Osmanlı, kan kusan Ortadoğu?yu bir vali ile yönetti

Abone Ol

AHMET ANAPALI

Türkiye de tarih yazmak, tarihin kapsadığı saha ile

ilgili söz söylemek hiç de kolay değildir. Çünkü bu saha her zaman çok bileni

olan bir sahadır. Herkes, neye inanıyor ve neyin doğru olmasını istiyorsa o

iddiayı temellendirmek için tarihe ve onun bitmek bilmeyen hafıza sandığına

başvurur. Tarih, bugün yapılan ve yaşanan ne kadar günah ve ayıp varsa hepsinin

geçmişten gelen bir sebebin sonucu olarak gösterilmek, bu şekilde

meşrulaştırılmak için sürekli yine ve yeniden üretilen bir zihinsel geçmiş

kurgusudur.  Tarihi çarpıtarak başka bir

süreç inşa etmek işi ile meşgul olanlar, Osmanlı nın yaklaşık 300 küsur sene

süren Ortadoğu coğrafyasındaki varlığı ve misyonu ile Tanrıyı kıyamete

zorlama senaryosu gereği İnsanları kan denizlerinde yüzdürmek pahasına

Ortadoğu bölgesini işgal eden, Hıristiyan neo-conlar ve evangelistlistlerle,

bölgenin tüm zenginlik kaynaklarını vicdansızca ve hayvani bir dürtüyle sömüren

Siyonist emperyalistlerin varlık ve misyonunun aynı olduğunu ifade

etmektedirler. Bu sömürgeci vahşi mel unların bölgedeki varlıkları güya Osmanlı

ile aynıymış; bölgeye barışı götürmek, insan haklarını tesis etmek ve bölgeyi

diktatörlerden temizlemek gibi

İşte tarihi hiçbir mesnedi olmayan bu çarpıtma, ihanetin

en büyüğü ve hatta ta kendisidir. Üstad Cemil Meriç; Önce kaybolan hafızamızı

yeniden inşa etmek zorundayız. Kimiz, neyiz, nasıl bir tarihin çocuklarıyız

der. Ve devam eder; Türkiye Osmanlının varisidir. Ve hiçbir devletin ve ulusun

sahip olamayacağı bir tarihi mirasa sahiptir. Ancak Türkiye, babasından

kendisine kalan mirası çarçur eden mirasyedi evlat gibi tarihi misyonunu

tüketiyor. Tam bir tarihyedi edasıyla

Peki bu sancılı bölgede Osmanlı nın ve onun devamı olan

Türkiye Cumhuriyeti nin misyonu nedir Bu soruyu ve bölgedeki yabancı etkisini

anlayabilmek için yakın tarihi ve bölgede yaşanan trajik hadiseleri çok iyi

bilmek gerekir. Papa 2. Urbanlar, Papaz Piyer Lermitler, Çar Deli Petrolar,

Yahudi Teodor Herzler dün neyse, o bölgede ne yapmak için varsalar bugün de

aynı işi yapmak için torunları bulunmaktadır, Bölgenin toprak ve insanına

sahip olmak ve dünyadaki tüm Müslümanların kökünü kazımak

İşin vahim olan tarafı ise onlar öyle düşünürlerken biz

senelerce bu fikrin aksini iddia etmedik ve onların ortaya attığı bu iddiayı

destekler şekilde hareket ettik. 1996 lı yıllara kadar bu durum böyle devam

ederken yani Türkiye açısından edilgen bir pozisyon söz konusu iken

Türkiye deki iç refleks, devlete ve sermayeye rağmen bir tepki gösterdi.

Maneviyatçı ve Osmanlı nın mirasına sahip çıkacağını tüm dünyaya deklare eden,

Türkiye yi AB önünde eli bağlı bir şekilde beklemekten kurtarıp Ortadoğu ile

Asya nın patronu rolüne hazırlayan bir hükümete idare hakkını verdi. Nitekim

Financial Times Gazetesi yazarı David Gardner o senelerde kaleme aldığı bir

makalede,  Türkiye nin Kuzey Irak ve

bölge yönetimleriyle petrol ve doğalgaz anlaşması yapma planlarını Osmanlı

sonrası pasif düzeninin sona ermesinin işareti olarak değerlendirdiğini tüm

dünyaya ifade etti.

Osmanlı Ortadoğu da neler yapmıştı O İlay-ı Kelimetullah

aşkına çağlar kapayıp, çağlar açan cihangir insanların yaptıklarını tek tek

anlatmaya imkan var mı Yalnız şu kadarla ifade etmek gerekirse eğer, Onlar her

şeyden önce adildiler. Kapitalist Avrupa gibi herhangi bir bölgeye askerle,

topla, silahla, gözyaşlarına ve akıtılan kanlara rağmen girmezdi, sadece selam

verip girerdi.  Nitekim Bosna savaşında

bir Boşnak Milletvekili bölgeyi denetlemeye gelen Türk heyetine;

Sizi neden seviyoruz biliyor musunuz Siz bu bölgeye

onlar gibi silahla bizleri öldürmek için girmediniz, Selam verip soframıza

oturdunuz ve kardeşliğimize talip oldunuz. Sizi bu yüzden seviyoruz demişti.

Osmanlı İmparatorluğu nun Ortadoğu daki varlığı, 16.

yüzyılın başlarındaki Yavuz Sultan Selim in bölge üzerinde sürdürdüğü İslam

Birliği siyaseti ile başlamış, 20. yüzyılın başlarına kadar kesintisiz 400

sene devam etmiştir.

Osmanlı Devleti, Arabistan ı 401 yıl, Suriye yi 404 yıl,

Irak ı 386 yıl, Mısır ı ise 365 yıl sadece birer vali ile idare etmeyi

başarmıştır. Neydi Osmanlı nın elde ettiği bu başarının sırrı Nitekim asırlar

boyu birer vali ile idare edilen bu sıkıntılı bölge bugün, kapitalist ve

emperyalist Avrupa tarafından cetvelle bin parçaya bölünmüş, tarihi hiçbir

dayanağı olmayan ve sonradan oluşturulan bir sürü yapay devletçiklerle

doldurulmuştur. Bu sonradan oluşturulan devletçiklerle birlikte bölgede bulunan

ve binlerce yıllık tarihe sahip olan, Mısır ve Suriye gibi devletlerin her

birinin birer meclisleri, onlarca bakanları, komisyonları, başbakanları,

cumhurbaşkanları bulunmaktadır. Fakat kan, gözyaşı, darbe, haksızlık, zulüm

bölgeden eksik olmamaktadır. Bu yüzler ve hatta binlerle ifade edilen devlet

adamları nasıl oluyor da, Osmanlı nın bir tek vali ile bölgede tesis ettiği

huzur ve güven ortamını sağlayamamaktadır. Bunun sırrı gayet açıktır. Osmanlı

merkeze maddeyi ve parayı değil, insanı oturtmuş ve halka yapılan hizmeti hakka

yapılan hizmet gibi görmüş, devleti yaşatmak için insanı yaşatmanın elzem

olduğunu kabul etmiş ve politikalarını da bunun üzerine inşa etmiştir.

Osmanlı, hüküm sürdüğü bu dört asırlık zaman diliminde,

uyguladığı millet sistemi çerçevesinde ırk ayrımı yapmamış, ve zekası

nispetince herkesin yolunu açmıştır. Lübnan dağlarında koyun otlatan bir çoban

çocuk eğer zeki ise, dünyaya hükmeden Osmanlı devlet mekanizmasında iki

numaraya kadar yükselebiliyor ve sadrazamlık makamına oturabiliyordu. Bu durum

insanlar içinde hak arama mücadelesini gereksiz hale getiriyordu. Lübnan

bölgesi sadece Müslümanların yaşadığı bir bölge değildir. Ülkenin yarıya yakını

Hıristiyanlardan oluşur. Dikkat edilirse Lübnan daki bu Müslim- Hıristiyan

nüfus dengesi bölgede 400 sene ordularının atlarını sulayan Müslümanlığın

halifelik makamını uhdesinde bulunduran Osmanlıya rağmen değişmemiştir. Sanırım

bu durum bile bölgedeki Osmanlı huzurunun bir göstergesi bir belgesi olma

özelliğindedir. Nitekim bu barışı bizzat yaşamış bir Lübnanlı Maruni liderin şu

açıklaması dikkat çekicidir. Eğer Osmanlı Sultanının yarın bize bağımsızlık

vereceğini öğrensem, diz üstü huzuruna çıkar bunu yapmaması ricasında

bulunurum. Çünkü bizim güvenliğimiz ve hürriyetimiz onun himayesine

bağlıdır.   Osmanlı Devleti, Ortadoğu da;

bölgenin hassasiyetini bilen, kendinden önce birbiri ile sürekli çatışma ve

rekabet içindeki müslim ve gayri müslim bütün mezhep ve ırklara eşit mesafede

hitap eden, anarşi ve karmaşaya meydan vermeden adil bir arabulucu olarak,

bilumum meseleleri çözen ve kendinden başka hiçbir devletin başaramadığı kerim

ve tarafsız devlet rüyasını tek başına yüzyıllar boyu gerçekleştiren bir

devlet olmuştur. Bugün bu sıkıntılı bölgede yaşayan hiç kimse Osmanlı

idaresinin nasıl bir şey olduğunu ve diğer idarelerden farkının ne olduğunu

bilmiyor. Bölgeye Osmanlı idaresi ne getirmiş, bölge halkına nasıl davranılmış

bilmiyor. Sadece büyüklerinden duyduğu kadarını televizyon programı için

oralara kadar giden ve kendisine mikrofon uzatan Türk televizyon ekibinin

gözlerinin içine bakarak üç kelime ile ifade ediyor. Üç kısa kelime

Sultan Abdülhâmid Han

Nedir bu üç kelimenin sırrı .. Sultan Abdülhamid Han,

bölge halkı için ne ifade etmektedir İşte bu sorunun cevabı esasında yazımızın

özünü oluşturmaktadır. Abdülhamid, İslam kardeşliğini, ümmetlik duygusunu,

yüzyıllar süren Osmanlı adaletini ve bölgesel hakimiyeti ifade etmektedir.

ABD nin 1991 de körfezi işgali üzerine, dönemin Mısır

Dışişleri Bakanı nın; Osmanlı gitti, Ortadoğu bitti sözü aslında bölgede

Osmanlı ya duyulan özlem ve hasreti dile getiriyor. Hindistanlı eski

liderlerden Ağa Han, Osmanlı nın misyonunu şu şekilde ifade ediyor: İstanbul daki

rejim, İslam ın dünyevi yüceliğinin gözle görülür kalıntısını temsil

etmekteydi. Osmanlılar Ortadoğu nun çetrefilli siyasi gerçeklerini anlamış ve

kavramış gerçek devlet adamlarıydı. Osmanlı nın çekilmesiyle birlikte bölgede

bıraktığı boşluk, bugün doldurulamamıştır. Meşhur İngiliz ajanı Albay Lawrence,

20. yy. başında şu kehanette bulunmuştur:  Osmanlı yı yıkacağız ama Ortadoğu da O nun boşluğunu asla

dolduramayacağız.  

Ortadoğu da, hatıralarda saklı âsûde yılların yeniden

yaşanması için yeni bir Osmanlı misyonuna ihtiyaç duyulmaktadır. Osmanlı

Ortadoğu da toprağı ve yüzlerce yıllık geçmişe sahip kan davalarını ıslah etmek

için bulunuyordu. Fakat bugün maalesef ABD ve onun stratejik ortakları ise

fesat çıkarmak için bölgede bulunuyorlar. Türkiye nin, ABD nin ve İsrail in

çıkarlarına hizmet etmek için bölgedeki BM barış gücüne asker gönderme çabaları

ise, Osmanlı misyonuna hizmet etmekten çok uzak bulunmaktadır. Osmanlı

Lübnan da, farklı kültürleri ve mezhepleri bir arada tutmanın sanatını ortaya

koyarken bu gün bölgede hesaplar yapanlar, mahalli çatışmaları alevlendirmeye

çalışıyorlar. Bu ayrımı yapamayanlar, ABD yi, Siyonizm i tanımayanlar, 34

günlük İsrail bombardımanında Birleşmiş Milletlerin ne kadar taraflı

davrandığını görmezden gelenler ve ABD nin Ortadoğu daki çıkarlarına taşeronluk

yapanlar, Osmanlının adını ağızlarına dahi almasınlar. 

Birleşmiş Milletleri kutsal bir barış örgütü olarak

göstermeye çalışanlar, Lübnan daki barış gücüne komuta edecek Fransa nın, 40

savaş uçağı, helikopterler, keşif uçakları, 2800 asker, 15 bin askerin 90

günlük ihtiyacını karşılayacak mühimmatla ve 7 savaş gemisiyle bölgede görev

almasını nasıl açıklayacaklar    Evet,

Fransa Ortadoğu ya pastadan payını almak için geldi.

Sözün özü; Devlet-i Âli Osmanî nasıl mı bir tek vali ile

400 sene bugün binlerce devlet adamının idare edemediği bu sancılı bölgeyi

idare etti Cevap çok basit: İnsana insan gibi davrandı. Bölgeye vahşi

Avrupa nın gittiği gibi askerle topla tüfekle değil, mimarla, mühendisle,

hocayla, gitti. Askeri kışla yapmadı, han yaptı, köprü yaptı, hastane, medrese,

cami, kervansaray, yol yaptı. Yaşlısına baktı, çocuğunu okuttu, bekârını

evlendirdi, işsize iş, topraksıza toprak verdi. Yarın ruz-i mahşerde Allah

hesap vereceğini bildiği için Müslim-gayri Müslim ayrımı yapmaksızın herkese

tıpkı gözümüzün ve gönlümüzün nuru, Allahın resulu nun davrandığı gibi eşit

davrandı. Ve sadece bu yüzden; OSMANLI İMPARATORLUĞU BUGÜN KAN DERYASI OLAN

ORTADOĞU COĞRAFYASINI MECLİSLER, PARLAMENTOLAR, BAKANLAR BAŞBAKANLAR,

CUMHURBAŞKANLAR İLE DEĞİL SADECE BİR TEK VALİ İLE HUZUR İLE MUTLULUK İLE

GÜZELLİK VE KARDEŞLİK İLE İDARE ETTİ.

Vesselâm.