Vay be! Otuz milyon dolar! Bizim gibi insanların eline alıp sayamayacağı hatta saymayı bırakın o miktarda bir paranın hayalini bile kuramayacağı kadar büyük bir meblağ; otuz milyon dolar! Genç bir arkadaşa; “Otuz milyon doların olsa ne yaparsın ” diye sordum. Arkadaş, devletin ajansı da içine birkaç ajansta çalışmış hatta devletin resmi televizyonunda bile görev yapmış bir kardeşimizdir. Verdiği cevap benim bu yazıyı yazmama vesile oldu. Genç kardeşimizin cevabı şuydu; “Kendime medya imparatorluğu kurarım! En az on tane gazete ve televizyonum olur. Villa alırım.” Bu cevap karşısında o kadar şaşırdım ki… Benim şaşırmam karşısında aynı soruyu kendisi bana yöneltti. Şaşırmamın nedenini ve verdiğim cevabı anlatmak istiyorum…
Otuz milyon dolar! İlk önce şu parayı bir Türk parasına çevirelim sevgili okuyucularım; otuz milyon dolar tedavüldeki Türk parasıyla 60 trilyon Türk lirası ediyor! Altmış trilyonu rakamla ifade etmesini bilmediğim için altmış yazıp trilyon yazıyorum yanına! Gerisini varın siz hesap edin! Denedim baktım bu rakama, benim hesap makinesinin rakam yazılan ekranına bile sığmadı! Ekranlara sığmayan paralar! Ekranlardan dökülen paralar. “Para para para ille de para para / Yokluğu bir dert varlığı yara…” Varsın param olsun da yaralı olaydım demek geliyor insanın içinden! Bizim paramız yok ama yaramız var; gönül yarası! Ama bizim güzel ülkemizde parası olanın yarası olmuyor maalesef! Parası olanın itibarı oluyor! İtibarından başka nesi oluyor diye sorsak cevap almamızın imkânı yok! Bu dünyada itibarlı olabilirsin ama ya öbür dünyada! İtibar zaten bu dünyaya ait bir görüntü. Öbür dünyada itibar değil gerçek değer ortaya çıkacağı için itibarın darası alınmış olacaktır!
Üstü kalsın, sadece otuz milyon dolarım olsa ne yaparım Elbette mahkemeye ifade vermeye gitmem! Hâkim karşısına çıkmam! Mahkeme ifade vermeye benim yanıma gelsin, ben niye mahkemenin ayağına gidiyorum ki! Hâkim karşısına çıkmam, ben niye hâkim karşısına çıkıyorum hâkim benim karşıma çıksın! Çık güzelim çık hâkimim çık! Mahkemeye çıkmaz daha! Benim gibi bir aklı kaçık! Ne halt etsin otuz milyon dolara! Aslına bakarsanız otuz milyon dolar benim dişimin kovuğuna yetmez! Bir günde harcar bitiririm hepsini! Ben acayip para harcarım elime geçtiğinde! Öyle parayı marayı sevmem! Benim çünkü sevdiğim kutsal değerlerim var! Burada bir duralım beyler hanımlar…
Benim otuz milyon dolarım değil sadece 1 milyon dolarım olsun yeter! Benim bir milyon dolarım olsa neler yaparım neler! Benim otuz milyon dolarım değil de bir milyon dolarım olsa ne yaparım Bir milyon dolar bile fazladır bana! Ne halt edeceksin o kadar parayı usta! Üstelik evinde ayakkabı kutusu da yoksa! Ne olacak bu paranın hali!
Buraya kadar kafa bulduk! Sanıyorum yazının okunması için bu kadar kafa bulmamız kâfidir! Ha bu arada ülkemizde kim kafa buluyorsa o çok seviliyor. Bunu biliyorsunuzdur değil mi canım karilerim! Bilmiyorsanız ayıp etmiş olursunuz demedi demeyin! Siyasilerimiz mesela milletle kafa buluyorlar! Millet de hurra sandığa koşuyor! Ne var, ne oldu Seçim var! Ne seçimi birader!
Otuz milyon doların sadece 1 milyon doları bana verilse! Bir milyon dolarım olsa ne yaparım Bir milyon dolar iki trilyon ediyor. İlk önce barınma ihtiyacım olan ev alırım. Benim evim yok! Hatta benim, evi bırakın şu dünyaya kayıtlı herhangi bir mülküm yok. Bir el kadar toprak parçasına dahi sahip değilim. İlk önce bir ev (daire) alırdım. Sonra kendime bir otomobil. Bir de, işte burası en sevdiğim yer, az sonra söyleyeceklerim son on yıldır beni şahsen tanıyan her insana anlattığım projelerimdir; hayal bile olsa seviyorum bunları konuşmayı; bir yayınevi kurardım! Evet, bir yayınevi! Tabi bir de edebiyat dergisi çıkarırdım. Benim hayalim bu kadar! Buradan ötesi yok! Küçük hayallere sahip bir insanım ben! Şimdi aklınızdan kardeşim bir ev, bir araba ve bir de yayınevi kurmakla bu para biter mi diyeceksiniz Bitmeyeceğini ben de biliyorum. Geri kalanını ne yaparım En yakınımdan başlayarak evi olmayanlara ev parası, evi olup arabası olmayanlara araba parası verirdim. Akrabalarıma dağıttıktan sonra elimde kalan parayı dar gelirlilerin yani yoksulların oturduğu mahallelerde oturan tanımadığım insanlara; evi olmayanlara (kiracılara), arabası olmayanlara dağıtırdım. Çünkü Asr-ı Saadet döneminde böyle yapılmıştır. Müslüman böyle yapmalıdır.
Evet kardeşlerim medya imparatorluğu kurmam! Fabrika satın almam! Villa almam! Gemi almam! Limuzin almam! Altın ayakkabı giymem! Evimi elbise çarşısına dönüştürmem! Ha şu olabilir; daha fazla kitap alırım, kütüphanemde daha fazla kitap olur. Hep almayı hayal ettiğim ama fiyatının benim maaşımdan fazla olmasından dolayı alamadığım kitapları alırım mesela. İsrafım bir kitaplara olur bu parada! Başka yere kuruş harcamadan benden daha fazla ihtiyaç sahibi olanların benim seviyeme gelmesini sağlarım. Bu adam kafayı mı yedi diye düşünebilirsiniz! Ya da olmadığı için böyle yazıyor diyebilirsiniz! Ben İstanbul’un en lüks otelinde günlerce kalmış, en lüks semtinin en lüks lokantasında defalarca yemek yemiş bir insanım. Bunlar bohem yaşadığım bekârlık günlerimde oldu. O yüzden olmadığı için böyle yazıyor diyemezsiniz… Niçin böyle yapardım Çünkü kardeşlerim, fabrikalar alıp villalarda oturarak sapıtmamak insanın elinde değildir. O yüzden bunları almazdım. Bugün fabrika alırsın. Yarın villa alırsın. Bir güne fabrikadaki çalışan işçilere asgari ücret adı altında komik bir rakamla maaş ödeyerek ikinci üçüncü beşinci fabrikayı almaya çabalarsın. İşçilerin asgari ücretle çalışması kul hakkıdır sevgili Müslümanlar. Bir işçiyi asgari ücretle çalıştırıyorsan o insanın sende hakkı kalıyor, bu kul hakkıdır. Bunu iyi bilin ve aklınızdan çıkarmayın! İkinci üçüncü fabrikayı alamadığında ihalelere girer çalmaya başlarsın! Çaldığını da hırsızlık demezsin İslam’a uydurmaya çalışırsın! Müslümanlık bu değildir sevgili kardeşlerim. Nefis aldıkça doymak bilmez. Bu yüzden almayacaksın, dağıtacaksın! Bu yüzden ben ömrüm boyunca hiç zengin olmayı düşünmedim! Zengin olmak nefsine uymaktır! Zengin olmak şeytanlaşmaktır. Dünyada bu kadar aç ve yoksul varken kimse bana aksini ispat etmeye kalkışmasın! Almayacaksın, dağıtacaksın!
Ben (kafayı) dağıtmış bir insanım!