Yazar, gazeteci, eleştirmen, ressam, fotoğrafçı, desen
ustası Çok yönlü bir şahsiyet Osman Aytekin. Kültür, sanat, edebiyat üçgeninin
her bir cephesinde at koşturuyor. Yetmiyor, sivil toplum kurumlarında öncü bir
rol üstleniyor.
Bu söylediklerimizi eserleri üzerinden
somutlaştırabiliriz: Nefesimiz Gül Bahçesi (Deneme), Ozan ın Şairliği (Şiir
Tahlilleri), Dünden Bugüne Derinkuyu (Yerel Tarih), Gülbaba ve IV. Murat (Çizgi
Roman) ve yenilerde yayımlanan Harman Zamanı
Osman Aytekin şimdiye kadar 10 a yakın resim sergisi
açmış. Aynı zamanda YAZSANBİR derneğinin kurucularından Ve haftalık
yazılarıyla gazetemizin düşünce sayfası yazarı
Hayır, Osman Aytekin in biyografisini çıkarmayacağız.
Fakat son kitabı Harman Zamanı nı değerlendirebilmek için, sanki yukarıdaki
biyografik malumata ihtiyacımız vardı. Okurun nazarında, yazar ile eser
arasındaki intibakı daha kolay sağlamak için bu türden bilgilere her zaman
ihtiyaç duyulur. Maksat hâsıl olduğuna göre Harman Zamanı na geçebiliriz
Harman Zamanı (Roza Yay., İst., 2012) bir hikâye kitabı.
Eserde, temaları genellikle Anadolu dan alınmış 22 kısa hikâye bulunuyor.
Yazarın kaynağı Anadolu (Nevşehir, Aksaray vb.) olunca, bizde uyanan çağrışım
ister istemez sükûnet hâli oluyor. Sükûn sökün ediyor. Ne de olsa yavaştır
hayat orada; yoktur karmaşa, kargaşa
Bunu mekânın sunuluşundan kolaylıkla anlayabiliriz. İşte
birkaç mekân cümlesi: küçük, sessiz, sakin bir kazada kıt kanaat geçinen
biriydim. Kamyon veya dolmuşla şehre gitmek her zaman heyecan verirdi. ( )
Hâlbuki kasaba hayatı insana sükûn verirdi. Çayır mahallesinde, bir ara
sokakta ikamet ettiğimiz günlerdi.
Mekânla kahraman arasındaki uyum ve ilişki oldukça sıkı
fıkıdır. Buna göre, Harman Zamanı nda karşımıza çıkan haritanın ücra
mekânlarında yaşayacak hikâye kahramanlarımız da muhakkak kıyının köşenin
efendisi olacaktır. Bu manidar cümleyle birlikte karşımıza destan satıcıları,
kamyoncular, patates üreticileri, kulaklarını asfalta dayayan çocuklar, yani
haylazlarla, yaramazlarla çıkıverir. Haydi bir düzine miktarınca da özel isim
sayalım: Kör Sahre, Ömer Abi, Nail, Namık, Hacı Mehmet Ağa, Nebile Kadın,
Mevlut Bey, Mesut Öğretmen, Murtaza, Bilal Efendi, Hüseyin Bey, Hakkı Bey,
Sinan, Soner, Safinaz, Filiz Kız, Fadime, Sait, Fehmi, Halo, Yıldız, Hamzaoğlu
Mustafa, Mehmet Ağa, Emine Kadın, Şule Hanım, Nazife Hanım, Halime Kadın Hemen
hepsi sıradan insanlar, halktan kahramanlar
Mekân ile şahıslar kadrosu arasındaki bu kesişim,
hikâyelerin ruhunu elbette belirliyor. Hangi duygu atmosferi anlatılırsa
anlatılsın, korku, acı, çile, ıstırap, ölüm yahut kalım, hemen hepsinde duru
bir ruh ortamı sizi çekip çeviriyor.
Bütün bunlar, Osman Aytekin e durum yahut çağrışım
hikâyeleri değil, olaya dayalı klâsik tarz ile içli dışlı metinler yazdırıyor.
Olaya dayalı, evet ama kovalayan yok, orada sindire sindire yaşayabilir;
okumalarınızı bir huzur saltanatına çevirebilirsiniz.
Olay, mekân ve kişiler gibi temel bağlamlar üzerinden
giderek Osman Aytekin in hikâyelerinden çıkarılabilecek izlenimleri kalın bir
çizgi halinde belirttikten sonra bir adım daha atalım ve kitapta
karşılaştığımız bazı anlatım teknikleri üzerine gözlemlerimizi kaydedelim.
Süsü püsü sevmiyor yazar. Sade bir girişle kuşatıveriyor
okuru. Mesela şöyle deyiveriyor: Belediye binasına yakın, meydanlığa bakan
kahvenin önünde oturuyoruz İşte bir başka pürüzsüz giriş cümlesi: Timur Bey,
gazeteleri gözden geçiriyordu. Bu ve benzeri ifadeleriyle, Çehov u çağırıyor
Osman Aytekin!
Romantik müdahalelere maruz bırakıyor anlatıcı kendisini.
Şunun için böyle bir tutum hoş görülebilir: Okuru olaya dâhil etmek, müdahil
etmek. Bunun için önce kahramanlarla okur arasına anlatıcı olarak kendisi
giriyor. Hani bunu da ustaca yapıyor: İnanılacak gibi değil ancak her nasılsa
Halime kadın bu kokuya dayanıyordu. Bazı insanlar demek kokulara kendilerini
teslim ediyorlar ve bağımlı hale geliyorlardı. Tinerciler, baliciler ve diğer
madde bağımlıları gibi. Halo sanırım karasevdaya tutulmuştu. Ne feci bir
şeydi bu karasevda. Bunu ancak çeken bilebilirdi. Bir zamanlar benim de başıma
böylesi bir durum gelmişti.
Osman Aytekin nasıl sade anlatımıyla Çehov a akraba
oluyorsa, romantik müdahale seanslarında da Ahmet Mithat Efendi yle sohbet
ettiriyor. Bir farkla, Osman Aytekin nasihat etmiyor
Usta yazarımız şuna benzer cümlelerde ise bir Dede Korkut
edasıyla boy boyluyor soy soyluyor: Günler geldi geçti, aylar aktı gitti.
Yılılar yılları kovaladı. Gitmişti bir kez. Güzel günler muştusuna vurgun
yüreğiyle. ( ) Ne günler, aylar geçti. Silahlar patladı, insanlar yandı;
yıkıldı, kavruldu, mahvoldu. Gözlerden kâh gözyaşı kâh sevinçler aktı.
Yer Altı Dehlizinde, Kırık Denizlerde Sandalda Bir Yürek,
Güzellikler İçinde Giden Adam, Hülya Kuaförü, Hayatı Değiştiren Ölümler, Kuba
Sokağı nda Bir Gece Birbirinden ilginç hikâyeler Harman Zamanı hakkında
söylenecek daha çok şey var. Ama her şeyi de biz söylemeyelim; varın okuyun bu
kitabı, biraz da kendiniz keşfedin