Osmanlı Devleti de Böyle Yıkılmıştı

Abone Ol

1. Yıl 1908. Devlete en büyük hizmeti edecek Şemsi Paşa Manastırda Jön Türk ve İttihadçı teröristler tarafından şehid edildi. Resneli Niyazi maceraperesti taburuyla dağa çıktı. Padişah Sultan İkinci Abdülhamid Meşrutiyeti ilan etmek zorunda kaldı.

2. Ne kadar ayak takımı ve beyinsiz varsa yaşasın hürriyet, adalet, müsavat, uhuvvet diye deliler gibi haykırmaya başladı.

3. En büyük sevinç gösterileri Selanikte yapıldı.

4. Devlet ehliyetsiz ve liyakatsiz kimselerin ve kadroların eline geçmişti.

5. İtalya, fırsattan yararlanarak Afrika-i Osmanîye, Trablusgarp vilayetimize saldırdı.

6. Siyasetten ve diplomasiden anlamayan arivist adamların gafleti yüzünden Balkan devletleri ansızın saldırdı. Bulgar ordusu Çatalcaya kadar geldi. Tahsin Paşa Selanikte 18 bin Osmanlı askerini silahlarıyla birlikte, tek kurşun atmadan Yunanlılara teslim etti. Batıda Sırbistan ordusu galip geldi. Adriyatik denizine kadar uzanan Rumeli elimizden çıktı, Müslümanlar korkunç bir kıyıma uğradı, Kuranlar ayak altında parçalandı, kadınların ırzına geçildi, camiler tekkeler yıkıldı yakıldı, korkunç facialar yaşandı.

7. 1914te Enver ve çetesi imparatorluğu Almanların safında dünya savaşına soktu. Yedi cephede oluk oluk Müslüman ve Türk kanı aktı.

8. İttihadçıların ve Jön Türklerin dinsizliklerini bahane eden Mekke Şerifi Hüseyin isyan bayrağını açtı.

9. 1918te koskoca Devlet-i Aliye bitkin ve yenik vaziyette Mondros mütarekesini imzaladı. Bir müddet sonra İstanbul galip devletler tarafından işgal edildi. İngilizler Şehzadebaşı karakolunda uyuyan askerlerimizi vahşice ve barbarca şehit etti.

Velhasıl atalarımızın asırlar boyunca kan dökerek kurdukları devlet-i ebed-müddet birkaç beyinsiz ve dinsiz çetecinin elinde çöktü gitti.

Enver, Talat, Cemal Paşalar Osmanlı devletinin mezarını kazdılar. Savaş bitince de bir Alman denizaltısı ile ülkeden kaçtılar.

Enver dindardı, namaz kılardı. Savaş sırasında Şamdan trenle Medineye gitmiş, Resulullah Efendimizin türbesini ziyaret ettiğinde çok ağlamıştı. Sacayağın öteki iki paşası dindar değildi.

Hürriyet, adalet, müsavat, uhuvvet yaygaraları bize çok pahalıya mal oldu.

1923ten bu yana elimizde Edirneden Karsa, Sinoptan Adanaya kadar işte şu küçük vatan parçası bulunuyor. Şimdi onu da parçalamak istiyorlar.

Lozan anlaşması ile bize sözde bir bağımsızlık vermişlerdi. O bağımsızlığı ruhumuzu satarak almıştık. Şimdi onu da çok görüyorlar.

Sultan Abdülhamid zamanında kokuşma varmış... İttihadçıların ve Jön Türklerin pislikleri ve kokuşması yanında devr-i Hamidî Zemzemle yıkanmış gibi temizdir.

Sultan Abdülhamid rejimini devirenler Müslümanlara, Türklere, Osmanlılara en büyük kötülüğü yapmışlardır.

Ülkeye hürriyet gelecekmişti... Rumeli elinden gittikten sonra hürriyet ne işe yarardı.

Genç nesiller yakın tarihimizi iyi bilmiyorlar, hattâ hiç bilmiyorlar. Tarihini bilmeyen bir toplumun hali iyi olmaz, istikbali karanlık olur.

Kendi vatandaşlarına insan pisliği yediren bir zihniyetten bu ülkeye, bu devlete, bu halka hayır gelmez.

Türkiye binasının taşlarını, tuğlalarını, cüzlerini birleştiren harç İslam dinidir. Din yıkılınca bina sarsılır çöker.

Osmanlı devletinin temellerini 19uncu yüzyılda misyoner mektepleri dinamitlemiştir. Bilhassa Amerikan misyonerleri... Bugün ülkemizde yine misyonerler cirit atıyor. Dünkü Müslümanlar misyonerliğe karşıydı. Bugünkü Müslümanların (az veya çok) bir kısmı Dinlerarası Diyalog safsatası ile misyonerlere destek veriyor, hizmet ediyor.

ABD ve İsrail, Ortadoğudaki büyük Müslüman ülkeleri parçalamaya ahd etmişlerdir.

Irak parçalandı.

İrana saldırıp onu da parçalamaya teşebbüs edecekler.

Suriye de parçalanacaktır.

Lübnan zaten paramparçadır.

Türkiye de parçalanacaklar listesindedir.

Nasıl parçalayacaklar .. Biz sizin bütünlüğünüze saygılıyız diye diye parçalayacaklar.

"Efendim abartıyorsun, durum o kadar vahim değil... Niçin bu kadar karamsarsın Her şey düzelecek. Geleceğimiz pespembedir..." diyenler gaflet içindedir. 20nci asrın başlarında, 1908den sonra İttihadçılar, Jön Türkler de böyle söylüyordu.

Durum son derece vahimdir.

Seçim Sistemi Değiştirilmeli

Tek Adaylı Dar Bölge Sistemine Geçilmelidir

1950de Demokrat Parti iktidara geçince ve Adnan Menderes başbakan olunca Mecliste bir komisyon kurulmuş ve anti-demokratik kanunları tasfiye etmek için harekete geçilmişti. Bu konuda yıllar boyunca havanda su dövülmüş, işe yarar bir şey yapılmamıştı.

Politikacılar, muhalefette iken yüksek sesle yaptıkları tenkitleri, iktidar olunca unutuyorlar, gereğini yapmıyorlar.

Bu memlekette ilk yapılacak siyasî iyileştirme hareketi, seçim ve partiler kanunlarının değiştirilmesi olmalıdır.

En kısa zamanda dar bölge seçim kanunu çıkartılmalıdır.

Ülke 550 seçim bölgesine ayrılmalı ve partilerin her bölgede tek milletvekili adayı olmalıdır. İngilterede böyledir. Böyle olduğu için orada tam bir demokrasi vardır.

Vatandaşlar/seçmenler vekil yapacakları kimseyi bilmeli, tanımalıdır.

Adaylar halkla temas kurabilmeli, vatandaşları evlerinde, işyerlerinde ziyaret edebilmelidir.

Partiler, seçimi kazanabilmek için en güçlü, en temiz, en başarılı, en fazla hizmet edecek kimseleri aday yapmalıdır.

Dar bölge sistemi ile parti başkanlarının krallıkları, saltanatları yok edilmiş olacaktır.

Bugünkü durumda halk tanımadığı adaylara oy veriyor.

Bugünkü sistemde halk vekillerini seçmiyor, oy verdiği partinin başkanının vekillerini seçiyor.

Peki, niçin tek adaylı dar seçim bölgeli sisteme geçilemiyor

Çünkü parti başkanları saltanatlarından fedakarlık yapmak istemiyor.

Oportünistçe hareket ediyor.

Bazı çokbilmişler, tek adaylı dar bölge seçim sisteminin sakıncaları vardır diyebilirler. Bazı ufak sakıncaları olabilir ama bugünkü sistem gibi çarpık ve anti-demokratik değildir.