Ne yazık ki 2014 ü yaşadığımız şu günler dâhil Osmanlı
İmparatorluğu nun hukuk sistemini düzenleyen yazılı metinler üzerinde
derinlemesine bir tetkik yapılmış değildir. Zira bu metinlerin büyük bir kısmı
yazma halindedir. Başlıcaları kanunnameler, şer iye sicilleri ve fetvalar olan
bu metinler, modern tarihçilik bakımından hâlâ değerlendirilmedi.
Değerlendirilemedi.
OSMANLI tarihi üzerine son iki yüz yıldır eser veren
modern tarihçiler, bir kanunname ve fetva içeriği taşıyan bu metinleri, ancak
siyasi ve sosyal tarihi aydınlatacak olaylara yardımcı olabildiği derecede
kullandılar. Bu tarihçilere göre Hukuk Tarihi bir yan branştır. Zira tam bir
değerlendirmeye girebilmek için tarihçi olmak yetmez. Hem modern hukuku hem de
İslam fıkhını bilmek gerekiyor. Bu denli zor, çetin ve çetrefilli bir faaliyete
girişmek başlangıçta ciddi bir cesaret ister.
Modern tarihçiliğimizde önce 19. asır sonlarında epigrafi
kitabeler-yazıtlar okuma ilmi ve nümizmatik sikke-madeni paralar inceleme
bilimi kuruldu. 20. asrın başlarında ise edebiyat tarihçiliği ortaya çıktı. Ama
problem şu ki, Osmanlı da açılan ilk Arkeoloji Müzesi nin müdürü ve ilk Osmanlı
ressamlarından Osman Hamdi Bey in oğlu Halil Edhem Eldem ve Osmanlı ya
duraklama döneminde yükselme dönemini yaşatan büyük ve liyakatli Sadrazam
Köprülü Mehmet Paşa nın torunu Mehmet Fuat Köprülü nün önderliğinde başlatılan
bu çalışmaların hepsi de Batı formatında ve Batılı ilim adamlarının çizdiği
çizgide ortaya çıktı. Batı daki emsallerini taklit ederek işe başlayan çağdaşlarının
aksine kendine özgü ve bizden olan yöntemlerle işe başlayan Ömer Lütfi Barkan
ülkemizde Modern İktisat Tarihi nin ve tarihçiliğinin başlangıcıdır.
Her ne kadar metodu şarklı gibi görünse de biyografi
alanında İbnül Emin Mahmut İnal ın gerek devlet gerek edebiyat adamlarını ele
alış üslubundaki üstatça yaklaşımı üzerinde durulması ve değerlendirilmesi
gereken bir kıymettir.
Osmanlı klasik Hanefi fıkhına dayalı şeriat düzenine
Zenbilli Ali Efendi Ali Cemalî Efendi , Kemal Paşazade, Ahmet Şemseddin Efendi,
Ebussuud Efendi gibi 16. asrın büyük şeyhülislamları ve benzeri hukuk bilgini
devlet adamı tipindeki şahsiyetlerin yeni ve pratiğe dönük açıklamalar
getirdikleri herkesin malumdur.
Hakaanî veya Sultanî denilen doğrudan hakan Padişah
adına yayınlanmış yasaların Hanefi hukuk düzeni ve İslami prensiplerle
çatışmaması, uyum içinde uygulanabilmesi için çalışmışlardır. Osmanlı da dört
mezhebin müftüleri ve cami personeli din adamlarıdır. Hukuku uygulayan kadı ise
devlet adamıdır. İlçe yargıcı-hâkimidir ama aynı zamanda ilçenin kaymakamı ve
belediye başkanıdır. 1826 senesine kadar uygulanan bu Klasik Osmanlı Dönemi
sisteminin tam manasıyla anlatılamamasında belki Osmanlı tarihi yazarlarının
yeterli derecede Osmanlı kanunname, şer iyye sicili ve fetvalarını kaynak
olarak kullanamamasının da büyük etkisi vardır.
Hukukçu veya fakih olmadıktan sonra, bu metinlerin
çoğunun yazma halinde ve hatta tek nüsha bulunmaları da bahis konusu eksikliğin
sebepleridir. Osmanlı da genel itibari
ile Kanun dediğimiz somut maddi hususlar genel itibari ile Şer iyye
sicillerinde mevcuttur. Osmanlı Kanunnameleri ise, Osmanlı tarihinin tabii ve
doğal olarak birinci elden kaynağıdır.
Fatih Kanunnamesi ve Sultan Süleyman Kanunnamesi gibileri
Tanzimat a kadar anayasamız gibiydi. Bunlar basılmış ve her Osmanlı tarihçisi
tarafından kullanılmıştır. Bir kısım Hakaani denen Osmanlı yasaları da Köprülü
ve Barkan gibi tarihçilerce basılmıştır.
Ancak Osmanlı kanunnamelerini bir corpus bir külliyat
biçiminde yayınlamak gibi bir faaliyet çok büyük heyetlerin, müteşebbislerin ya
da kurumların altından maddi olarak kalkabileceği ve yayınlayacağı faaliyetler
arasında görülmektedir. Bu konuda yani toplu olarak ve hacimli bir biçimde bu
kanunnameleri günümüz Türkçesine tercüme etmek, şerh etmek ve ciltler halinde
yayınlamak işi ne yazık ki bugüne kadar sadece bugün Hollanda daki İslam
Üniversitesi Rektörlüğü vazifesini yürütmekte olan Prof Dr Ahmet Akgündüz
tarafından gerçekleştirilen bir zor meseledir.1
Prof. Dr. Ahmet Akgündüz 800 er sayfalık muazzam ciltler
halinde 1990 ile 1993 seneleri arasında ve henüz o aralar doçentken 4 cilt
halinde yayınladı. Akgündüz, kronolojik olarak bir kısmı basılmış, çoğu yazma
halindeki Osmanlı Hakan yasalarını Kanuni Sultan Süleyman dönemine (1520 1566)
getirmiş bulunuyor. Bu çalışmada yasaların fotokopi nüshaları ve bugünkü dile
çevrilmiş hali birlikte verilmektedir. Ayrıca bol dipnotları ile o günkü genel
geçer hukuk normları bugünkü mantıkla çerçeveleniyor. Etraflı giriş yazıları da
bu eserleri kullanılabilir ve anlaşılabilir bir hale getirmiştir.
Osmanlı düzeninin ne idüğünü ve ne dediğini tam manasıyla
ortaya çıkabilmesi için daha alınacak çok mesafe var. Başka bir problem de
Mühimme Defterleri dir. Onların da tıpkı Osmanlı Kanunnameleri gibi düzenli ve
sabırlı bir çalışmadan sonra ortaya çıkacak ilmi bir heyet tarafından ciddi ve
esaslı şekilde yayınlanması gerekir ama galiba o konuda da hızlı çalışmalar peş
peşe yapılmaktadır.
Osmanlı Devleti nde arşiv ve arşivciliğe bakıldığında,
daha ilk devirlerden itibaren arşiv fikrinin mevcut olduğu, bu güne kadar
muhafaza edilmiş milyonlarca arşiv vesikasının mevcudiyeti ile sabittir.2 Bu
vesikalar arasında çok değerli kayıtlar, devlet eli ile tespit edilerek
düzenleniyor ve bunların iyi bir şekilde muhafaza altında tutulması için
emirler veriliyordu.3 Devletin ilk dönemlerinden itibaren takip edilen devlete
ait meseleleri kâğıda geçirme usulü daha sonraki dönemlerde güçlenerek devam
etmiş ve bu alanda bir ihtisaslaşma meydana gelmiştir. Önem derecesine
bakılmaksızın, devlete ait belgelerin tümü büyük bir titizlikle sandık ve
torbalar içerisinde muhafaza ediliyor ve lüzum görüldüğü takdirde tekrar bu
defterlere başvuruluyordu.
Divan-ı Hümayun da görüşülen meseleler daha sonra temize
çekildikten ve yayınlandıktan sonra bunların özet kayıtlarını tarih sırasına
göre içeren defterler tutuluyordu. Divan-ı Hümayun Sicilleri adı verilen bu
defterler, ihtiva ettikleri çeşitli meselelere göre tasnife tabi
tutulmuşlardır. Değişik hükümlerin kaydedildiği Mühimme Defterleri, bu kayıtlar
içerisinde başlıca defterler arasındadır. Divan-ı Hümayun un muntazaman
yapıldığı zamanlarda her divan toplantısında müzakere edilen siyasî, ictimaî,
malî, örfî, idarî kararların kaydını ihtiva eden ve daire-i saadâdet-i
uzmâ dairadât-ı seniyye ile mabeyni hümayuna takdim kılınan maruzâta mahsus
meselelerle ilgili kararları içeren defterlere Mühimme Defterleri deniliyor.
Dolayısıyla Mühimme Defterleri, gerek padişahın divana başkanlık ettiği,
gerekse sadrazam başkanlığında toplanan divandan çıkan mühim emirlerin
kaydolunduğu defterler olmaları hasebiyle önemli olan hususları, yani birinci
ve ikinci derecede öneme sahip iç ve dış meseleleri içeriyorlar.4
Bu yüzden Mühimme Defterleri, yüksek karar organı olan
divandan çıkan hükümleri içermeleri sebebiyle hukuk tarihi açısından da ayrı
bir öneme haizdirler. Devlet işleriyle ilgili meselelerin re sen görüşülmesi
yani hükümet fonksiyonunun icra edilmesinden başka Divân-ı Hümayun un, yüksek
mahkeme olarak vazife görme salahiyeti de bulunuyordu. Bu nedenle ilk devir
Mühimme Defterleri nde yer alan kayıtlarda her iki mahiyetteki hükümlere
rastlamak mümkündür. Bu hükümler, Avrupa ortalarından İran a, Kırım dan Kuzey
Afrika ya ve Arabistan a kadar uzanan geniş sınırlar içerisindeki Osmanlı
Devleti nin merkez ve taşra teşkilatının idari yapısı ve çalışma usulü, devlet
ve teb a arasındaki münasebetleri, imar, iskân, iktisat, iç ve dış siyaset,
isyanlar ve bastırılma şekilleri, askeri tarih, strateji ve yabancı devletlerle
olan münasebet gibi oldukça geniş bir daire içerisinde yer alan çok çeşitli
meseleleri içeriyorlar.5
Yani, başlangıçta Kur an-ı Kerim esaslı ve kaynaklı
olarak yürütülürken Osmanlı hukuk sistemi zamanla fethedilen yerler çoğaldıkça
ve yeni yeni kültürlerle karşılaşıldıkça genişlemiş, büyümüş ve dünyaya
hükmetme iddiasıyla ortaya çıkmıştır. Kur an-ı Kerim in yanı sıra Fatih Sultan
Mehmet Han döneminde Kanunname-i Âli Osman adıyla ilk defa düzenli bir Osmanlı
Kanunnamesi yapılmıştır. Ardından takriben 100 sene sonra Şeyhülislam Ebussuud
Efendi nin önderliğinde bir heyet tarafından hazırlanan Kanun-i Kadim ile
birlikte daha büyük kıtalara ve kültürlere hükmeder, hitap eder hale geldi.
İkinci Abdülhamit döneminde ise Ahmet Cevdet Paşa
liderliğinde bir heyet, Türklere ait ilk medeni kanun olan Mecelle yi ,
1876 da ise Türk tarihinin ilk Anayasa sını hazırlattı. Bu kanunlarla bir süre
idare eden, daha sonra gelen Cumhuriyet in bürokratik kadrosu her şeyi ile
Batılı olan ve Batı nın birebir kopyası halinde yeni yeni kanunlar ve Anayasa
metinleri hazırladılar ve bu taklit zihniyeti maalesef ne yazık ki günümüze
kadar geldi.
Orijinal, saf ve yüzde yüz bize ait olan anayasa ve kanun
metinleri hazırlayacak olan nesillere selam olsun.
KAYNAKLAR:
1) Yılmaz Öztuna nın konu ile ilgili yazısından ilham
alınmıştır.
2) Ramazan Günay, Osmanlı Arşiv Kaynakları İçerisinde
Ahkâm Defterleri Gelişim Seyri Muhtevası ve Önemi Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü Dergisi Yıl: 2013/1, Sayı:17 İsmail Hakkı Uzunçarşılı,
Osmanlı Devleti nin Merkez ve Bahriye Teşkilatı, TTK Basımevi, Ankara 1988, s.
76 78; Arşivlerin önemi ile ilgili geniş bilgi için bkz. Halil İnalcık,
Osmanlı Arşivlerinin Türk ve Dünya Tarihi İçin Önemi , Osmanlı Arşivleri ve
Osmanlı Araştırmaları Sempozyumu, İstanbul 1985, s. 31 44.
3) İsmet Binark, Arşiv ve Arşivcilik Bilgileri,
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivi Daire
Başkanlığı, Yayın No: 3, Ankara 1980, s. 28.
4) Ramazan Günay, Osmanlı Arşiv Kaynakları İçerisinde
Ahkâm Defterleri Gelişim Seyri Muhtevası ve Önemi Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü Dergisi Yıl: 2013/1, Sayı:17
5) Mübahat S. Kütükoğlu, Mühimme Defteri , Türkiye
Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. XXXI, İstanbul 2006, s. 520-521.