunum çok dikkat çekti..

Basının Amiral Gemisinde ilk gün ünlü yazarla Aydın Doğanın kızları Hanzade Doğan Boyner ve Vuslat Doğan Sabancının birlikte fotoğrafları çıktı..

Buraya kadar problem yok..

Ertesi gün aynı gazetede bu kez ünlü yazarla eski TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ ve eşi M. Ali Yalçındağın fotoğrafları yeraldı..

Yazıişleri bu kadar güçlü bir gazeteye aynı haber iki gün üst üste girer mi

Normalde girmez, girmemeli..

Ama kardeşler arasındaki hele bir de kız kardeşler olunca- rekabet gazete sütunlarına böyle yansıdı..

Topbaş makamından şöyle bir baksa görecek

İstanbul dünyanın incisi.

Fatih Sultan Mehmet Hanın bizlere kutsal emaneti.

Taşı toprağı altın gerçekten de..

Bu büyük metropolde son dönemlerde yapılan çalışmaları görmezden gelemeyiz, elbette..

Ama bir sorunu hâlâ çözülebilmiş değil; trafik.

Hemen her sabah ve akşam saatlerinde karşılaştığım bir manzarayı buradan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaşa aktarmak isterim.

Sayın Başkan, olay mahalli zatıâlinize çok yakın..

Aksaray-Unkapanı-Şişhane hattında her sabah ve akşam tam bir keşmekeş yaşanıyor.

Mübalağa olmasın zaman zaman araçlar bu kadar kısacık bir yolu 1 saatte alabiliyor.

Bunun başlıca nedeni ise Unkapanı Köprüsünü geçtikten sonra sağa, Perşembe Pazarına dönüşte yaşanan yoğunluk ve sıkışıklık.

Öyle ki toplu taşım araçları bazen köprüyü ortasına kadar tıkıyorlar..

Unkapanından Perşembe Pazarı dönüşündeki trafiğin bir şekilde rahatlatılması şart..

Metrobüslerle, metrolarla güzel çalışmalara imza atan zatıaliniz bu tıkanıklığın farkında mısınız, acaba

Sayın Başkan makamınızdan da görebileceğiniz bu tıkanıklığa bir son veriniz, lütfen!

Ben anlayamadım, siz anladınız mı

Alıştık artık...

Bir yıl içinde saatler iki kez bir geri, bir ileri...

Her defasında hemen aynı açıklama; gün ışığından daha çok istifade etmek ve enerji tasarrufu..

Bunun ne anlama geldiğini bu yaşıma geldim inanın çözemedim..

Kriz bile yaşadık bu uğurda...

Son YGS dolayısıyla saatleri ileri alma günü bir gün gecikmeli hayata geçirildi.

Birkaç sene önce birkaç Bakanlık, "Bu işi artık çözüyoruz, saatler ileri, geri alınmayacak.. Çalışmayı tamamladık..." dedi..

Ama sonuç sıfır..

Hadi diyelim ki gerçekten de gün ışığından daha fazla istifade edeceğiz..

Hadi diyelim ki gerçekten de enerji tasarrufu yapacağız..  Hepsi tamam da gecenin 03.00ünde kim yatağından kalkar da saatini bir saat ileri alır

Bunun makul bir saati yok mudur