DİKKAT ediyor musunuz Tarihimizi karalamayı,
değerlerimizi alt üst etmeyi amaçlayan dizilerin yayınlanmaya başlamasından
sonra, tarihin imtihanını yüz akıyla vermiş olan Osmanlı Devleti’ne karşı
yalan, iftira ve karalamaların dozajı yükselmiştir. Tarihimiz, cinayet
sayılabilecek şekilde alt üst edilirken, her fırsatta halkın yanında olduğunu
ifade eden Hükümet, olaya sadece seyirci kalmakla yetinmiştir. NATO’nun
gönderdiği Patriot füzelerinin konumlanacağı illerin araştırmasının yapıldığı
günlerde, sayın Başbakan dikkatleri başka bir tarafa çekip halk tepkisini
azaltmak için, söz konusu dizileri eleştirmek adına esmiş gürlemiş; atı alanın
Üsküdar’ı geçmesinden sonra gösterilen bu tepkinin sonuca ciddi bir etkisi
olmamıştır. Tarihimiz tahrîf edilip milletimizin genleri ile oynanırken; halk,
RTÜK’e yağdırdığı şikayet mektupları ile görevini yapmış; fakat, Hükümet’in
böyle bir diziye seyirci kalması herkesi şaşırtmıştır.
Bugün, iş çığırından çıkmış, fırsatı değerlendirmeye
çalışanlar olayı Osmanlı’yı karalama kampanyasına dönüştürmüşlerdir. Daha
geçtiğimiz günlerde, sözde bir profesör, bir TV kanalında “Bizans’ı Osmanlı’ya
tercih ederim” cümlesini kurma cür’eti göstermiştir. Söz konusu karalama
münferit değildir.
Düşünebiliyor musunuz Bu ülkenin ekmeğini yiyen bir
insan, halkı hak ve adaletle idare etmiş Osmanlı’nın yanında değil de; zulüm,
hile ve entrika ile anılan Bizans’ın yanında yer alıyor. Bu çarpıklık,
dizilerde yapılan tahrîfatın sosyal hayata yansımasından başka nasıl izah
edilebilir Bunu yapanlar, nereden cesaret alıyorlar, dersiniz
DÜŞMANLIĞIN SEBEBİ
Osmanlı Devleti üzerine yaptığı araştırmalarla tanınmış
olan Rotterdam İslâm Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akgündüz bir TV
kanalında şöyle demişti: “Osmanlı, Müslüman bir devletti. İslâm düşmanları,
düşmanlıklarını Osmanlı’yı karalamakla tatmin ediyorlar.”
Son yıllarda Osmanlı’yı karalama kampanyası daha çok Kanunî
üzerinden yapılmaktadır. Kanunî, hayatı seferlerde geçmiş ve Zigetvar Seferi
sırasında vefat etmiş bir padişah. Avrupalıların Muhteşem Süleyman olarak
andıkları bir hükümdar. Mehmet Akif’e “Donanma ilerlerken muzafferân ileri, /
Üzengi öpmeye hasretti garbın elçileri” mısralarını söyleten padişah daha çok
Kanunî’dir. Onu, kadınların oyuncağı ve haremden çıkmamış bir padişah şeklinde
tanıtma iftirasının vebalini kim taşıyabilir
İsterseniz, burada tarihî bir anekdota yer verelim:
Kanunî döneminde Fransa’da dans ismiyle bir oyun çıktı. Bundan haberdar olan
Kanunî, Fransa Kralı 1. Fransuva’ya şu fermanı gönderdi:
“- Elçimden
aldığım habere göre bildiğim oldu ki, ülkenizde adı dans olan, kadın ve erkek
arasında münasebetsizce oynanan bir oyun ortaya çıkmış. Bu ifsat edici oyunun
ülkeme sirayet etmesinden edişe ediyorum. Bu mektup eline geçtiği anda, bu
rezil oyunu ya hemen yasaklarsınız, ya da gelir ülkenizi başınıza yıkarım.”
Osmanlı, sorumluluğu gereği, toplumu ifsâda götürecek ve
temiz nesiller yetiştirmeyi önleyecek her türlü rezaleti önceden engelliyordu.
Irz ve neslin korunması en başta gelen temel insan hakları arasındaydı.
Kanunî’nin fermanı, Fransa’daki dans rezaletini iki asır geciktirmiştir. Yoksa,
Kanunî’nin bu icraatı sebebiyle birilerinin kuyruk acısı mı var dersiniz
OSMANLI’YI NE KADAR TANIYORUZ
Bugün, huzur ve barışın hasretini çeken insanlık, Osmanlı
benzeri hak ve adaletin temsilcisi olan bir devletin varlığına öylesine ihtiyaç
duyuyor ki… İsrailli araştırmacı İsrael A. Shamir, “Türkiye’de ve Dünyada
Yarın” dergisi için “Ey Osmanlı Geri Dön” başlıklı bir makale yazmış ve şöyle
demişti: Osmanlı sonrası yalnız Ortadoğu değil, tüm dünya acı çekiyor.”
Mustafa Armağan “Geri Dön Ey Osmanlı” kitabında “Aç
kurtların zulüm tarlasına dönüştürdüğü dünyanın Osmanlı’nın adaletini
beklediğini” anlatıyor.
Bir zamanlar The Guardian gazetesi “Osmanlı gitti, sorun başladı”
manşetine yer vermişti.
Bulgaristan Başmüftü Vekili Vedat Ahmet, 16 bölge müftüsü
ile gerçekleştirdiği toplantı sonrası şu açıklamayı yapmıştı: “Bulgaristan’da
yapılan zulümlerle Osmanlı’nın intikamını almaya çalışıyorlar.” (Millî Gazete,
Mustafa Özcan, 29. 7. 2009)
Gazze’deki İslami Cihat Hareketi liderlerinden Halit
el-Bataş Türkiye’ye şöyle sesleniyor:”Abdülhamit’in kılıcını yeniden elinize
alın, zayıfları koruyun, Filistin’e sahip çıkın.” (Anadolu Haber, 4. 5. 2010)
Osmanlı’nın yönettiği coğrafyalarda bugüne kadar Osmanlı
ne kadar unutturulmak istense de başarılı olunamamıştır. O topraklarda Osmanlı
sevgisi hâlâ devam etmektedir.
1996’da Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmeddin Erbakan
başbakan olduğunda Batılı gazeteler olayı “Osmanlı’nın Geri Dönüşü” manşetiyle
vermişlerdi. Millî Görüşçüler bilmelidir ki, bugün hak ve adalet merkezli bir
dünya onların görüşleri içinde temsil edilmektedir. İslâm Birliği’ni kurarak
yeryüzüne yeniden huzur ve barışın hakim olmasının yolu Millî Görüşçülerin
başarısına bağlıdır. Belki, Osmanlı’yı geri getirmek mümkün değildir ama, aynı
amaç uğruna mücadele veren Millî Görüş çalışma modeli ile hak merkezli, âdil
bir dünyanın kurulması mümkündür.