Başlıktaki ilkokul fişinden evvel öğrenilen “Okul açıldı” tümcesiydi. Oya ondan sonra okula koşardı. Hemen ardından Kaya da koşardı. Bilmem kaç yıllık okul serencamımda hiç Oya ismiyle, Kaya ismiyle karşılaşmadım. Bulunduğum okullara denk düşmemiştir belki koşuşturmaları. Belki de koşmaya falan hiç gerek yoktur. Şampiyona şeker değil sakin olmak yakışır nitekim!
Çocuk milletinin aylarca, yıllarca okula gönderilip, uğraştırılıp kalem ile yazmayı öğrenmesine gerek yoktur mesela. Her türden dijital ortam üzerinde beliren yazıları okuyabildiği ve klavyedeki tuşlarla karşılık vermeyi başarabildiği takdirde kalemle defterle uğraşmanın nasıl bir anlamı olabilir. Şu halde matbaanın ithal edildiği tarihlerde yaygın olan tartışmanın bir benzeri yapılabilir. Yahut Arap alfabesinin ilga edilip latin harflerinin kabulü meselesi yeniden gözden geçirilebilir yazım kolaylığı bağlamında. Zira tuşlarla, klavyeyle yazmak elbette sağdan sola, soldan sağa el ve kalem yordamıyla yazmaktan daha kolay görünecektir. Böylece denebilir ki yeni okula başlamış bir öğrencinin el yazısıyla uğraşmasının; yok bitişik, olmadı ayrık yazmasının bir anlamı yoktur.
Görselin gücü ve tırnak içinde “hikmetleri” üstüne çokça söze maruz kalan, maruz bırakan bireyler olarak yine diyebiliriz ki; bu denli etkin bir şekilde görselin söz konusu edilebildiği yerde okumak denen eylemin hangi anlamı karşıladığı da sorgulanmalıdır! Basılan kitapların, yazılmışların, bilumum matbuatın; görselin gücü, etkisi ve anlamı karşısında yetkinliği sorgulanmalı, okumak eyleminin ilk ifadesi sayılabilecek karşılıklar gözden geçirilmelidir. Zaten okuma oranının ziyadesiyle düşük olarak yansıdığı bir toplumda çocuklara okuma öğretmenin bir anlamı olmasa gerektir!
Öğreticilerin sınırsızca goygoy yapabildiği ve ders yerine onbeş temmuz anlattığı, ders kitabı niyetine yine aynı mevzuların müfredata sokuşturulduğu, formasyon açığının uygulama açısından fena halde belirginlik kazandığı ve öğrencilere ödevlerinin adresi olarak gogılın gösterildiği bir toplumda okulun, dersin, öğretimin nasıl bir ehemmiyet taşıdığı rahatlıkla anlaşılacaktır. Pekala öğrenilecekler, muhtelif versiyonu bulunan açıköğretim usulüyle de öğrenilebilir platonik ve içten içe romantik aşklar gibi. Üstelik beceriksizce yahut en iyi ihtimalle ücretli öğretici tarafından amatörce aktarılan bir dersin anlatımı, ayrıntısıyla internet ortamında bulunabiliyorsa; görsel, işitsel, yazınsal malzemeyle de destekleniyorsa her Allah’ın günü okula gitmenin ne anlamı olabilir? O anlam çocukların, gençlerin zamanını iğfal etmek, birtakım personeli de istihdam etmekten gayrı nerede bulunabilir? Hele ki en az 16 yıllık okul serencamından sonra mezun olunduğunda istihdam sorunu yaşanıyorsa en başından okula gitmenin, yılları heba etmenin nasıl bir karşılığı olabilir? Bir kısım insan evladının özel okullarda oyalanıp hiçbir istihdam kaygısı yaşamadığı bir memlekette garibanın çocuğu emeğinin karşılığını hiçbir zaman alamayacak; işsiz, güçsüz, mesleksiz, mesnetsiz, sıfatsız olarak hayatın ortasında kalakalacaktır.
Bugüne değin kimselerin sorgulamadığı bir durum olarak dershanelerin kaldırılması eğitim – öğretim açısından herhangi bir sekteye neden olmamışsa, kaldırılmazdan evvel yıllarca bu dershanelerin hangi işlevi gördüğü, neye, kime, niye hizmet ettiği merak konusudur. Hiçbir yaralı parmağı tedavi etmiyor idiyse, bir gediği doldurmuyor, bir eksiği gidermiyor idiyse bu kurumlar tam olarak devlet gözetiminde hangi işlevi görmüştür? Milletin yoksul kısmının kanını emip, bir üst okula hazırlık diye işini yürüten bu kurumlar birileriyle papaz olmazdan evvel neden yöneticilerin dikkatini celbetmemiştir? Yani her fırsatta kural diye sağa sola yazdıkları saçmalıkların bir gereği olarak lüzumsuzsa lambalar neden söndürülmemiştir? Yahut devlet ricalinin keyfince aldığı ve uyguladığı bir karar karşısında soru sormak kimin haddinedir.
Okul yüzünden eğitimine uzun bir süre ara vermek zorunda kalmak George Bernard Shaw’a özgü bir durum olmasa gerektir. Aynı şeye maruz kalan bireyler olarak bize verdiği kadar bizden aldıklarını sorgulamayacaksak işte tam da o kurumlar cesaretimizden ferasetimize kadar her bir şeyi gasp etmiş demektir. Geriye İsmet Özel’in “Müzik ve resim çok masraflı olduğu için maliyeti en düşük olan şiirdi benim için. Bu yüzden şiir meşguliyet saham oldu…” şeklinde ifade ettiği bir mecburiyet kalmıştır elimizde. İronik de olsa gerçekliğinden şüphe edilmeyecek şekilde okumuşuz, yazmışızdır çaresiz…