Oy verenlerini cezalandıran ülke

Abone Ol

Kasım bu kadar inatçı değildi her zaman.

Bu yıl kasımlığı üzerinde.

Anadolu yakasına götüren yolun çilesi bir kez daha nüksetmekte.

Köprüden önceki ilk durak mahşer.

Ana-baba günü.

İstanbul, her zamanki gibi telaşlı bir akşam vakti yaşamakta.

Otobüsler kapı basamaklarına dek dolu.

İlle de kadınların vaziyeti.

İnsan gördüğü anda kalbinde derin bir acı hissetmekte, burnunun direği sızlamakta.

Evlerine yetişmek için otobüs kapısına canhıraş feryatlarla saldırıyorlar.

Yine de halkta asalet zirve.

İki erkek yolcu sırt sırta yakınlaşıp kadın yolcuya, ayakları dibinde bir ayak boşluğu açmak için çırpınmakta.

Yüreğimi yakan soğuk ve yoksul insan manzaraları.

Ama Beşiktaş, Nişantaşı, İstinye, Sarıyer otobüsleri bomboş.

Sultanbeyli, Sarıgazi, Beykoz otobüsleri zıngazıng dolu.

Oysa iktidar, o ağzına kadar dolu otobüslerin ilçelerinden full oy almıştı.

Bomboş otobüslerin gittiği zengin muhitler de, iktidara zırnık oy vermemişti.

Aynı hüznü sadece kışın değil bahara çıktığımızda da yine yoğun yaşarım.

Yine belediye kolları sıvamış; Beşiktaş’ı, Nişantaşı’nı, güzellik kraliçesi yapmak için tretuarlarını çiçeklerle, lale ve sümbüllerle süslemektedir.

Sultanbeyli ya da Sarıgazi’ye gül dikmeye gerek yoktur, nasıl olsa onlar oylarını son tekine kadar götürüp iktidara vermektedirler.

Ahmet Kaya, “Bu ne yaman çelişki” dese de; asıl, iktidara oy verenlerin cezalandırıldığı bir ülkede, adaletten bahsedenlerin en çok adaletsizlik yapması çelişkinin büyüğü.

Benim oturduğum muhitte de belediye otobüsü gelmez, günde birkaç seferi iptal edilir, yerine başka otobüs tahsis edilmez.

Kırk kere dilekçe verdim.

Her seferinde verilen cevap, “araçlarımız uydudan takip edilmekte, trafikten gelememiş, şoför hatası yok”.

Sanki gariban şoförü şikâyet ettim, sanki emekçi şoför, koca otobüsü alıp gidip restoranda yemek yiyip yolcusunu ihmal etti.

Belediyenin verdiği zayıf cevabı çürütecek argümanları sıralıyorum:

“aynı hatta çalışan, aynı trafikte gidip gelen, falan seferler muntazam akarken bizim hattın bazı seferlerinin kaldırılması, ilginç; zengin muhitlerin seferleri milim oynamazken, yoksul semtlerin alabildiğine cezalandırılmasıdır asıl sorun”.

Dinlemiyorlar bile.

Gerekçeleri sıralamışlardır.

Vazifeleri bitmiştir.

Biraz zor ama M.Ö.460-370 yılları arasında yaşamış Demokritos’u dinlerler mi acaba.

2000 küsur yıl önce de, insan kusurları arasında değişen bir şey olmadığını görmekteyiz, Demokritos’un uyarılarında:

“Sözlerime kulak verseler, sözlerimi anlasalar, çok zaman şerefli insanlar olarak davranacaklar ve böylece birçok kötü eylemden uzak durmuş olacaklar”.

“İnsanı mutlu kılan, ne bedensel güçlükler, ne zenginliklerdir; insanı mutlu kılan, dürüstlük ve sakınıklıktır.”

“Adaletsizlik eden kişi, adaletsizliğe uğrayan kişiden daha mutsuzdur.”

“Sizin için değersiz olan birinin sizi yönetmesi sıkıcıdır.”

“Adaletsizlik etmemek iyidir ama yetmez; adaletsizlik etmeyi istememek de gerekir.”

“Dünyalık edinmek yararsız değildir ama dünyalığı adaletsizce elde etmek, kötünün de kötüsüdür.”

“Düşmanımız bizi adaletsizlik karşısında bırakan değil, bile bile adaletsizlik eden kişidir.”

“Birçok kişi zenginken, yoksul olan dostundan yüz çevirir.”

“Akılsız insanları översek, onlara çok haksızlık etmiş oluruz.”

“Bilgili insanların umutları, bilgisiz insanların zenginliğinden daha değerlidir.”

“Adalet gerekeni yapmaya, adaletsizlik gerekeni yapmamaya ve gerekenden kaçınmaya dayanır.”

“Bilge kişi için her yer birdir; onurlu bir ruhun yurdu tüm evrendir.”