Osmanlı’nın Son Zaferi: Kut-Ul Amare

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

HAÇLI zihniyeti, başlangıcından beri Çanakkale’de uğradıkları yenilgiyi unutabilmiş değildir. Dünyanın dört köşesinden Çanakkale önlerine gelen birleşik Hıristiyan orduları, silah ve mühimmat üstünlüklerine rağmen sonuç alamadılar. Müslüman askerimizin iman ve azmi karşısında bir varlık gösteremeden Çanakkale’den çekilip gittiler.

Yenilgi, baş sömürgeci İngiltere’ye çok ağır geldi. Onlar Büyük Britanya İmparatorluğu’nu “güneş batmayan ülke” olarak tanıtıyorlardı. Sömürgeciliklerine güvenerek dünyayı avuçlarının içinde sanıyorlardı. Çanakkale’den sonra hilafet merkezi İstanbul’u ellerine geçireceklerinden o kadar emindiler ki! İstanbul’da buluşmak üzere birbirlerine randevu tarihi verenler bile vardı.

İngiltere, Çanakkale hezimetinden sonra, “Biz yenilmedik, geri çekildik” görüntüsü vermek için 120 bin kişilik askerini Irak Cephesi’ne sürdü. Hem yenilginin rövanşını almayı, hem de zengin petrol yataklarına sahip olan bölgeyi ele geçirmeyi amaçladı. İngiliz General Tawshend ordusunu Bağdat’ın 160 km. güneyindeki Kut-ul Amare’de konuşlandırdı ve burayı kuşattı.

Irak Cephesi’ne Nurettin Paşa komuta ediyordu. Bağdat’a 30 km. uzaklıktaki Selman-ı Pak bölgesinde İngilizlere karşı güçlü bir savunma hattı oluşturdu. Devletten takviye güçler istedi. Bu güç olmadan İngilizleri yenilgiye uğratamayacağını düşündü. Bu bekleyiş sırasında, Irak Cephesi’ndeki Osmanlı ordusu ağır kayıplara uğradı. Enver Paşa bu gelişmeye müdahale etti. Nurettin Paşa’yı görevden aldı. Onun yerine amcası Halil Paşa’yı göreve getirdi. Halil Paşa vakit kaybetmeden ordusuyla Kut-ul Amare’ye hareket etti.  

SÖMÜRGECİ HEZİMETİ

HALİL Paşa ilk olarak İngilizlere dıştan gelebilecek bütün yardım yollarını kapattı. Bu sırada, İngiltere’nin gönderdiği cephane ve erzak yüklü 270 tonluk buharlı gemi Kut-ul Amare’ye ulaştı. Fakat Osmanlı birliklerinin ustalıklı ve isabetli atışlarla savaş açması sonucu gemi karaya oturdu.

Bölgedeki bataklıklar, sazlıklar, düzensiz taşkınlar İngiliz ordusunun hareket alanını daralttı. Asker arasında tifüs gibi bulaşıcı hastalıklar yaygınlaştı. Kızgın güneş altında açlık tehlikesi yaşayan İngiliz ordusu için yapacak bir şey kalmamıştı. Zaferden ümitlerini kestiler.

İngiliz ordusunu komuta eden General Tawshend, Halil Paşa’ya mektup gönderdi. 1 milyon sterlin ve bütün silahlarını teslim etme karşılığında serbest bırakılmasını teklif etti. Halil Paşa teklifi reddetti. Bu arada askerlik dışı entrikalar da yaşandı. Bölgeyi çok iyi bilen İngiliz Casus Lawrence arabuluculuğa girişti. General Tawshend’e tekliflerini iki katına çıkarmaya razı etti. Halil Paşa kararlıydı. Hiçbir teklifle kaybedecek vakti olmadığını bildirdi. İngilizler teslim olmak zorunda kaldılar. (29 Nisan 1916)

İngiliz ordusu 13 general, 350 subay ve 13.300 eriyle Halil Paşa’ya teslim oldu. Kut-ul Amare’de hayatını kaybeden İngiliz askeri sayısı 40 bin; Osmanlı’nın verdiği şehit sayısı ise 10 bin civarındadır.

Hile ve ihtiras üzerine kurulmuş taarruzlar fayda vermedi. Nurettin ve Halil Paşaların komutasındaki cihat erleri sömürgeci İngilizlerin inat ve gururlarını dize getirdiler. Olay, İngiltere’de şok etkisi oluşturdu.

BU ZAFER UNUTULMAZ

KUT-UL AMARE hezimeti İngiltere basınına şöyle yansıdı: “Britanya tarihinin en aşağılık şartlı teslimi.”

Kut-ul Amare Zaferi, Çanakkale’nin devamıdır. Onurlu bir direniştir. Osmanlı’nın kendi topraklarında sömürgecilere meydan okumasıdır. 1951 yılına kadar “Kut Bayramı” olarak kutlanıyordu. Türkiye bu tarihte NATO’ya girerken, İngiltere bunu pazarlık konusu yaptı. Kut-ul Amare’nin kutlanmamasını ve tarih kitaplarından çıkarılmasını istedi.

2016’da Kut-ul Amare Zaferi’nin 100. yılında konu yeniden hatırlandı. Yapılan yayın ve kutlamalar sonucu halk bu büyük zaferiyle tanıştı. Diziler yapıldı. Türkiye gündemine oturdu. Osmanlı’nın bu son zaferi unutulmamalı ve unutturulmamalı. Zaferlerini unutan milletler yeni zaferler kazanamazlar.

Osmanlı, çok zor süreçlerden sonra tarih sahnesinden çekilirken bile iki büyük zaferle jübilesini yaptı. Emperyalistlere karşı kesin tavrını ortaya koydu.

Su (dost) uyur; düşman uyumazdı. Sömürgecilikleri genlerine işlemiş olan Haçlı zihniyeti İstanbul’un Fethi’ni, Kıbrıs Barış Harekâtı’nı, 15 Temmuz yenilgisini kabullenebilmiş değildir. Bunların rövanşını almak için pusuda beklemekte, zayıf zamanımızı kollamaktadırlar.

Çanakkale’de, Kut-ul Amare’de bizi ortadan kaldırmaya azmeden emperyalizmin temsilcileri bugün Suriye’dedir. İran ve Türkiye’yi parçalama fırsatı aramaktadırlar. 82 milyonluk Türkiye, farklılıklarını bir tarafa bırakarak ortak menfaatleri adına birlikte hareket etmelidir. İslam dünyasıyla da ortak noktalarda buluşarak bir olunmalı; birleşik Haçlı zihniyetinin karşısına “2 milyarlık bir güç”le çıkılmalıdır. Emperyalizmin bizi birer birer yutmasına göz yumamayız.