Osmanlı da bizim, Türkiye de?

Abone Ol

Türk toplumunun, vahim bir zaafı var maalesef. Bilgi

sahibi olmamak dert edilmediği gibi üstüne üstlük bir de bilgisizliğe inat

fikir sahibi olunuyor. Hem de öyle böyle değil, bayağı bir iddialı fikirler,

tüm bilgisizliğe rağmen havalarda uçuşuyor. Cehalet arttıkça, fikrin keskinliği

de artıyor yani.

Bilgi sahibi olmak, meselelerin nedenlerini öğrenmek zor

tabi. Üstünkörü bir kolaycılıkla sadece slogan düzeyinde bir fikre ulaşmak ise

gayet kolay. Bilgiler sloganik düzeyde (ve spekülatif) olunca, fikirler de sloganik

oluyor ve ortaya çıkan tartışmalar da bilgilendirmeye değil de kör döğüşüne

hizmet ediyor haliyle.

Son dönemlerin bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunan

meselesi ise Osmanlı. Osmanlı, Türk toplumunun gayet doğal olarak hassas

olduğu, ancak hakkındaki yarım yamalak bilgilerle yargılara varılmak istenen

bir mesele. Toplumumuz bu konuda hassas; çünkü atamız, ecdadımız, üstünde

yükseldiğimiz temelimiz. Ancak gelin görün ki, Osmanlı ya dair toplumun bilgisi

gerçek bilgiden giderek rivayetlere, efsanelere dayanıyor ve adeta Osmanlı

dönemi tarih öncesi bir dönemmiş gibi naklediliyor. Sanki bugünkü toplumun

bireyleri ile Osmanlı toplumunun (yani atalarımızın) bireyleri ayrı dünyaların

insanlarıymış yaklaşımı, en basitinden gerçeği ıskalıyor.

Toplumumuzun özellikle muhafazakar kesimi, Cumhuriyet ile

olan birtakım sıkıntıların da etkisiyle, Osmanlı ya dair gerçeküstü bir

yaklaşıma sapıyor. Ecdadımız, atamız Osmanlı, 600 yılık bir cihan imparatorluğu

ve İslam ın kılıcı olarak her türlü övgüye layık bir devletti. Ancak, bilgi

sahibi olmadan fikir sahibi olanlar ın sloganik düşünce tarzı, Osmanlı ya dair

objektif ve gerçekçi bir yaklaşım geliştiremiyor. Bu zihin yapısı, Osmanlı yı

hatasıyla-sevabıyla doğru değerlendirip ders çıkarmak varken, bunu bir zayıflık

olarak algılıyor.

Cihana hükmeden imparatorluğumuz, 1699 Karlofça yla

birlikte gerilemeye başlıyor, zayıflıyor ve çöküyor. Bir yerlerde yanlışlık var

ki, koca imparatorluğumuz dağılıyor neticede. Bu gerçeği göz önüne almak, gayet

normal ve gerçekçi bir yaklaşımdır. Bir cihan imparatorluğunun dağılmasının

nedenlerini öğrenmek ve üzerine düşünmek gerekirken, sadece sloganik düzeyde

basit övgülerle yetiniliyor. Övgü de gerekiyor elbet ama o da bilgiye ve

bilince dayalı olmak durumunda tabi.

Bilgiye ve bilince dayanmadan ecdada sahip çıkmak söz

konusu değil halbuki. Bilgi sahibi olmadan şuur sahibi olunamıyor ve

Osmanlıcılık yapıyoruz diye sadece Türk e Türk propagandası yapılıyor. Ucuz

ve siyasi popülizmden başka bir şey yapılmıyor.

Akp li bir kadın vekilin 600 yıllık imparatorluğa 90

yıllık reklam arası bitti sözü, bilgi ve bilinçten yoksun görünüyor. Öncelikle

bu sözlerde 1000 yıllık tarihimize yakışan bir devlet bilinci yok. Yanlışları,

hataları olsa da bu devlet bizim değil de, sanki düşman bir devlet! Cihan imparatorluğumuz dağılınca, bu millet

bugünkü devlet ile mevcudiyetini sürdürüyor. Öyle veya böyle bir devlete sahip

olmak bile bir nimettir.

Kültürümüz ve geleneğimiz, hatasına, yanlışına rağmen

devletin bizim devletimiz olduğuna ve sahip çıkılmasına dayanır. Bunu

söylemek, devletin yanlışlarını görmezden gelmek, savunmak değildir. Cumhuriyet

tarihinin eşsiz devlet adamı Erbakan Hoca da bu şuur görülürken, muhafazakar

demokratlarda maalesef gözükmüyor. Bilgiye ve bilince dayanmayan sloganik laflar,

artistik tavırlar, göz boyamalar sadece ucuz popülizmdir. Bunlarla ne ecdat yad

edilir, ne de bir yere varılır. Ecdada sahip çıkmak, ABD nin, AB nin dümen

suyundan çıkarak olur, bağımsız politikalarla olur.

Sözlerin sahibi hanıma sormalı: Madem bu denli rahatsız

Türkiye den, neden TBMM de vekil olarak yer alıyor Ve daha da önemlisi, bu

ucuz popülizmin sonu ne zaman gelecek