ÖSS sonuçları: Mutluluk ve hüznüme ortak arıyorum

Abone Ol

İnsan tek düze bir varlık olmadığı için her an, her dönem farklı duygular yaşar. Bazı anlarda, bazı dönemlerde mutluluk yaşanırken bazı dönemlerde de hüzün hâkim olur insanın duygu ve düşünce dünyasına. Mutluluklar da paylaşılır, hüzünler de. Paylaşılan mutluluklar çoğalırken; paylaşılan acılar, insanın içinde bulunduğu anın sıkıntısından kurtulmasını sağlar. Hüzünle ruhu daralan insana teselli verildikçe, hayata karşı direnci artar, umutlanır. Çünkü "kırılanla kırılmak", "ölenle ölmek", "düşenle düşmek" sorunları çözmek için yeterli ve doğru bir gerekçe değildir. "Kırılan, ölen, düşen" için, insanın birtakım yapabileceği şeyler olduğu düşüncesi ve inancı onu hayata bağlar, aynı zamanda diri kalmasını sağlar.

Düşünen, gören, fehmeden insan için her zaman mutluluk ile hüzün iç içedir. Mutluluk ve hüznü birbirinden ayırmak mümkün değildir. Söz gelimi içinde bulunduğumuz günler üniversite sınavına girmiş ve sonuçları belli olmuş öğrenciler, onların anne ve babalarının yaşadığı duygular gibi ister "bireysel"; Güneydoğu Anadolu da, Afganistan da, Irak ta aylardır, Filistin de, Lübnan da günlerdir ölüm terörü yaşayanların hayatı ve acıları "genel anlam"da müthiş duygu ve düşüncelerin yaşandığı günlerdir.

Hayat bir sınavdır. Bu sınavın koşullarını siz belirleyemezsiniz, şartlarını sizin belirlediğiniz sınav, zaten sınav olmaz, "şike" olur. İşleyiş biçimini, adaletsiz uygulamalarını ağır bir şekilde tenkit etsek de, bu yıl da 1.5 milyon gencimiz üniversite sınavına girdi. Genelde ülkemiz için, özel ise gençler için, onların anne ve babalar için çok önemli olan bu sınavın neticeleri sınava girenlere oranla az bir kısmını sevindirirken, büyük bir kesimi de üzdü. Büyük kesimin hüznü büyüklüğüne oranla yayılma gösterirken, mutluluk duyanlarda daha bir yoğunluk söz konusudur. Çünkü, o kesimde çalışma temposu, performansı çok yüksektir. Çalışıp ipi göğüsleyenler, çalışmalarını bir yıla, bir döneme hasretmeyip yıllarca süren çalışmaların meyvelerini toplarken, sayısal anlamda büyük kesimin aynı performansı gösterdiğini söylemek mümkün değildir.

Çocuğunuz üniversite sınavına girmiş ve iyi bir netice elde etmişse mutluluğunuz, sevinciniz büyüktür. Bugünlerde "biz" böyle bir duyguyu ve sevinci yaşıyoruz. "Benim yârim gelişinden bellidir" mantığı çerçevesinde, çocuğunuzun duruşu, çalışması, gayreti, azmi onun gelişini, beklentisini de gösterir. Böyle bir beklenti rastgele bir beklenti değildir, çok çalışmanın bir sonucudur ve çalışmaya odaklıdır. Hatta böyle bir öğrenci kazanıp kazanmayacağını aklına bile getirmez, sadece "okumak istediği" alana odaklanır ve oraya "ateş" eder. "On ikiden vurma"ya çalışır.

Merhum Necip Fazıl Kısakürek in "on iki"den vurma ile ilgili bir benzetmesi vardır ya işte öyle bir şey! Hedef tahtasının içine rakamları yazarsın ve "on iki"den vurmak için bütün varlığınla yoğunlaşıp okunu fırlatırsın. İsabet ettirdiğin rakam senin gayretini, bilgini, çalışmanı ve azmini gösterir. Yarış da böyle olur. Bir de, elindeki oku fırlattıktan sonra, gidip okun isabet ettiği yere rakamlar yazarak "başarı" elde ettiğini sananlar vardır. Bizim eğitim sistemimizde ve insan yetiştirme anlayışımızda maalesef bu, yani ikinci yaklaşım türü egemendir. Dolayısıyla bu tür yaklaşımların sevinci de kendine özgüdür. Haz verici değildir, kandırıcıdır.

Hayat paylaşmaktır

Çocuğunuz hedefini gerçekleştirmiş ve "on iki"den vurmuşsa, anne ve baba olarak mutluluk duymanız en doğal hakkınızdır, dostlarınızla paylaşmanız da bir o kadar doğaldır. Fakat bir toplumda yaşıyorsunuz, komşunuzun, arkadaşınızın, akrabanızın da çocuğu sınava girmiştir ve herhangi bir yere girme başarısı elde edememiştir. Bu durumda siz sevinecek misiniz, üzülecek misiniz Elbette ki, komşunuzun, akrabanızın, arkadaşınızın çocuğunun başarısızlığına sevinemezsiniz, üzüleceksiniz, hem de üzülme taklidi yapmadan gerçekten üzüleceksiniz. Böyle bir durumda teselli babında neler söylenebilir "Üzülme sizin de olur" mu diyeceksiniz "Allah size de nasip eder" mi diyeceksiniz Evet gerçekten zor bir durum Komşu çocuğunun başarısızlığı, kendi çocuğunuzun başarısına sevinmenize engel olmakta, sevincinizi kursağınızda bırakmaktadır. Yan taraftaki dairede, evde hüzün varken, siz ne kadar sevinebilirsiniz ki

Böyle bir durumda "Bana ne, daha çok çalışsaydı" mı diyeceksiniz, yoksa komşunun hüznüne ortak mı olacaksınız Yine aynı bağlamda "Ateş düştüğü yeri yakar" mı diyeceksiniz "Her koyun kendi bacağından asılır" mı diyeceksiniz Şayet böyle bir düşünce içinde iseniz insanlığınızdan utanmaz mısınız

Aynı şekilde Filistin de, Lübnan da, Irak ta, Güneydoğu Anadolu da olup bitenleri gözünüzün önüne getiriniz. Bir insan olarak bunlara bîgâne kalabilir misiniz Bunları yok sayabilir misiniz Televizyonlarda gösterilen, insanların yaşadığı dramları, acıları ben hissetmiyorum demek mümkün mü Orada yerde yatan parçalanmış insanları, çocukları bir "obje" olarak mı göreceksiniz Yerde yatan çocukların akan kanları size sadece "kırmızı boya"yı mı hatırlatacak

Bütün bunlara rağmen, Türkiye "tatil" yapıyor, eğleniyor. Bir insan, bir öğrenci "Ben çalıştım, çok çalıştım, kazandım ve tatili hak ettim" diyor. Siz karşısına geçip, "Hayır, bunca acıya, bunca insan dramına karşı sen tatil yapamazsın, eğlenirsen insan olamazsın" mı diyeceğiz Elinizle yapamadıklarınızı dilinize havale ediniz, elinizle ve dilinizle yapamadıklarınız da kalbinize... Bütün bu olup bitenlere rağmen, her şeyin çok daha iyi olacağı umudunu taşıyorum.