ÖTEKİNİN KORKUSU; KOMPLOFOBİ

Abone Ol

Her yer Kerbela.

Küresel güçler bütün İslam coğrafyasını işgal etme çabasındalar. Küreselleşmenin geldiği nokta burası. Şimdi yeni planlara hazırlanıyorlar. Türkiye’de art arda gelen komplolar, bölgesel komploların birer izdüşümü.

İslam coğrafyasında barut kokusu eksik olmuyor. Küresel zorbalığın düşman olarak gördüğü bu bölgelerde farklı korkular planlanıyor. Etnik ya da mezhebe dayalı komplolar geliştirmek. Bunun için aranızdan seçilen kurbanlarla şiddet uygulamak. Böylece üretilen korkularla toplumları hizaya getirmek amacındalar.

Hedefleri, İslam bölgeleri üzerinde sopayı eksik etmeme ve bu yönde bir korku algısı oluşturmak. Planlanmış bu korkularla, coğrafya insanının hayat akışı ve moral duygularını kırmak istiyorlar. Buna İslam dünyası için geliştirilmiş ‘komplofobi’ diyebiliriz.

Komplofobi bir travma beklentisi olarak hayat şartlarını olumsuz etkiliyor. Tabii, şerlerden hayır çıkaran bir inanca sahip olduğumuz hesaba katılmadan planlar yapılıyor.

Komplofobi 21. Yüzyıl Müslümanları için bir süre etkili olacak. Fakat bu tehditlerin İslam dünyasında ne denli karşılık bulduğu tartışmalı. Tankların önüne yatmayı bekleyen milyonlar var. Şehadet tabloları karşısında ‘adam gibi ölmek’ isteyen milyonlar komplocuları düşündürüyor.

Fobi, gerçek bir sebebe dayalı ya da üretilmiş korkulardır. Korkulan nesne ya da etkinliğin varlığından çok duygular etkilidir. Gerçekleşen komplolar üzerinden medya yoluyla fobiler oluşturmak elverişli bir yöntem.

Dünyayı yönetmeye talipler ve bunu kolayca yapmak için ‘korku’ yöntemini kullanıyorlar. Dünyanın önemli bir kısmı İslamofobi algısı ile yönetilirken, ötekiler için öngörülen tehdit ‘komplofobi’. Mutlu azınlık bölgelerini  geleceğe taşımak için dünyayı iki korku algısı ile yönetmek şeytanca bir plan. Bu planda sürekli yenilenen algılar gerçekleşen şiddetler üzerinden yürütülüyor.

Gerçek komplolar ardından yeni komplo dedikodularının amacı istikrarsız ve kaotik bölge imajı oluşturmak. İslam ülkelerinde çalkantılı piyasalar oluşturarak, yatırım yapılmayan, ekonomisi kırılgan ve güvensiz bir algı oluşturuluyor. Bu ülkelerde yaşayanları, kaygılı, depresif ve komplofobik yapmak öngörülüyor. Güçlü ülkelere karşı kompleksli, onlara özentili ve öykünmeci bir Müslüman tipi isteniyor. Kendine güvensiz, geleceği tehdit altında, yarını belirsiz bir insan tipi.

Ezan okunan beldeler, yani Müslümanların yaşadığı coğrafya kriz bölgesine dönüşmüş durumda. İslamofobi gibi kurgusal bir korku değil, gerçek. Bırakın İslam coğrafyasını, Avrupa ve ABD’de yaşayan Müslümanlar her an bir komplo korkusu yaşamaktalar. Çalıştıkları ortamlarda, yaşadıkları semtlerde rahat değiller.

Toplumun çalkantılı parametrelerinde ilahi izleri takip etme bakışıma göre; ortaya çıkan bu tablo, Türkiye’nin kaderinde ilahi adaletin bir tecellisidir. Artık kirli tuzak planları tutmuyor. Komplolar dönemi bitti. Yeni dönem açık kimliklerle kendini ifade etme dönemi. Darbeyi bir halk devrimine dönüştüren bu gelişme ile gizli yöntemlerle iktidar olma döneminin bittiğini en önemli delilidir.

Bu sonuçta gündeme pek gelmeyen bir etken de, ümmetin mazlum yığınların “ah”larıdır. Tabii ki hiçbir sebep, Adl-ı ilahinin tecellisi ve O’nun lütfu kadar anılmaya layık olamaz.

İSLAMOFOBİ VE ÖNCESİ

Fromm der ki, “korkan birey benliğini bağlayabileceği birini ya da bir şeyi arar.” İslamofobi, çeyrek asırdan beri korkanların ürettiği bir korku. Kendini güvene almak için rakibini kriminalize etme yoludur bu.

Korku, sınır tanımadan yok etme üzerine kurulu. Mesela 29 milyon Kızılderili’nin yaşadığı Amerika kıtasında şimdi bir milyon yerlinin yaşadığı istatistiklere yansıyor.  Beş yüz yılda demografi tersine işlemiş. Bugüne geldiğimizde gökdelenlerin arka sokaklarında dayak yiyenler öteki yerliler, zenciler.

İşgalci zihniyet iki asır önce öteki yerlilerin yerinden etmeye başladı. Koloniler halinde Afrikalılar köle olarak Amerika’ya getirildiler. GreenCart’la değil boyun el ve ayaklarında prangayla; cebren ve hile ile ‘medeniyet’e getirildiler.

Yeni dönemde ise farklı bir komplo ortaya çıktı. Arap baharı ile gelen özgürlük algısının arkasında ayaklanmalar bir bir bastırıldı. Mısır’da halk devrimi komplo ile bastırıldı. Suriye’de dikta rejimini destekleyen ülkeler ve uzantıları, halkın direnişini püskürttü. Dolayısıyla doğulu ya da batılı küresel güçler komplolarla bölge halklarını baskı altında tutabilmektedirler.

Fobi çoğu zaman yersiz bir korku olsa da, bununla birlikte İslamofobi , medya sunumuyla, gerçek olaylar üzerinden risk algısı diri tutuluyor.

Deaş gibi örgütlerin varlığı küresel güçlerin İslamofobi algısını güçlendirirken, Müslümanların komplofobisi için darbe, karşı darbe, cinayetler, akla gelmedik yöntemler kullanılıyor.

ARTÇI ŞOK ALGISI

Darbe sonrası yeni komplolar konuşuluyor. Şuyuu vukuundan beter komplo teorileri, gerçekleşme ihtimali az da olsa insanlar üzerinde etki bırakıyor. Özellikle kaygısı ve takıntısı olanların medyadan uzak durmaları elzem. 

Başarısız darbe girişimi ardından; “başaramadık ama mağlup olmadık” algısı yayılıyor. Mağlup olmayı kabullenmeme sebebi, on yıllardır iktidar ortağı olmalarıdır.

Elbette entrikacı mantığın yanıldığı ve çaresiz kaldığı durumlar oluyor. Mesela fundemantalizm adıyla 90’lı yıllardan beri oluşturulmaya çalışılan algının ömrü kısa sürdü. Sonra İslam’ın şiddet yanlısı bir din olduğu imajı için İslamofobi icat edildi. Bugünlerde bu şiddet algısını sürdürmek için ılımlı İslam yapıları darbe planında kullandılar.

Bugünkü darbenin asıl amacı İslamofobi projesi olmasa da, gelecekte “ılımlı hareketler de şiddete eğilimliler” denilebilir. Öylesine komplocu bir mantık var ki, başarısızlıklardan bile kazanım çıkarabiliyorlar. Öyle ki ılımlı yapıları tasfiye etmeden önce şiddet aracı olarak kullanmak kimsenin aklına gelmezdi.  ‘Algı operasyonları’ bazı güç odakları için kullanışlı bir yöntem. Komplocu odakların amacı kamuoyunu istedikleri yönde manipüle etmek.  Kanaatleri değiştirmek için itibarsızlaştırmak ve korku oluşturmak dahil birçok algı operasyonu deneniyor.

Her komplo ile zayıflayan ve güçlenen taraflar var. Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer var.