Oy Birliği Ya Da İmtiyazlı Ortaklık!..

Abone Ol

Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM) ve NATO gibi uluslararası örgütlerde kuruluş safhasında öncelikli söz sahibi olan ülkeler eliyle bir yapı oluşturuldu. Söz gelimi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesine veto hakkı verilerek diğer tüm ülkeler bir karara evet demiş bile olsalar sonunda 5 daimi üyeden birisi hayır derse söz konusu karar hiçbir anlam ifade etmiyor. Böyle olunca da Birlemiş Milletler’de son sözü söyleyen 5 ülke oluyor. Diğerlerinin hepsinin verdiği oy 5 üyeden birinin oyuna eşit sonuç vermiyor. Kuruluş sırasında belki 5 daimi üyenin edindiği imtiyaza karşı sesini yükseltecek bir ülke yoktu ya da BM’nin kuruluş yıllarında dünyanın içinde bulunduğu şartlar itiraz edecek ülkeleri itiraz edemez hale getirmiş olabilir. Ancak, aradan geçen bunca zamana rağmen BM’nin hala Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinin kontrolü altında bulunuşuna ister istemez itirazları yükseltiyor. Üye ülkeler verdikleri oyun sorumluluğunu üstlenmek ve iradelerinin 5 ülke tarafından geçersiz kılınmasını kabul etmiyorlar. Buna rağmen değişen bir şey yok. Diyebiliriz ki, bugün BM 5 daimi üyesinin diğer ülkeleri yok sayan yapısına itiraz ediyorlarsa da emperyalist güçler bildiklerini okumaya devam ediyorlar.

Mesele sadece bununla da kalmıyor, gelinen noktada BM’nin yaşanan çatışmalar ve olumsuzluklar karşısında yaptığı tek şey arada bir istatistiki rakamlar açıklamaktan ibaret. Diyebiliriz ki yeryüzünde barışı ve adetli sağlamak için kurulduğu öne sürülen bir örgüt işlenen cinayetlerde hayatını kaybeden insanların sayısını ilan ediyor. Halbuki bu örgütün ana görevi dünyada barışı hakim kılmak. Yoksa çatışmalarda kaç kişinin hayatını kaybettiğini duyurmak değil.

Avrupa Birliği örgütünde kararların oy birliği ile alınması uygulaması da sıkıntılara sebep olduğu için tartışılmaya başlanmış durumda. Ancak, bu defada kararların oy birliği ile değil, oy çokluğu ile alınması kararının da oy birliği ile alınması gerekiyormuş. Oy birliği ile böyle bir karar çıkar mı göreceğiz. Bilindiği gibi NATO’ya da yeni üyelerin alınası oy birliği ile oluyor. Eğer bir ülke bile alınacak karara karşı çıkarsa karar alınamıyor. Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğine itiraz etmesi ile yaşananlar biliniyor.

Halbuki NATO’nun kurucu üyelerinin hemen hepsi yer yüzündeki çatışmaları engellemek yerine sömürgeci ülkelerin yaptıklarına hukuki bir kılıf hazırlamakta kullanılıyor. Bu noktada NATO bir güvenlik örgütü, yani yeryüzünde barışı sağlamak için kurulmuş bir uluslararası örgüt. Böyle olunca da NATO üyesi ülkelerin hiçbirinin terör örgütleri ile yan yana bulunmamaları gerekiyor. Ne var ki olaylar böyle gelişmiyor.

Yeryüzünde terörün yayınlaşması ve fesadın başını alıp gitmesinin sorumluları içinde NATO’nun kurucu üyeleri de var.

Uzun lafa ne hacet başta ABD olmak üzere bazı ülkeler İslam dünyasındaki tüm çatışma ve katliamların sebebi terör örgütlerinin kurucusu ve koruyucusu. Bu yönde faaliyet gösteren NATO üyesi ülkelere karşı bir yaptırım düşünülmüyor, akla bile gelmiyor. Çünkü son sözü söyleme yetkisini BM’de olduğu gibi burada da sömürgeciler ele geçirmişler. Bu batkımdan ya sözünü ettiğim uluslararası örgütler yeniden yapılandırılmalı ya da yeni bir dünya düzeninin oluşturulması için harekete geçilmesi gerekiyor. Yoksa söz konusu örgütlerle ile ilgili söylenenler birer anlamsız hayalden öte geçmeyecektir. Kısacası artık dünyanın birkaç sömürücü ülkenin istilasından kurtarılması gerekiyor.