Osmanlı, küresel bir güç müydü yoksa cihan devleti miydi?

Abone Ol

1980 sonrası gelişen teknoloji ile birlikte özellikle haberleşmedeki hızlı erişim sayesinde koskoca dünya küçük bir köy mesabesine indirgendi. Dünya ile birlikte ülkemiz de bu değişime ayak uydurmaya çalıştıysa da bunda pek başarılı olduğu söylenemez.

Başlarda tüm ülkelerin bu gelişmeden pay alacağı düşünülse de zamanla yine güçlü ülkelerin müreffeh yaşamını devam ettirdiği ama geri kalmış ülkelerin o gelişmişlikten hak ettikleri payı almadıkları anlaşıldı.

Globalleşen ya da küreselleşen ve hızla liberalleşen bir dünyada yaşıyoruz. Geçen onca zaman sadece sömürü çarklarında ezilen mazlumların sayısını arttırmaya yaradı. Önceleri kölelik sistemiyle efendisinin vereceği bir kap yemeğe muhtaç olan insanlar zamanla efendilerinin bundan sıkılmasıyla sözde özgürlüklerine kavuşsalar da köleliği bir türlü zihinlerinden atamadıklarından şimdi gönüllü kölelere dönüşmüş vaziyetteler.

Dünyada güçlü devletler istedikleri gibi sömürü sistemi oluşturup canının çektikleri ülkede at oynatıyorlar. Adına da küresel güç diyorlar. Bizim gibi bu güçlü ve zalim düzen içerisinde pay kapma yarışında olan ülkeler de bu panayırda küresel güç olmak istediklerinde “sizler bizim stratejik müttefikimiz ve eş başkanımızsınız” diyorlar. Biraz daha üsteleyenlere ise aba altından sopa göstererek hizaya gelmeleri sağlanıyor!

Küresel bir devlet olmak oldukça zor bir iş elbette! Özellikle medeniyeti güçlü olmayan bir devletin küresel ölçekte söz sahibi olması neredeyse imkânsız gibi! Medeniyet oluşturmak da öyle lafla, hamasi nutuklarla olmuyor takdir edersiniz ki! “Biz güçlü bir devletiz. Bize sormadan Ortadoğu’da yaprak bile kıpırdayamaz” denilerek güçlü devlet de olunmuyor haliyle.

Osmanlı’nın mirasına talip olanların Osmanlı’yı biraz olsun örnek almaları ve hem toplumsal hem de idari boyutta öyle bir medeniyet seviyesine yaklaşmaları gereklidir. Yolumuz Fatih’in yolu denilmekle o yola girilse bile akıbeti pek hayra alamet olmuyor işte. Osmanlı bir medeniyet devletiydi. Medeniydi haliyle. Öyle bir sistem kurmuştu ki bırakın topraklarında yaşayanları batılılar bile bu medeniyetine hayranlık duyuyorlardı. Toplumun geneline hâkim olan İslami değerler bu medeniyetin başrolündeydi. Müslüman toplum dininin gereğini harfiyen yerine getirirken öylesine adalet ve ahlak üzere bir yaşantı bina eylemişti ki taraflı tarafsız pek çok topluluk bu adaletli yaşamı arzuluyorlardı. Bu yüzden pek çok şehir bir ok dahi atmadan Osmanlı’nın adaletine gönüllü olarak teslim olmuşlardı.

Bu medeniyetin baş mimarlarından birisi de ülkedeki esnaflardı. Dürüstlük ve kanaatkârlığıyla cihana nam salmış olan Osmanlı esnafı! Bakın batılı bir tarihçi Osmanlı zamanında 1850’li yıllarda İstanbul’da tüm milletleri tanıdıktan sonra anlattığı anılarında nasıl bir tespitte bulunmuş: “İstanbul’da alışveriş yaptığınız esnaf Ermeni’yse istediği fiyatın yarını verin. Rum ise üçte birini, Yahudi’yse dörtte birini verin. Bir Müslümandan alışveriş yaparken istediği fiyatın tamamını hiç tereddüt etmeden verebilirsiniz. Çünkü Müslümanlar malın değerinden bir kuruş fazlasını almazlar.”

Malın değerinden bir kuruş bile fazlasını almamak. Bakın istememek demiyor tespitte almamak diyor. Bu çok önemli bir ayrıntıdır dikkat edilirse. İşte güçlü bir medeniyet de bu ayrıntıda gizlenmiş durumda. Hakkına rıza gösterip kanaatkâr olabilmek! Bence bereket kavramı tam da bu mana için söz konusu aslında.

Gelin bu yorum üzerine günümüzü değerlendirelim. Düşünün; şimdi İstanbul’da yaşayan bir yabancı hele de parası çoksa sizce esnafımız nasıl bir muamelede bulunur Fahiş fiyatla kira isteyen, mal satan, ederinden fazla para isteyen insanımız Ermeni mi, Rum mu, Yahudi mi İleride bugünleri anlatan bırakalım batılı bir insanı mesela bir Arap turist ya da Suriyeli bir sığınmacı sizce nasıl bir anı paylaşır çevresiyle

Sahi Osmanlı, küresel bir güç müydü yoksa cihan devleti miydi Ve bizler Osmanlı’nın mirasına ne oranda sahip çıkıyoruz Ne dersiniz

Minik bir tebessüm

Üç dilek

Kadının biri ormanda dolaşırken eski bir lamba bulur. Ovaladığında içinden bir cin çıkar ve:

- Sana üç dilek hakkı veriyorum. Ama ne dilek dilersen 10 katını kocana da vereceğim. Der.

Bunu kabul eden kadın ilk dilek olarak:

- Dünyanın en güzel kadını olmak istiyorum demiş. Cin kadını uyarmış:

- Bu dilek kocanı dünyanın en yakışıklısı ve kadınlar onun başına üşüşecekler. Demiş.

Kadın dünyanın en güzel kadını olmuş. İkinci dilek olarak:

- Dünyanın en zengin kadını olmak istiyorum demiş. Cin uyarmış tekrar:

- Bu dilek kocanı dünyanın en zengin adamı yapacak. Senden 10 kat daha zengin olacak kocan.

Ve kadın dünyanın en zengin kadını olmuş. Cin kadına üçüncü ve son dileğini sorduğunda kadın:

- Şimdi beni öldürmeyecek derecede ciddi bir kalp krizi geçirmek istiyorum…

İlgilisine notlar:

• Rahatınız bozulmasın diye hangi doğrudan vazgeçtiyseniz o fiyata satıldınız demektir.

• İyi güne aldanıp dostlarım var sanırsın, unutma iyi dostu kötü günde tanırsın.

• Toplu taşıma araçlarında ayakta duramayan dedeler, nineler izdivaç programlarında kolbastı oynuyorlar.

• “İyilik eden mükâfat beklediği an tefecidir.” Cemil Meriç